Makale

Kültürümüzde KAPI ve ÖGELERİ

Kültürümüzde
KAPI ve ÖGELERİ

Mustafa Bektaşoğlu

Çağımızın insanı, büyük bahçeleri, büyük kapıları, sofaları, köşkleri, balkonları olan eski Türk evlerinde oturmuyor artık. Günümüzün gerçekleri, o evlerin büyük aile düzenini bölmüş; evler apartmanlara, apartmanlar blok apartmanlara ve sitelere dönüşmüştür. Bu bakımdan her çağın gerçeklerini olduğu gibi kabullenmek gerekmektedir. Ama bu, eski Türk evlerinin özelliklerini, güzellik sırlarını, evi ev yapan etik ve estetik elemanlarını bilmemize ve bunlardan yararlanmamıza engel olmamalıdır.
Kapı, etrafı kapalı bir yere, bir bina veya odaya girip çıkmak için lüzumunda açılıp kapanacak surette, hareketli kanatlara sahip bulunan boşluklara denir. Kapılar, ait oldukları binalara göre muhtelif büyüklük ve şekilde yapıldıkları gibi, o binaya nispeten de isim alırlar; ev kapısı, oda kapısı, konak kapısı, sokak kapısı, saray kapısı, kale kapısı, minare kapısı, han kapısı, hamam kapısı, ahır kapısı, bahçe kapısı, Kâbe kapısı... gibi.
Kapılar, insanlık tarihi kadar eskidir. Önce şehir kapıları, sonra tapınak, saray kapılarından başlayan bu uzun hikâye, evlerin, odaların kapılarına kadar uzanır. Tarihte görülmüş en büyük kapılar şehir kapılarıdır. Mezopotamya’dan başlayıp Anadolu medeniyetlerine, Eski Yu- nan’a, Çin’e, oradan da Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar uzanan zaman diliminde, şehirlerin birer simgesi olmuşlardır. Mardin kapısı, Diyarbakır Kalesi üzerindeki Urfa kapısı, Topkapı ve Edirnekapı şehir kapılarına verilebilecek önemli örneklerdir.
Her kapının ardında farklı bir dünya vardır. Kapı yüzleri ise, bu dünyanın simgesidir. İçinde barındırdığı her şeyi bu yüzlerde görebilirsiniz. Zamanın, içindeki insanların, yaşanmış birçok şeyin işaretidir bu yüzler.
Her ne kadar içlerinde bir dünya barındırıyorlarsa da, dış dünyaya açılan yüzleri birer simgedir. İçinde yaşananların dışa vurumudur. Bu dünyaların izleri, kapının malzemesiyle, tokmaklarıyla, menteşeleriyle ve diğer aksesuarlarıyla yüzlerde kendini belli eder. Tokmaklarda kullanılan bronz, pirinç, demir, porselen, kristal ya da ahşap gibi, malzemeler ve işlenişleri, tarihî bir çerçevede değerlendirildiğinde, her biri belki de birer sanatsal zenginliğin göstergesidir. Menteşeler hep içeri, iç dünyaların gizemine doğru açılır. Eşiğiyle, kilidiyle, ziliyle, ardında yaşayan güzellikleri ve zarafetiyle zengin bir şölen sunar görenlere...
Kapı, bazen bir mekânın adı olmuş "kapı" denmiş Osmanlı’da; kapı halkı, kapıkulu askerleri, kapı ağası, kapı çuhadarı, kapı yoldaşı, kapı kethüdası, kapıya çıkmak, kapısı mükemmel vezir, devlet kapısı denmiş.
Bazen de bir deyim olup, yeni anlamlar kazanmış. Sözgelimi; "kapı kapı gezeriz", birini evde bulamazsak "kapı duvar olur". Gün gelir "kapılanırız bir yere", kapılandığımız yer bizden hoşnut kalmazsa anında "kapı dışarı" ediverirler. Kocaman, iri kıyım adamlara "kapı gibi" deriz. Bazı yüzsüzler "kapıdan kovsak bacadan girerler". Bir anda kara kedi girer insanlar arasına, barışmak için "açık kapı" bırakırız. Cesaretimiz olmazsa "kapıdan döneriz".
