Makale

Çanakkale Destanı

Çanakkale
Destanı
Dr. Faruk Ermemiş

Tarihin ender yetiştirdiği bir kumandan ve canlarından can vermeye hazır Mehmetçiklerle karşı karşıya geleceklerini hiç hesaba katmamışlardı.

Türk ordusu, Balkan savaşlarından sonra önemli bir zafer kazandı.
İngiltere ve Fransa, onlarla iş birliği yapan Rusya’yla birleşerek savaşın seyrini kendi lehlerine çevirmek istiyorlardı. Rus ekonomisi bu savaşın yükünü kaldıramaz duruma gelmişti. İtilâf Devletleri Osmanlı’yı devre dışı bırakmak istiyorlardı. Böylece İngiltere ve Fransa, Rus ordusuna gerekli askerî yardımı ve malzemeyi en hızlı bir biçimde ulaştırmak istiyorlardı. Kafkasya cephesinde Türk ordusu ile savaşan, orada zorlanan, bunalan Rusya’yı rahatlatmak, Türk ordusunun oradan geri çekilmesini sağlamak için, Çanakkale boğazından, İngilizler ve Fransızlar savaş gemileri ile girip geçmek istiyorlardı. Osmanlı’nın güçlü olduğu cephelerde savaş açıp, zaman ve güç kaybetmek yerine, zayıf olduğu cephelerden saldırmak istiyorlardı.
Bu tanıma en uygun yer de, onlara göre Çanakkale boğazı ve İstanbul oluyordu. 1 7 Mart tarihine kadar Çanakkale boğazına çeşitli çaplarda defalarca saldırı hareketine girişiyorlar. Fakat hiçbirinde başarılı olamıyorlar. Nihayet 18 Mart 1915 günü büyük bir saldırı yaparak, tekrar büyük bir bombardımana başlıyorlar.
İngiliz ve Fransız savaş gemileri batırılmış, tarihin en büyük yenilgisinin ilk acılarını büyük bir şokla yaşamışlardı. Boğazdan geçemeyeceklerini, Türk ordusundan çok sert bir karşılık alarak öğrenmişlerdi. Bunun üzerine Gelibolu’ya çıkarma yapmaya karar verdiler. Böylece boğazları karadan denetim altına alacaklardı. Tarihin ender yetiştirdiği bir kumandan ve canlarından can vermeye hazır Mehmetçiklerle karşı karşıya geleceklerini hiç hesaba katmamışlardı.
25 Nisan 1915’te Arıburnu’na çıkarma yapan düşman güçleri karşılarında Conkbayı- rı’nda Mustafa Kemal ile onun askerleri olan Mehmetçikleri buldular. Conkbayırı onlara mezar oldu. Bu başarı üzerine Mustafa Kemal Albaylığa yükseltildi. General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri, 6-7 Ağustos 1915’te tekrar taarruz ettiler. Anafartalar Gurubu Kumandanı Mustafa Kemal, 9-10 Ağustos 1915’te I. Anafartalar Zaferi’ni kazandı. Bu yüzden ona, Anafartalar Kahramanı denildi. Bu zaferi, 1 7 Ağustos Kireçtepe, 21 Ağus- tos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Bölgedeki direnişiyle I. Dünya Savaşı’nın kaderini değiştirdi. Savaşın uzamasına neden oldu. Bu başarılı zafer üzerine yerli ve yabancı basın
Mustafa Kemal’den övgü ile söz ettiler. Dönemin İngiliz Deniz Bakanı Churchill, bu nedenle Mustafa Kemal için; "savaşın kaderini değiştiren adam" diye söz etmiştir.
I. Dünya Savaşı Temmuz 1914’te Ekim 1918’de sona erdi. I. Dünya Savaşı’nın kanlı sayfaları arasında sekiz ay ve ondört gün süren şanla, şerefle, zaferle sona eren Çanakkale Savaşları önemli bir yer tutar. 3 Kasım 1914’te İngiliz Kruvazöründen atılan top mermileriyle, Seddülbahır cephaneliği havaya uçuyordu, ilk şehitlerimizi, 5 subay ve 81 erimizle veriyorduk. Anadolu’nun bağrından kopup gelen bu aslan, yiğit Mehmetçikler, vatanın bir karış toprağını düşmana vermemek için canlarından can veremeye Çanakkale’ye koşarak geliyorlardı. Seddülbahır’da top sesleriyle ezan sesleri, kan ile barut kokuları birbirine karışıyordu. Kahraman Mehmetçikler ve Avşecikler ölümden hiç korkmuyorlardı. Ölüm onlar için Yüce Allah’a kavuşmaktı. Adetâ aşığın maşuğuna kavuşması gibiydi. Cephedeki Mehmet Çavuş vargücüyle bağırıyor, sesi dağlardan yankılanıyordu; "Ne hakla geldiniz buralara! Dünyanın öbür ucundan. Sizi buralara çağıran mı oldu? Ne akla hizmet buralara geldiniz ey gafiller?!" diyordu.
Mehmet Çavuş’un tüfeğinin sapı kırılmış, mermileri tükenmişti. Ama yüreğinde tükenmeyen bir inanç, bir iman gücü vardı. Mehmetçiğin bu tükenmez iman gücü onun yüce ruhunda meşaleleşiyordu. Bu yüzbinlerce meşale, Çanakkale boğazının bir ucundan öbür ucuna kadar bir gökkuşağı gibi, bir ateş çemberiyle sarıyordu. Bu durum düşmanın cesa- ratini kırıp, yüreğine korku salıyordu. Kahraman Mehmetçiklerin, kahraman Ayşeciklerin bu yüksek ruh gücü, Türk ordusunu zafere taşımıştı.
Mehmetçiğin bu inanç ve iman gücünü, onlarla birlikte yaşayan, gören, bilen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu yüksek ruh hâlini "bomba sırtı olayı" ile bize şöyle anlatır (14 Mayıs 1915):
