Makale

NİMETTEKİ İLAHÎ MATEMATİK: Bereket

DİN VE HAYAT

NİMETTEKİ İLAHÎ MATEMATİK: Bereket

Harun Dündar KARAHAN

Sınırsız ve ölçüsüz tüketim anlayışının yaygınlaşmasıyla birlikte belleklerden silinmeye başlayan değerlerden biri de bereket kavramıdır. Günümüz insanının hayata, zamana, kazanca ve sahip olduğu bütün nimetlere karşı algısı değişmiştir. Artık “bereketli bir hayat” düşüncesinin yerini “uzun ömür”, “bereketli kazanç” düşüncesinin yerini ise “bol kazanç” fikri almıştır.
Tüketim, modern toplumun ihtiyacına karşılık kullanılmaktan ziyade günümüz toplumlarında bir hayat biçimi ve yaşama kalitesi olarak algılanmaktadır. Hesapsız tüketerek varlık dünyasında yerini almaya çalışan insan, esasında sadece sahip olduğu serveti değil, eşyanın bereketini de tüketmektedir.
Kemiyetin ve maddi ölçülebilirliğin önemli olduğu günümüz toplumlarında rızık, rahmet, hayır, nimet, ihsan, ikram, kerem, feyiz gibi bereketi ifade eden kavramların anlaşılması da ne yazık ki güçleşmektedir. İnsan zihninin maddeye bakışı zamanla Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarına ve esmasına da bakışını etkilemiştir. Bir tarafta engin rahmeti ile bütün mahlûkatı Rezzak ismi ile çepeçevre kuşatmış olan Allah (c.c.)’ın hesapsız rızıklandırması, diğer tarafta ise her şeyin iki kere iki dört eder derecesinde hesaba dayalı paylaşımı…
Hâlbuki kültürümüzde sahip olduğumuz her şeyin verimliliği ve değeri bereketli olması ile ölçülmüştür. “Ömrün bereketi”, “kazancın bereketi”, “duanın bereketi”, “sevginin bereketi”, “huzurun bereketi”, “ilmin bereketi” gibi kavramlarımız eşyayı değerlendirirken kemiyetin ötesine taşımış, onu fâni âlemin hesaplanabilirlikten çıkararak baki âlemin bir nesnesi haline getirmiştir. Anadolu irfanı, “betbereket kesildi”, “bereket kalktı’’ gibi ifadelerle eşyanın çokluğunun eksilmesinden ziyade, kullanabilme oranının, kişisel ve toplumsal faydasının kalktığını anlamıştır.
“Niceliğin egemenliğinin” her şeye damgasını vurduğu yüzyılımızda bereketi kalkan zaman, boş vakte; bereketi kalkan zenginlik, faydasız bir metaya dönüşmüştür. Evet, bereket Allah katında Cenab-ı Hakk’ın eşyaya yüklediği sırlı bir anlamdır. Az olanı bollaştıran, çok olanı faydalı hâle getiren bereket, çok işi az zamanda yapmamızı sağlayan yani izafi olan zamanı ilahî hikmet ile genişleten bir kavramdır.
Esasen ne elle tutulabilen ne gözle görülebilen bir şeydir bereket. Bereket, eşyaya ilahî hikmet nazarı ile bakan insanın görebildiği bir nimettir. Nimetin yok olmasından endişe eden, eşyaya sahip olduğunu düşünen idraklerin anlayabileceği bir şey değildir. Bereket, ancak eşyayı ilahî ikramın bir neticesi olarak gören, malı, Allah’ın verdiği bir ödünç olarak algılayan insanın anlayabileceği sırdır. Bereket, biriktirdikçe, kazandıkça artan değil, harcadıkça, paylaştıkça çoğalan ilahî bir matematik hesabıdır. Bereket, zekât gibi tanesi binlere tekabül eden bir başak tohumu (Bakara, 2/261.), Efendimiz’in (s.a.s.) ifade ettiği gibi çektikçe kaynağı açılan ve bollaşan bir su kuyusu gibidir. Kâinatta sonbaharda kuruyup, ilkbaharda meyveye duran ağaçlar; buğday gibi, üzüm gibi, nar gibi bir taneye karşılık binlerce tane veren nimetler bereketin somut ve her insanın biraz düşünerek algılayabileceği vücut bulmuş şekli değil midir?
Esasen Kur’an-ı Kerim’de bereket kavramı çok geniş bir çerçevede ele alınmıştır. Cenab-ı Hakk’ın insanlık ile son sözleşmesi olan yüce kitabımız Kur’an mübarek (bereketli) bir kitaptır (En’am, 6/92.) ve mübarek bir gecede indirilmeye başlanmıştır. (Kadr, 97/2, 3.) Yeryüzünün ilk mabedi Kâbe mübarek (bereketli) kılınmıştır. (Âl-i İmran, 3/96.) Hz. Nuh’un gemisinin karaya oturduğu yer (Hud, 11/48.), Tur dağı ve Tuva vadisi (Tâ-ha, 20/12.) ve Mescid-i Aksa’nın etrafı (İsra,17/1.) bereketli kılınmıştır. Yine Allah’ın kutlu elçileri de bütün insanlık için hem dünyada hem de ahirette varlıklarıyla bereketli kılınmıştır. Gökten inen rahmet damlaları da bereketle isimlendirilmiş (Kâf, 50/9.) böylesi bir bereketin insanlık için rızık kaynağına dönüştüğü yeryüzü de mahza bereket olarak adlandırılmıştır. (Fussılet, 41/10.)
Mallarımızın bereketi için öncelikle bol bol tövbe istiğfarda bulunmak gerekir.
