Makale

Yaşayan Camilerimiz

GÜNDEM

Yaşayan Camilerimiz

Selahaddin ÇELEBİ
Cami Hizmetleri Daire Başkanı

Her şey dua ile başladı. Yüce Allah, Hz. Âdem ve Havva’nın duasını kabul etti. Ve Cebrail (a.s.)’i gönderdi. Cebrail (a.s)’in tarifi üzere Hz. Âdem ve Havva validemiz, yeryüzünün ilk evi, ilk mabedi Kâbe’yi inşa etti. “Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemlere bir hidayet ve bir bereket kaynağı olan Mekke’deki evdir.” (Âl-i İmran, 3/96) Yüce Allah oraya beyti “evim” dedi ve O gün bu gündür insanlar da ‘’Allahın evi‘’ manasına gelen Beytullah dediler. (Bakara, 2/125.) Böylece mabedin, caminin tarihi, ilk insan, ilk peygamberle başlamış oldu.
Yüce Allah’ın yeryüzünde en çok sevdiği mekân; Mescid-i Haram
Âlemleri yaratan Yüce Allah, mekândan münezzeh ve müstağni olduğu hâlde mescidi harama “evim” diyerek ona kutsiyet atfetti. “(Ey Nebi! Hatırlar mısın?) Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için evimi temiz tut.” (Hac, 22/26.) Hz. Âdem’den itibaren mescidi haramı ziyarete gelenler de “duyufurrahman - Rahmanın misafirleri” olarak kabul edildi. (İbn Mace, Menasik, 5.)
İnsanoğlunun çoğalmasıyla birlikte yeryüzünün her tarafında “beytullah”ın şubeleri niteliğinde olan camiler açıldı. Mahalle, köy, kasaba, şehir derken yeryüzü camilerle doldu. Şehirlerin Allah’a en sevimli mekânları camiler oldu. (Müslim, Mesacid, 288.) Bugün bir araya gelip namazlarımızı eda ettiğimiz birlik, beraberlik ve kardeşlik mekânı camilerimiz, ister şehrin merkezinde, ister kenar bir mahallede olsun “Allah’ın evinin” şubeleridir.
Birlik mekânı camilerimiz
Camiler, bizi toplayan, bir araya getiren, Allah’ın huzurunda saf tuttuğumuz ulu mabetlerdir. Hakk’ın huzuruna çıktığımız, gayrıyı unuttuğumuz en müstesna mekânlardır. İnsanı Allah’a yakınlaştıran secdenin cemaatle hep birlikte eda edildiği ulvi mekânlardır. Camiler, “ben”i “biz”; “ferdi” “cemaat” hâline getirir. Toplum, günde beş vakit camide buluşarak, aynı duygu ve hedef birliğine sahip olarak cemaat hâline gelir. Önce bedenler bir araya gelir, ardından ruhlar ünsiyet eder. Gönül dünyaları bir olur ve aynı duygu, aynı ufuk heyecanı sarar cemaati.
Fertten cemaate, cemaatten ümmete camilerimiz
Dağılanı, kaybolanı toplar, bir araya getirir cami. İstikametten sapanı hizaya getirir. İnsanı kendiyle ve Yüce Allah ile buluşturur. Fertler dizilir safa bütün nezaket ve nezahetiyle. Kalabalıkların ürküttüğü bir dünyada huzur ve sükûnun merkezi olur Kâbe’nin şubesi camiler. İnsan, camilerde bir araya gelmenin, sık ve düzgün saflarda, omuz omuza durmanın hazzını yaşar. Yalnızlığımızı gideren ve büyük bir ümmetin ferdi olduğumuz duygusunu iliklerimize kadar hissettirir camiler. Modern zamanların yalnızlık derdine camiler huzurlu kalabalıklarla derman olur.
Toplumu kirden arındırır camiler. Sezai Karakoç’un ifadesiyle; “Cami, bir emme basma tulumba gibi halkın içinden müminleri toplar, sonra onları yerine dağıtır. Böylece halkın imanı tazelenir ve her zaman dipdiri kalır.” (Sezai Karakoç, Sütun, 522.) Camilerin günlük, haftalık rutinleri vardır. Ama her rutin camide yeni bir başlangıcın adıdır.