"Karşılıklı siperler arasında mesafe sekiz metre. Yani ölüm muhakkak! Birinci siperdeki- lerdekilerin hiçbiri kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerlerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenice- lecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’an-ı Kerim okuyor, cennete girmeye hazırlanıyor; bilmeyenler ise kelime-i şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur." Atatürk’ün bu anlatımından anlaşılıyor ki, Çanakkale Savaşını kazandıran, gerçekten bu yüksek iman, bu yüksek ruhtu.
Şafakla beraber korkunç savaş başladı. Savaş uzadıkça cephedeki düşman askerleriyle ilişkiler gelişiyor, birbirlerini yakından tanımaya başlıyorlardı. Türklerin yaralı düşman askerlerine gösterdiği ilgi, esirlere yapılan İnsanî yardım şaşılacak bir biçimde hayrete düşürmüştü.
Avusturya’lı Çavuş H.D. Collyer de bu ağır savaş şartlarında Türk askerinin şefkat, merhametini gösteren anılarını şöyle anlatır: "Türklerin aslında iyi kalpli insanlar olduklarını biliyorum. Bir keresinde on iki askerimiz cephede Türk Kızılayı tarafından bulunur. Esir alınmazlar. Yaraları sarılır, kendileri, sizinkiler gelip sizi alırlar, diyerek giderler. Yine bir Türk askeri yaralı ve yürüyemeyen bir askerimizi bulur, yaralarını temizleyip sarar ve onu kuytu bir yere yerleştirir. Arkadaşları tarafından bulunması gecikir endişesiyle ona yiyecek ve su bırakır."der.
Gerçekten bizim askerlerimiz Çanakkale’de çok centilmence savaşmışlardır.
Çanakkale’de kadın savaşçılar
Avusturalya ve Yeni Zelanda arşivlerinde, Anzak askerlerinin Çanakkale’de siperlerde yazdıkları günlük ve mektuplarda, kadın savaşçıların varlığından söz edilmektedir.
Örneğin: The Age adlı Avusturalya Gazetesinde 08 Eylül 1915 tarihinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır:
’Kadın keskin bir nişancı’, ’ilk günkü çarpışma da vuruldu.’
J.C. Davies adlı asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir:
’Vurulduğum 18 Mayıs günü keskin nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel, iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu. Günün uzunca bir bölümünde sürekli olarak ateş etti. Birçok adamımızı vurdu. Gün bitiminden önce Avusturalyalı bir asker tarafından vurulunca gene üzüldüm. Ölüsünü ele geçirdiğimiz de yanında bir
Türk erkeğinin cesedini bulduk. Kadının vücudunda 52 kurşun vardı. Bu savaş korkunç!"
Atatürk ölmeyi emrediyor
Türk Milletinin yüce önderi Atatürk’ün, tarihe altın harflerle geçen "Ben size taarruzu emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum" emri var.
Atatürk’ün komutasındaki Türk askeri, şanla, şerefle, kahramanca, centilmence savaşarak, Türk ve Dünya Tarihine yeni bir ibret ve gurur sayfası yazıyor, ’Çanakkale Geçilmez’ diyordu.
Savaşın sonuçları
Çanakkale Savaşları, Türk tarihinin çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bütün dünyada olduğu gibi, gerek Osmanlı Devletinin son yıllarında, gerekse yeni kurulan genç Türkiye Cumhuriyetinde derin etkiler bırakmıştı.
Bu savaşta kaybettiğimiz insan gücü, beyin gücü ülkemizin geleceği için çok büyük bir boşluk yarattı. Bu boşluk yalnız I. Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Kurtuluş Savaşı boyunca da hissedilmiştir. Kim bilir... Böyle bir savaş olmasaydı. Tanzimat dönemi boyunca Daru’l Fünun’da, Hendes-i Humayun’da Sanayi-i Nefi- se’de, Mekteb-i Mülkiye-i Şahaniye’de ve Harbi- yede ve daha nice fakültelerde yetiştirdiğimiz binlerce gencimiz şehit düşmeyecekti.
Bu savaşta nice yiğitler şehit olmuştu. Nice eli kınalı gelinler dul kalmıştı. Nice al yazmalı, gözü yaşlı, anadolu anası, yüreği dağlıyan ne çok ağıtlar yakmıştı.
insanlar ocakbaşı sohbetlerine, köy kahvelerinde saatlerce hatta günlerce bu savaştan bahsetmiş, şairler nice şiirler yazmış, paşalar anılarıyla ağlamışlar, nice yanık türküler söylenmiş!
"Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni" sözlerini kim duyarsa, yüreği acıyla sızlar, o günleri yaşar.
Millî şairimiz Mehmet Akif:
"Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
Bir hilâl uğruna, Yâ Rab, ne güneşler batıyor.
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.
Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber." dizeleriyle Çanakkale’yi böyle yorumluyordu. Çanakkale Savaşını zaferle sonuçlandıran, büyük komutan Gazi Mustafa Kemal’i, vatanı ve bayrağı için şehit ve gazi olan kahraman Mehmetçiklerimizi, Ayşeciklerimizi rahmetle, minnetle, şükranla anıyoruz. Aziz ve yüce ruhları şad olsun.