Makale

Fatma Bilezikçi: Çocuğunuzla iyilik yapın. Bu hem çocuğu eğitecek hem de çocuğa şükretmeyi öğretecek.

Fatma Bilezikçi:
Çocuğunuzla iyilik yapın. Bu hem çocuğu eğitecek hem de çocuğa şükretmeyi öğretecek.

Söyleşi: Ali AYGÜN

20 yıldır her pazartesi ve perşembe günü, eşinizle birlikte Ankara’nın Yeşilöz Mahallesinde 300 kişilik yemek organize ederek yaşlı, engelli, dul ve yetimlerin evlerine yemek ulaştırıyorsunuz, ekmek dağıtımında bulunuyorsunuz, bu güzel geleneğe nasıl başladığınızı anlatır mısınız?
Nejat Bilezikçi: Öncelikle bize böyle bir fırsat verdiğiniz için teşekkür ederiz, Allah razı olsun. İyiliğin bu toplumda yaygınlaşması için, iyilikten insanların zevk alması için bu tür haberlerin, organizasyonların mutlaka bilinmesi gerekiyor. Çünkü bu, hayatın gerçekten tadı. Bunu tattığınız zaman hayatın diğer tatlarının hiçbir anlamı olmadığını anlıyorsunuz. Bu neticede Allah’a kulluğa itiyor. Hamdolsun Rabbim bize bunu tattırdı. Bu takriben 20 yıllık serüven kayınpederimle başlayan, Kur’an kursunun ekmek ihtiyacını gidermek için başlayan bir hareket. Sonra ekmek fazla gelince bakıyor ki kayınpederim, çevredeki insanlar da talep ediyor. Fırınlarda çok ekmek artıyor, ekmekler israf oluyor, bir işe yaramıyor, böyle başladı bu iş. Bir araba, iki araba, üç araba derken sonra ben de dahil oldum kayınpederimle birlikte bu işe. Beraber ekmek dağıtmaya başladık.
Bu hayır işinizde size kimler yardımcı oluyor?
Fatma Bilezikçi: Babamın hâli vakti yerinde arkadaşları da destek vermeye başladılar. Sana araba alalım demeye başladılar. Babam kendisi küçük bir araba aldı. Ama o yetmedi. Sonra 2 araba daha alarak ekmek dağıtımına devam etti.
Nejat Bikezikçi: Kayınpederimin arkadaşları bu işe daha fazla nasıl katkıda bulunuruz diye düşünüyorlar, her biri aracın aylık yakıt ve şoför giderlerini karşılayarak bu hayır işine destek oluyorlar. Yapılan işleri görüp bildikleri için bu şekilde destek olmaya devam ediyorlar. Bu işe ön ayak olan bir grup var; bilinmeyen, görünmeyen kahraman onlar gerçekten.
Fatma Bilezikçi: Asıl kahraman onlar. Bir ihtiyacınız olduğu zaman beni mutlaka arayın, derler. Mesela bir yetim evlenecek. Sadece ekmek değil, bir sürü yetim ailelerimiz var. Biz bunların her şeyiyle ilgileniyoruz maddi manevi. Yılsonu tatilini dahi düşünüyoruz. Doğum günlerini bile biz yapıyoruz.
Aşevi dışında başka yardım faaliyetleriniz var mı?
Nejat Bilezikçi: Ekmekle poğaça işimiz var. Kızılay’da bir kurum 10 seneden fazladır satılmayan poğaça, tahinli çörek, kır pidesi… hepsini bana biriktirirler, her gün 3-4 poşet. Biz almazsak çöpe atıyorlar çünkü hiçbir işe yaramıyor. Almazsanız ekmekler, poğaçalar çöpe gidiyor. Yakınımızda bir lokanta var şirketlere yemek yapıyor. Artan yemeklerini bize veriyor. Biz de Suriyeli kardeşlerimize götürüyoruz. Onlar da bizim yemeklerimize alıştılar.