“El-Cami” Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biridir. İstediğini istediği zaman, istediği yerde toplayan Yüce Allah, geleceğinde kuşku bulunmayan günde insanları bir araya toplayacağı gibi, müminleri camide bir araya getirir . (Âl-i İmran, 3/9.) Camiler hiç yılmaz bu görevi yerine getirmekten.
Bizleri bir araya toplayan cami, önce bizi cemaat haline getirir ve ardından ümmet olma duygusunu aşılar. Zira cami, ümmetin ortak bilinç alanıdır. Ortak eylemi; namazdır, duadır. Haftalık cuma hutbeleriyle çizilen yol, müminlerin sıratı müstekımidir. Ufka cemaat olarak bakılan mekândır cami. Bir’den bize geçebilmenin adıdır cami.
Medeniyet merkezi camilerimiz
Medeniyet insanla başlar. Kâbe yani mabet, Yüce Allah’ın halifesi olan insanın yeryüzündeki ilk eseridir. Bu muazzam mabet Yüce Allah’ın, yeryüzünü imar edecek, köyler, kasabalar, şehirler kuracak insana gösterdiği bir yol haritasıdır. Önce mabet inşa edilecek, ardından mabedin etrafında halka halka şehirler kurulacak. Tıpkı sevgili peygamberimizin Yesrib’i, medeniyet şehri Medine’ye dönüştürürken izlediği yol gibi.
Yalnızca camiler değil, hayatımızın tamamını kuşatan sosyal müesseselerimizin neredeyse bütünü ince bir zevk ürünüdür. Camiler, yerleşim yerlerinin ilk dikkat çekip görünen ve daima ziyaret edilen mekânlarıdır. Evler sıvasız, boyasız, kırık dökük de olsa Allah’ın evleri şehirlerin en güzel mekânlarıdır. İbadet aşkıyla inşa ve imar edilen camilerimiz daima en bakımlı mekânlar olagelmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar, ‘’Beş Şehir” kitabında şöyle anlatır: “Cetlerimiz inşa etmiyorlar, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini hepsi Yeşil’de dua eder, Muradiye’de düşünür ve Yıldırım’da harekete hazır, göklerin derinliğine susamış bir kartal hamlesiyle ovanın üstünde bekler. Hepsinde tek bir ruh terennüm eder.” (A. Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, MEB Yay. İST.1992, sh. 130.)
Diriliş mekânı camilerimiz
Yaşadığımız hayat menzile giden bir duraktır. Cami, bizi menzile ulaştırmak için bütün yorgunluğumuzu alır. Her defasında adeta yeniden diriltir. Rahmet elçisi peygamberimizin camiden, cemaatten uzak kalanlara ikazı çok açıktır: Dirilişin önündeki her türlü engeli kaldırmak istercesine Hz. Peygamber camiye, namaza davet eder. Camiye gelmeyeni arayıp sorar. Hz. Peygamber önce camiyi imar eder ki; cami de toplumu inşa etsin. “Camilerimiz vücutlarıyla yavaş yavaş canlandırılmaktadır. Her caminin bir de ruhu vardır. Yalnız camilerin bedenlerini, vücutlarını onarmak yetmez, ruhlarını da diriltmek, dimdik ayağa kaldırmak gerekir.” (Sezai Karakoç, Sütun ll, s. 502, İst.) Caminin bizi diriltmesi için caminin cemaati olmalı ve bizi eğitmesine imkân tanımalıyız. “Karanlık gecelerde camilere yürüyerek giden kimselere kıyamet gününde tam bir nura kavuşacaklarını müjdeleyiniz.” (Ebu Davud, Salat, 50; Tirmizi, Salat, 166; İbn Mace, Mesacid, 15.)
Sevgili peygamberimizin davetine kulak verip maneviyatımızı ve düşünce dünyamızı inşa ettiğimiz camilerimizin kapısını gece gündüz çalmalıyız.
Bir camiye gönül bağlayıp cemaat olabilmek