Öyle ya, Cenab-ı Hakk’ın ilahî sırrı olan bereket kirli bir elde kirli bir ağızda kirli bir malda nasıl makes bulacaktır. Kul zekât ile malını kirden arındırarak arttırmayı diliyorsa, kulluğunu da bereket talebinden önce gözden geçirmeli ve günahlardan arındırmalıdır. Kur’an Hz. Nuh’un diliyle tövbe ve bereket arasındaki ilişkiyi şöyle ifade ediyor; “Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin, çünkü O, kuşkusuz bağışlayıcıdır. Üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, dünyevi servet ve evlat vermek suretiyle size yardım etsin, size bağlar bahçeler ihsan etsin ve akıp giden sular bağışlasın.” (Nuh, 71/10-11-12.) Kur`an’ın terbiyesi ile yetişen Hz. Ömer de Hz. Nuh gibi kıtlık sebebiyle yağmur duasına çıktığında sadece istiğfar etmişti. Hazır bulunanlardan bir kısmı Hz. Ömer’e: “Yağmur için dua etmediniz?” diye sorunca: “Ben semanın yağmur gelen kapılarına vurdum” dedikten sonra Hz. Nuh’un dilinden aynı ayetleri okumuştur.
Efendimiz (s.a.s.) her yeni günün sabahına günün bereketi için dua ederek başlamış çoğu insanın gafletle geçirdiği gecenin hayırlara vesile olmasını dilemiştir. Yine evlenen çiftlere “Allah evliliğinizi mübarek kılsın, üzerinize bereket indirsin, ikinizin arasını hayırda birleştirsin.” (Ebu Davud, Nikâh, 37; Tirmizi, Nikâh, 7.) diye dua ederek nikâhla gelen birlikteliği ve kutlu yürüyüşü Cenab-ı Hakk’ın gözetim ve bereketine havale etmiştir.
Efendimiz’in (s.a.s.) rızkın bereketlenmesi hususunda bir tavsiyesi de akrabaların gözetilmesidir. Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: “Rızkının genişletilmesini ve ecelinin geciktirilmesini (ömrünün uzatılmasını) arzu eden, akrabalarını görüp gözetsin.” (Buhari, Büyû’, 13; Ebu Davud, Zekât, 45.) Bu sebeple akrabalar varlıkları ile bereket kaynağı görülmüştür. Belki günümüzde bereketin azalmasının bir sebebi de sofralarımızda ve evlerimizde akrabalarımızın eksikliğidir. Sofralarımızda on rızkın dokuzunu bırakacak misafirlerimiz ne yazık ki yerini alamamaktadır. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ashabı, “Ey Allah’ın Rasulü, yiyoruz ama doymuyoruz!” deyince Peygamber Efendimiz, “Ayrı ayrı yiyor olmalısınız.” demiş, onlar, “Evet” deyince ise şöyle buyurmuştu: “Yemeği topluca yiyin ve (başlarken) Allah’ın adını anın ki, bereketli olsun.” (Ebu Davud, Et’ıme, 14; İbn Mace, Et’ıme, 17.)
Allah`ın (c.c.) insanlık için var ettiği bunca bereket kaynağı varken, niçin günümüzde insanlık bu kaynaktan istifade edememektedir? Bunun bazı sebepleri vardır. İlahî bir sır olan bereketin günümüzde kalkmasının sebeplerinin başında şüphesiz ki şükürsüzlüğümüz gelmektedir. Elinde olana odaklanan, malı biriktirmekle artacağına inan insan, Kur’an’ın tabiriyle “malı toplamayı ve biriktirmeyi çok seven insan” (Fecr, 89/20.) zamanla şükrü unutmuş ve malın niceliğini putlaştırarak maldaki ilahî sır olan bereketi kaçırmıştır. İnsana imtihan olarak verilen nimetlere karşı küfranı nimet içinde bulunmak, malı bereketlendirecek olan yüce Mevla’ya karşı da nankörlüğü ifade etmektedir. Hâlbuki Cenab-ı Hakk, İbrahim suresi 7. ayette bereketin sırrını bizlere şöyle açıklamıştı; “Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: ‘And olsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” Cenab-ı Hak nimetin şükrünü eda etmeyenleri ise Sebe halkının başına gelenleri bizlere hatırlatarak ikaz ediyor: “And olsun, Sebe halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir.” Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız.” (Sebe, 34/15-17.)
Bereket, Kur’an’da ve Rasulüllah’ın (s.a.s.) dilinde sadece maddeye hasr edilmemiştir. Zaman da insanoğlunun kıymetini anlamadığı ve bereketini kaçırdığı nimetlerden biridir. Kısa insan ömrünün bereketlenmesi için bazı zamanlarında bereketli olduğu bildirilmiştir. Bereketin kaynağı olan ilahî vahyin bereketi kıyamet gününe kadar her sene tekrarlanacak bin aydan daha hayırlı bir gecede indirilmiştir. (Kadir, 97/2,3.) Bu sebeple Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ümmetine zamanın bereketli anlarını kaçırmamalarını ve ömürlerini hayırla bereketlendirmelerini tavsiye etmiştir. Sabahın erken vakitleri (Ebu Davud, Cihad, 78; Darimi, Siyer, 1.), duaların ve tövbelerin müstecab olduğu gecenin son üçte biri (Buhari, Deavat, 14.) cuma günü duaların müstecab olduğu anları (Müslim, Cum’a, 13.), arefe günleri (Tirmizi, Deavat, 122.), Zilhiccenin on (zilhiccenin ilk on günü) günü (Tirmizi, Savm, 52; 1727 İbn Mace, Sıyam, 39.), insanın bütün günahlardan arınma firsatı yakaladığı ramazan günleri ve geceleri (Nesai, Sıyam, 40.) Efendimiz’in (s.a.s.) tavsiye ettiği bereketli anlardan sadece bir kaçıdır.