Kimi zaman da bir kapı görürsünüz, garip ama gülümser size... Ahşap kapılar, yer yer kurt delikleriyle meydan okumaktadır zamana. Demir kapılar, kimisi, pırıl pırıl boyalı, kimisi de hafiften pas tutmuş. Bazen de bir berberin, lokantanın kapısı oluverir, renk cümbüşüne bulanır sıcacık... (Skylife, 3/99, s.7-12) Evlerin etrafını çevreleyen bahçe duvarları ve kapıları, hatta kapı tokmakları, o zamanki aile yapısının mahremiyetini sağlayan unsurlardı. Evin dış duvarından avluya giriş kapısı "kanatlı" adıyla anılırdı. Buradan atların da girebilmesi için kapılar üç metre yüksekliğinde, iki buçuk metre genişliğinde olurdu. Bu ebattan daha küçük kapılara da rastlamak mümkündür. Kanatlı olarak adlandırılan dış kapılar, ailenin sosyal ve ekonomik durumunu gösterirler. (Ak- kurt, Yüksek Mimar-Mühendis Şerif Ali, "Kapı Tokmakları", Somuncu Baba Dergisi, sayı: 22, s. 9)
Bu kapılar Anadolu’da genellikle büyükbaş hayvanların, çoban, bekçi, bahçıvan gibi ev hizmetleriyle görevli olanların kullandığı görkemli kapılardır, içeriden, kalın ve muhkem kol demirleriyle emniyete alınmış olan bu kapıyı, evin hanımı kullanmazdı. Bu kapı genellikle arka bahçeye açılırdı. Orada; binek hayvanları için ahır, yemlik, ambar, evde çalışan erkek görevliler için yatacak yerler, hayvanları sulamak için yalaklık, çeşme ve çıkrıklı kuyu bulunurdu. Tabii ki, ağaçlar, çocukların oynayacağı küçük alanlar da...
Kapıda, büyük başlı, beyaz ya da sarı madenden, açılıp kapandıkça ses çıkaran, iri deve çanları da bulunurdu. Evin sokak kapısı, yağmurlu, karlı havalarda girenin-çıkanın ıslanmaması için zarif, küçük bir sundurma ile güvenceye alınmış, ev sahiplerinin kişiliğini yansıtan iç açıcı özelliklere haizdi. Kocaman dökme anahtarları, mıhları, tokmakları sık sık silinip parlatılan bu kapılarda, ahşapla madenin nefis uyumu göze çarpardı. Genellikle sokak kapısının sağında mermerden, sütun başlıklarını andıran bir binek taşı, evin beylerinin ata binmesi için beklerdi. (Araz, Dr. Nezihe, "Eski Evlerimiz Eski İnsanlar", Kültür ve Sanat, Halk Kültürü Özel Sayısı, 11/23-24, T. İş Bankası Yay., Ankara-1991)
Taç kapı veya portal diye de adlandırılan cümle kapısı, mimarlık tarihinin çeşitli dönemlerinde dış kütlenin en belirgin elemanıdır. Orta Asya ve İran’da karşılaşılan geleneksel cümle kapısı düzenlemesi, Anadolu Türk mimarlığında yapı tipine, malzemeye ve dönemin üslûbuna bağlı olarak gelişme gösterir. Anadolu cümle kapıları, ortalama sekiz metre yükseklikte, dört metre genişlikte ve iki metre derinliktedir. (DİA, 8/115; Arseven, Celâl Esad, Türk Sanatı Tarihi,-
Anadolu Selçuklu dönemi yapılarında en çok vurgulanan bölüm, giriş cepheleri ve bu cephelerin genellikle etrafına yerleştirilen taç kapılardır. Bu dönem taç kapıları, anıtsal görünümlerinin yanı sıra, süslemeleriyle de dikkati çeken, cepheye ve hatta bütün yapıya egemen unsurlardır.
On birinci yüzyıldan itibaren Anadolu’yu yavaş yavaş ele geçiren Selçuklular, on üçüncü yüzyıl başlarına kadar Anadolu’daki siyasî istikrarı sağlamakla uğraşmış; bu kargaşa yıllarında, imar faaliyetleri ikinci plânda kalmıştır. Ancak on üçüncü yüzyıl başlarında siyasî istikrarın sağlanmasıyla birlikte, çok sayıda cami, han, hamam, medrese, türbe vb. eserler inşa etmişlerdir. (Çakmak, Şakir, Erken Dönem Osmanlı Mimarisinde Taç- kapılar, 1-4, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara- 2001)
Kapı tokmakları
Kapı tokmakları, bugünkü karşılığı ile kapı zili ve kapı kollarının yerine kullanılmışlardır. Ana işlevleri, kapıya vurulmak yoluyla haber vermek ve çekerek kapıyı kapatmaktır. Kapı halkaları ise yalnızca kapıyı çekip kapatmaya yarar. Bu anlamda tokmaklar, halkaların daha gelişmiş bir şeklidir. Bu işlev farklılığından dolayı, halka ile tokmak aynı kapıda yer alabilmektedir. Zamanla kapı halkalarının alt kısımlarının kapıya bakan yüzünde bir çıkıntı yapılarak, halkalar kapı tokmağı yerine de kullanılmıştır.
