Makale

İnsanımsı Şeytanlar

VAHYİN AYDINLIĞINDA

İnsanımsı Şeytanlar

Doç. Dr. Halil ALTUNTAŞ
DİB Başkanlık Müşaviri

KÜRESEL ya da yerel planlı bütün terör faaliyetleri, hedef seçilen ülkelerde çıkan iç savaşlar, kitlesel ölümler ve sınır ötesi göçler, insanlığın geleceği pahasına yürütülen uyuşturucu kaçakçılığı, başkalarına ait zenginliklerin akıl almaz yollarla sömürülmesi ve daha nice ahlak dışı iş hep insan şeytanlarının marifeti. Bunları tarihteki örnekleri olan Firavun, Şeddat, Karun ve Nemrut gibilerinden daha ileri konuma yerleştiren fark, başvurdukları kötülük yöntemlerinin hesap edilemeyecek kadar çeşitlenmesi ve yaygınlaşmasıdır.
Kur’an-ı Kerim insanları iman edip etmemeleri açısından Allah merkezli ve şeytan merkezli olmak üzere iki yarı sınıflandırmaya tabi tutar. Buna göre müminler, “Allah’ın taraftarları/Hizbullah” (Mücadele, 58/22.) ve “Allah’ın dostları/evliyaullah” (Yunus, 10/62.)tırlar. Kâfirler ve onların davranış biçimlerini benimseyenler ise, “Şeytanın taraftarları/hizbuşşeytan” (Mücadele, 58/19.) ve “şeytanın dostları/evliyauşşeytan” (Nisa, 4/76.) dırlar.
Şeytanın, insanda süfli duyguları harekete geçirip onu kulluktan uzaklaştırmaktan başka hedefi yoktur; kötülüğü bilerek ve kendi iradesi ile seçmiştir. O bu yolda yalnız yürümez. Kendine yardımcı olacak tıynetteki insanları vesvese yani kötü fısıltılar ve telkin yoluyla şeytanlaştırır ve emrine amade kılar. Böyle kimseler insan suretinde fakat şeytani davranışlar ve faaliyetler içinde oldukları için ne tam şeytan, ne de tam insan kategorisinde yer alırlar. Belki ikisi arasında “insanımsı şeytanlar” diyebileceğimiz bir konumda bulunurlar. Zulüm, haksızlık, ahlaksızlık gibi kötü davranışlar ile bunların ortaya çıkacağı ortamları hazırlayan, ön ayak olan bütün birey, kuruluş, toplum, devletler tarafından temsil edilirler.
Yazının başında yer verdiğimiz ayetin (En’am, 6/112.) temel mesajı cinni olanıyla, insanımsı olanıyla şeytanın insan için düşman olduğu ve şeytanlıklarını icra etmede başvurdukları temel araç olarak süslü, göz boyayıcı, gönül çelici söz ve telkinlere başvurduklarıdır. Aynı mesaj “Bir de (şeytanlar) ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (fısıldarlar)”. (En’am, 6/113.) ayeti ile de veriliyor.
“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.” (En’am, 6/116.) buyrulmuş. İman hakikatinden mahrum kalan ya da imanı etkisizleşen insanın şeytanlaşma eğilimi güç kazanıyor. Şeytanlaşan insanın arka planında nefis ve şeytan gibi iki “üst akıl” var. Bunlardan birincisinin üssü insanın bizzat kendi içinde diğeri ise “serbest meslek” sahibi ve “seyyar” olmakla birlikte hedef seçtiği insanın damarlarına nüfuz edebilecek, ruhunun derinliklerine inerek onu etkisi altına alabilecek özelliğe sahiptir. (Ebu Davud, Sünnet, 18.) Şeytanın ele geçirip kendisine benzettiği insanlar kanlı, canlı, gözle görülür şeytanımsılar olarak aramızda dolaşırlar. Bu kimseler hakikat zannettikleri pek çok batıl inanç ve düşünceyi başkalarına da bulaştırmak için var güçleriyle çalışırlar. Fesadın yeryüzünde hayat bulması bu insanımsıların eli ile oluyor.
Hasımlarını yanlış düşünce ve anlayışlara götürmek, özgüvenlerini sarsmak için akla hayale gelmeyen yollara başvuruyorlar. Bir ölçü ve meşruiyetle kendilerini sınırlı hissetmedikleri için, yalan söylemek, iftira atmak, desisede bulunmak temel silahlarıdır. Kılıktan kılığa girmekte çok ustadırlar. İnsanların mahremlerine saygı duymazlar. Genellikle hasta ruhludurlar. Temel söylemleri iyilik peşinde olduklarıdır. (Bakara, 2/11.) Münafıklığın bütün temel karakter özelliklerine sahiptirler. Kendileri gibi şeytan ruhlularla bir araya gelince birbirlerine karşı güven tazelerler. (Bakara, 2/14.) Sahabi Ebu Zer el-Gifari diyor ki: “Bir gün Mescide girdim, Rasulüllah da oradaydı. Gidip yanına oturdum. Bana ‘Ebu Zer, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah’a sığın’ buyurdu. Ben de ‘İnsan şeytanı da var mı?’ diye sordum, ‘Evet’ dedi.” (Nesai, İstiaze, 48.) Mushaf tertibine göre Kur’an’ın en son (114. Nas) suresi, cin şeytanları gibi, insan şeytanlarından koruma konusunda Allah’a sığınılmayı öğütler. Çünkü bütün çabalarımızın üzerinde, bizi onların kötülüklerinden koruyacak olan O’dur. Kötülüğün her yanı sardığı dünya insanımsı şeytan zengini bir dünyadır. Shakespeare, “Fırtına” adlı tiyatro oyununun kahramanlarından, hava ve rüzgârı kontrol edebilen pozitif güçlü “Ariyel” isimli periye şunu söyletir: “Hell is empty, and all the devils are here!” “Cehennem boş; tüm şeytanlar burada.” (William Shakespeare, The Tempest, Act 1, Scine 2, Page 11.)