Müminin hayatı ibadet merkezlidir. Zira hayat, Allah’ın verdiği en büyük nimettir insana. Bu nimetin farkında olan insan, ömrünü rıza-yı bari peşinde geçirir. Ne büyük nimettir gönlün camiye bağlı kalması, onsuz yaşayamaması. Ne büyük bahtiyarlıktır, bir vakit gitmediğinizde sizi arayacak, soracak dostlarınızın olması. Modern hayatın ferdiyetçiliğine inat, insan fıtratının haykırışıdır cami ve cemaat.
Sevgili peygamberimiz bir hadislerinde kıyamette, hesap anında Yüce Allah’ın himayesinde olan, O’nun ilgi, alaka ve özel ikramına mazhar olacak yedi sınıftan bahseder. Onlardan biri de; kalbi camilere, mescitlere bağlı olan kişidir. (Buhari, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudud 19; Müslim, Zekât, 91.) “Kalbi mescitlere bağlı olmak” ifadesi kişinin kalbini meşgul eden en önemli iş olarak camiye bağlılığı ifade eder. Zira cami, zikirle kalpleri mutmain eder, namazla toplumu arındırır, huzur-ı ilahîde müminleri cem eder.
Camiyi inşa eden kitap ve toplumu inşa eden cami
Kur’an-ı Kerim inkârcıların mescitleri imara yanaşmayacaklarını ifade ederken, ancak müminlerin bu ulvi vazifeyi yerine getireceklerini bildiriyor. “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” (Tevbe, 9/18.) Sevgili peygamberimiz mescit inşasına verdiği değeri, Medine’ye hicret ederken konakladığı yerde bir mescit inşa etmekle göstermiş. “Kim Allah rızası için bir mescit inşa ederse, Yüce Allah da ona cennette bir köşk ihsan eder.” (Müslim, Mesacid, 25.) buyurmuştur.
Kur’an’ın teşvikiyle inşa edilen cami, kadim zamanlardan beri içinde kitabı barındırmıştır. Cami ve kitap birbirine yakışan iki güzel kelimedir. Kitabı getiren rasuller camide önder olmuş, ilahî kitaplar ise rasullerin elinde halka rehberlik yapmıştır.
İlim halkaları İslam’ın ilk müessesesi olan camilerde oluşmuştur. Camiler namaz kılınıp hemen terkedilen mekânlar olmamıştır. İçinde nefes alınmış, nefes verilmiştir. En derin ilmî mevzular ilmî liyakat içinde ele alınmış ve camilerde vuzuha kavuşturulmuştur.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, camilerde yürütülen din hizmetinin daha etkili ve verimli hâle gelmesi için, 2016 yılının başında, kütüphane bulunmayan camilerde kütüphane oluşturmak, kütüphanesi olan camilerde ise mevcut kütüphaneyi zenginleştirmek maksadıyla bir çalışma başlatılmıştır. (13.01.2016 tarihli 1796 sayılı Genelge) Bu seneki camiler haftasının konusu da “Cami ve Kitap” olarak belirlenmiştir.
Camide beş vakit ezan ve her vakit kitap okunur. Camiler, hafızların gönüllerinde sakladıkları gibi Kur’an’ı muhafaza eder. Gün boyu okunan ezan ve Kur’an diriltir ölü bedenleri ve yeniden can verir insana: Terazi tutan eller yanılmasın, , duygular, düşünceler temiz kalsın, iyi eş, iyi arkadaş, iyi komşu olsun diye... Cami, insanı “Hz. İnsan”, toplumu, “huzurlu toplum” hâline getirmek için canlı bir organizma gibi nefes alır ve nefes verir topluma. Velhasıl meşrutasıyla diriye hizmet eder, haziresiyle mevtaya kucak açar cami.
Biz kitap medeniyetinin çocukları, camiyi hiçbir zaman kitaptan ayrı düşünemeyiz.
“Bizde ayrı sayılmaz bir kitap, bir mihraptan;
Ki uğuldar kubbemiz, ”oku!” diyen hitaptan!” (Arif Nihat Asya, Kütüphaneciler Marşı.)
Bizim camilerimiz, “Oku” diyen bir kitabın içinde daima yankılandığı mekânlardır.
Ve “oku” diye başlayan kitapların anası “ümmü-l kitap- Kur’an” okunur camide. Okunur hayat ve memat, aşk ve vecd içinde.