Kapı tokmakları, eski evlerin kapılarını çalmak amacıyla, kapı kanatları üzerinde ve el yetişecek yüksekliğe konulmuştur. Bunlar, madenî bir levhaya vurularak ses çıkaran tokmaklardır. Anadolu evlerinde dövme demirden yapılmış çok güzel kapı tokmakları ve halkalarına rastlanmaktadır. Kapı üzerine yerleştirilen biri büyük, diğeri küçük tokmak vardır. Bu tokmaklara vurulunca, doğal olarak küçüklerle büyükler farklı ses çıkaracaklardır. İşte, eve gelen kadınlar küçük tokmağı, erkekler ise büyük tokmağı vurarak kapıyı çalanın kimliğini belirliyorlar ve böylece kapıyı açacak olana, gerekli önlemleri alma fırsatını veriyorlardı.
Kapı halkaları ve tokmakları, yalnızca fonksiyonları dolayısıyla değil, estetik değerleri bakımından da bir devrin sanat görüşünü, anlayışını dile getiren eserlerdir. Bir kapı halkası ve kapı tokmağı, o ev sahibinin zevkini, yaşını, nerden geldiğini, dinini ve ekonomik durumunu yansıtır. Zenginin kapı tokmağı gösterişlidir, ağırdır, süslüdür. Gereğince vurulduğunda, güçlü bir ses çıkararak misafirin geldiğini haber verir. Kapıya yakışır şekilde görkemlidir. Fakirin kapı tokmağı ise, vurulduğunda zayıf bir ses çıkarır. Sadedir, gösterişsizdir, boynu büküktür. Devrini yansıtan bu kapı tokmaklarında, Anadolu insanının içten gelen sevgi dolu, temiz ve güzel zevklerini görürüz. Bunlar sade ve çiçek motifleri ile bezemelidir.
Kapı halkaları, evlerin dışındaki cami, han, medrese, türbe gibi anıtsal yapılarda en fazla tercih edilen bir tiptir. Bu yapıların çoğunda yapı içinde sürekli oturulmadığı için, yapıya girecek kişinin, içerdekilere haber vermek gibi bir zorunluluğu yoktu. Bu tür yapılarda kapı tokmağından çok halkalara yer verilmesi, bu yüzden olabilir. Anıtsal yapılardakilerin işçiliği, evlerdekilere göre daha İnceliklidir. Halka üzerinde genellikle bezeme yapılmamıştır. Olanlar da basit zikzak şeklindedir.
Kapı tokmakları; insan eli biçimli, hayvan biçimli, bitkisel, geometrik, yazılı tip olmak üzere beş çeşittir, insan eli biçimli kapı tokmakları, Türkiye’de en yaygın tiplerin başında gelmektedir. Hepsi döküm tekniğiyle yapılmıştır. Malzeme olarak çoğunlukla tunç, az olarak da demir kullanılmıştır. El, avucunda bir top tutar şeklinde yapılmıştır. Bu tip kapı tokmakları Türkiye’ye, Avrupa’dan gelmesine rağmen en çok sevilen tiplerden biri olmuştur.
Yazılı olan kapı tokmaklarında; "ya Fettah, Hafız, lâilâhe illellah ve Muhammedün Rasulullah" gibi sanatkârane yapılmış kapı tokmakları da bulunmaktadır. (Çal, Doç. Dr. Halil, "Osmanlı Kapı Halkaları ve Kapı Tokmakları", Osmanlı Ans., c. 11, s. 275-283, Yeni Türkiye Yay)
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Türk mimarisi açısından yapılarımız ve kapılarımız estetik ve sanat ürünü şaheserlerle doludur. Ecdadımızın, evlerin girişi olarak kabul edilen kapılar üzerindeki estetik anlayışın, dışarıdan eve girilirken, göze güzellik, ruha sürür ve gönle ferahlık verecek şekilde tezyin edildiğini müşahede ediyoruz. Teknolojinin ilerlemesine rağmen, el emeği göz nuru olan ince işçiliklerin bir mislini yapmak mümkün olmamaktadır. Kaybolmaya yüz tutan bu kültür varlıklarımızı korumak ve yaşatmak, geçmişe olan hürmetimizin bir ifadesi olsa gerek.