Cin şeytanları mı daha tehlikelidir, yoksa insan şeytanları mı? Bakış açısına ve duruma göre cevaplandırılabilecek bir sorudur bu. Ancak biz insan şeytanlarını merkeze alan bir yaklaşımla diyelim ki; bizim türümüzden olanlar daha tehlikelidir. Çünkü cin şeytanları fiziki görünüm, vücut dili, “bizden” olmalarının sağlayacağı güven duygusu gibi avantajlara sahip değildirler. Onların desise ve telkinden başka silahı yoktur. İnsan şeytanları ise her iki silahla donanmışlardır. Rasulüllah Efendimizin “Hikmetli konuşanların ayağınızı kaydırmasına karşı sizi uyarıyorum. Çünkü şeytan bazen dalalete götürecek sözü hakîm kimsenin dili ile ortaya koyar.” (Ebu Davud, Şerhu’s-Sünne, 9.) hadisi ile bu tehlikeye dikkat çekmiştir. İnsan suretinde olmak şeytanlık için öyle avantajlıdır ki, cin şeytanı bile bazen insan suretine girerek çalışır. O, “insan kılığına girerek karşısına çıktığı bir adama yalan haber söyler. Adam da bu haberi birilerine anlatır. Kendisine, “bunu sana kim söyledi?” diye sorulduğunda “tanımadığım bir adam” diye cevap verir.” (İbn Vehb, el-Câmi’ Fi’l-Hadis, I. Baskı, Riyad, 1995, sayı 647)
Şeytan, kılmakta olduğu namazı fesada uğratmak için Rasulüllah’a insan şeklinde görünmüş fakat başarılı olamamıştır. (Buhari, Kitabu’l-Amel fi’s-Sala, 10.) Rasulüllah’ın suretine girmesine ise izin verilmemiştir. Buyurur ki Allah Rasulü, “Kim beni rüyasında görürse gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez.” (Buhari, Ta’bir, 10.) Eğer şeytan böyle imkânı elde etmiş olsaydı , insanlar çok daha güçlü bir düşmanla karşı karşıya bulunmuş olacaklardı.
Nüzul sebebini de dikkate alarak belirtelim ki Kur’an şeytanca işler yapan insanlara, hiçbir kayıtlayıcı ifadeye yer vermeksizin doğrudan “şeytan” diye atıfta bulunmuştur. Tefsir kaynaklarının bildirdiğine göre göre Mekkeli müşrikler Medineli Müslümanlar arasında kendilerinin çok güçlü olduğu yönünde yıkıcı propaganda yapmak üzere “Nuaym” adlı birini görevlendirmiştir. Bu zatın görevini icraya başlaması üzerine Müslümanları bu propagandaya karşı uyarak ve onlara nasıl davranacaklarını gösteren şu ayet indi: “O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz, benden korkun.” (Âl-i İmran, 3/175.)
Şeytanın varlığını kabul etmeyen maddeci görüş sahipleri, onun kötülüğü sembolize eden hayal ürünü bir varlık olduğunu söyler ve sonuçta şeytan denilen şeyin insanın içindeki kötülük olduğunu, dolayısı ile şeytan diye bir şey varsa bunun “şeytanlaşmış” insan olduğunu söylerler. Bu bakış açısını desteklemek için epeyce kitap da yazılmıştır. Konu üzerine kalem oynatan yazarlardan biri kendince şöyle diyor: “Şeytanın varlığının bulunup bulunmadığı kişinin dünya görüşüne bağlıdır. Hıristiyan dünya görüşünde açıkça bir anlam ifade etmesine karşılık maddeci dünya görüşüne göre eşit derecede anlamsızdır.” (Jeffrey Burton Russel, Mephistopheles-Modern Dünyada Şeytan, [Çev. Nuri Plümer, Birinci Baskı, Kabalacı, Ocak, 2001] s. 451.) Bu görüşün yerli sürümlerinden biri de şöyle: “İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğimi fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Hâlbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizdeki şeytan yok… İçimizdeki aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…” (Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan’dan)
Böyle düşünenler gerçekte kendilerini ne kadar ikna edebildi de bu sözleri ettiler, bilemiyoruz. Ama onların yok dediğine biriler tapınıyor bile. Şeytanlaşmakla yetinmeyip, fiilen şeytana taparak doğrudan şeytan olmaya yeltenen “Satanistler”den söz ediyorum.