Ekmek, simit ana iş. Sonra iftarlar aklımıza geldi. Hoca hanıma bir gün dedim ki, bizim de yetimlerimiz var biz neden gitmiyoruz, evimizde yalnız başımıza iftar ediyoruz. Çalalım kapıyı yarım saat önceden gidelim götürelim yemeğimizi hem evleri şenlensin. Rencide olurlar, utanırlar dedi. Burada iftar yapalım dedik. Evin bahçesi o zaman bomboş, hem başkasına ait ve bahçede hiçbir şey yok. Çadır kurduk, içine mutfak. Komşularla birlikte yemek yaptık. 30 gün boyunca 80-90 yetim, garip ailemizle bize katkıda bulunanlar, komşularımız davetlimiz oldu. İftarlardan o kadar zevk alıyoruz ki yukardan ben balkondan bakıyorum ramazanda, gelecek ramazanı özlüyoruz. Hoca hanımla dedik ki biz ramazanı mı bekleyeceğiz bir sene boyunca.
Fatma Bilezikçi: Ramazanda aldığımız hazzı ramazanın dışına taşımak için ne yapabiliriz dedim. Tefsir grubumuz var onlara açtım bu düşüncemi. Baktım onlar da bunu istiyorlar. Bir aşevi açabilsek, hayal kuruyoruz. Belediyenin daha önce bu konuda bir tecrübesi olmuştu. Ancak yürümemişti. Biz bir yer kiralayarak hemen başladık. Baktık ki yemeklerimiz ev yemeği, etli, çok güzel oluyor. Herkes çok beğendi.
Nejat Bilezikçi: Aşevini açmamız çok hayra vesile oldu. Gariplere, yetimlere yemek götürürüz diye düşünürken bilmediğimiz, farkında olmadığımız yaşlı, hasta, yemek yapamayan komşularımızı fark ettik. Alzheimer hastası komşularımıza bir sene boyunca yemek götürdük.
Aşevi; mahalledeki komşuların birbirini daha iyi tanımasına, birbirinden haberdar olmasına da vesile olmuş oldu.
Nejat Bilezikçi: Kesinlikle…
Fatma Bilezikçi: Şimdi hayır kurumları bizi arıyor. Filan yerde yaşlı bir kadın var, gidip yemek verebilir misiniz? Aslında benim arzum bütün derneklerin ufak bir mutfakları olsun, etraflarındaki yaşlı, hasta, yemek yapamayacak durumda olanlara bir kap yemek götürmeleri.
Nejat Bilezikçi: Bu işte gerçekten hasbi davranırsanız, karşınızdaki insan size güvenirse, bu işin ilk olması gerekeni para olmadığını görüyorsunuz. Para çok sonra geliyor. İnsanlar gelip sizi buluyor, yardım yapacak yer arıyor.
Bir davetlimiz bu hizmetlerin nasıl olduğunu sordu. Neler aldığımızı anlattım. Meğer kendisi bakliyat toptancısıymış. Bundan sonra aşevinin de, iftarların da bakliyatı benden dedi. 2 senedir ben her ay ihtiyacımız neyse kendisinden alırım. Diğer toptancılar da katkı vermeye başladılar.
Böylece bir iyilik zinciri oluşturmuş oldunuz.
Fatma Bilezikçi: Konu iyilik olunca, kişilerin düşüncesi ne olursa olsun, herkes katkıda bulunuyor. Yeter ki sizin samimi olduğunuzu bilsin.
Nejat Bilezikçi: İnsana hizmet ettiğinizi gördüklerinde iyilik için adeta koşuyorlar, yarışıyorlar.
Fatma Bilezikçi: Bu iyilik hareketinin en güzel tarafı hanımlara destek. Ekmekte hanımlar, poğaçada çocuklar sıraya giriyor. Hiçbir erkek gelip buradan yemek almıyor. Dul ve evine bakmak zorunda kalan maaşsız hanımlar geliyor buraya yahut çocuklarını gönderiyorlar. Yetim çocuklardan yemek almayanlar da var. Onların yemeğe ihtiyacı yok belki ama onların sevgiye, ilgiye, güvenebileceği bir insana ihtiyacı var. Bu aileleri de ziyaret ediyoruz. Arkadaşlarımızla gidip ne ihtiyaçları varsa gidermeye çalışıyoruz. Kızılcahamam’da sırf bu aileler için bir ev kiraladık. Kirasını bir kardeşimiz ödüyor. Evi dayadık döşedik. O aileler gidip orda tatillerini yapıyorlar. Ama bizimle birlikte gitmek istiyorlar, yalnız değil. Çünkü Nejat’ı bir anlamda baba yerine koymuşlar.
Bu hayır işini gerçekleştirirken çevrenizden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Nejat Bilezikçi: Çok olumlu, inanın bana o kadar olumlu, herkes böyle gıpta ile bakıyor. Örneğin ramazan iftarlarının şöyle bir yönü var: Misafirler, “Ben zekât dağıtmak istiyorum.” diyorlar. Onlarla zekat verecekleri kişileri buluşturuyor, kendi elleriyle zekatlarını vermelerini sağlıyoruz.
Fatma Bilezikçi: Ramazanın dışında dışarıda nadiren yemek veriyoruz. Mesela yetimleri ayda bir veya iki ayda bir kahvaltıya almaya çalışıyoruz. Ama ramazanda burası çok yoğun oluyor.
Nejat Bilezikçi: Yani ramazanın ilk günü geleneksel hâle geldi, komşular geliyor iftara. Ramazanın ilk gününü onlara ayırıyoruz. Bütün komşularımız geliyor.
Fatma Bilezikçi: Tabii burada merak da var. Komşular, çocuklar merak ediyor. Komşu çocukları büyüklerden daha fazla ilgi duyuyorlar. “Biz de gelebilir miyiz?”, “Biz ne zaman geleceğiz?”, “Siz burada ne yapıyorsunuz?” diye sürekli soruyorlar. Düşünüyorum, bu çocuklar büyüdüğü zaman bunlar güzel bir anı olarak kalacak onlarda.
Türkiye Diyanet Vakfı’nın iyilik ödüllerinden birine layık görüldünüz. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Nejat Bilezikçi: Allah razı olsun. Rüya gibiydi bu. İyiliğin ödüllendirilmesi bize rüya gibi geldi. İyilik de ödüllendiriliyormuş. Bunu bilmek, bunu yaşamak çok güzel. Rüya gibi…
Fatma Bilezikçi: Ödül almak çok güzel ama biz asıl ödülü bildiğimiz için bu bize sadece teşvik oldu.
Nejat Bilezikçi: Ben bu işin yayılmasını da istiyorum. Keşke her mahallede her sokakta olsa. Bu işin hiçbir maddi külfeti yok bana. Allah nasip etti buranın mülkiyetini aldık. Allah’a çok şükür.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Nejat Bilezikçi: Allah razı olsun. Kapımız size her zaman açık, gelin yemeğimizi yiyin, birlikte ekmek dağıtalım.
Fatma Bilezikçi: İyilik bizim hayat tarzımız diyebilirim. Yani benim altı yaşından beri baba ve annemle birlikte yaptığım şey. Bizim hayatımız bu zaten. Daha başka bir hayat bizim için olmadı, biz iyilikle hayat bulduk. Anne, baba ve çocuklar birlikte iyilik yapma hareketinde bulunmalılar. Bu o kadar önemli ki… Çocuk gelişimciler, çocuğunuzla birlikte kek, pasta yapın diyorlar. Çocuğunuzla iyilik de yapın. Asıl önemli şey bu. Çünkü bu, çocuğu hem terbiye edecek, hem de çocuğa şükretmeyi öğretecek. Birçok yönden iyiliği öğretmeliyiz çocuklarımıza, çünkü iyiliksiz yaşanılmaz…