Makale

Kur'an'ın Ürperttiği Çocuk Kalbi

Seyid Ali Topal
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Kur an’ ın Ürperttiği Çocuk Kalbi

Tatil, tüm çocuklarımız için yepyeni bir Kur’an duyarlılığı edinme zamanıdır.

Haziran ayında sona eren eğitim sezonuyla birlikte, milyonlarca çocuğumuz tatile girmiş bulunuyor. Bilgi ve eğitim yuvası okullarımızda geçirdikleri bir yılı - geride bırakan yavrularımızı, bilgilerin en güzeli olan Kur’anla tanıştırmak için bu tatili güzel bir fırsat bilmeliyiz.
İnsanları doğruya ve güzele götüren bir rehber olan Kur’an, pâk olan her gönülde nasıl en güzel şekilde yerini alıyor ve ona güzellikler kazandırıyorsa; gönüllerin en berrağına sahip çocuklarımızın kalbinde de aynı şekilde yerini almalıdır. Gönülleri etkileyerek, onu kendisine çeken ve kuşatan Yüce Kitabımızı çocuklarımız tanımalı, onun heyecan verici atmosferine girmelidirler. Tatil, tüm çocuklarımız için yepyeni bir Kur’an duyarlılığı edinme zamanıdır. "Rabbimizden bize armağandır" düşüncesiyle, çocuklarımızı Kur’anla tanıştırmalı, yüce kitabımızı onların gönlüne ve gündemine taşımalıyız.
Kur’an’la tanışıp buluşan berrak ve masum çocuk gönüllerinin tadabileceği güzellikleri ifade etmesi bakımından, bir Kur’an öğretmeninin dilinden sizle- re aktaracağım şu duygu yüklü sahne oldukça manidardır:
O yaz, ilköğretimi bitirince kursumuzda almıştı soluğu. Adını sorduğumda gözlerinin içi parlayarak,
"Fatma" dedi ve ekledi: "Eğer beni hafız yapmazsanız, kayıt yaptırmak istemiyorum." Peygamberimiz, "Hâfız olanlara cennette taç giydirilecek!" buyurmuşlar çünkü!
Küçük çocuğun bu tavrı beni şaşırtmıştı. Kursun başlamasıyla birlikte, Kur’an öğrenme gayreti ve olgun tavırlarıyla herkesi kendisine hayran bırakmıştı.
Birgün: "Hocam hâfız olmak için Kur’an’ı bitirmek mi lâzım?" diye sordu.
Ben de: "Elbette hepsini ezberleyeceksin ki, "hâfız" adını alacaksın."
Bu cevabıma üzülmüş gibiydi. Bir şey demek istiyordu sanki...
Derslerim arasında onlara sadece Kur’an ezberlemekle işin bitmeyeceğini, mutlaka onu anlamanın ve uygulamanın gerektiğini hatırlatıyordum.
Fatma bazen rahatsızlanıyor ve revirde yatıyordu. Zamanla sağlığı daha da bozulmuştu.
Dersini birkaç kez aksatınca sordum:
"Ne oldu, yoksa anneni mi özledin?"
Solgun yüzü birden ciddileşmişti:
"Hayır", dedi.
"Öyleyse neden moralin bozuk? Sık sık da hastalanıyorsun!"
Gözleri dolmuştu:
"Yanlış anlamayın, inanın annemi özleyip de gitmek istediğim yok. Kursumu seviyorum.
Buraları terk edersem, Allah bana âhirette hesabını sormaz mı?"
Bu cevap karşısında şaşırmıştım.
O küçük kalbte bu ne îmandı, yâ Rabbi!
Birgün çok rahatsızlandı. Doktora götürdük; tahlillerden sonra doktor:
"Bu çocuğu ailesinin yanına gönderin." dedi.
Merakla:
"Neden?" diye sorduğumda:
Maalesef "kanser!" cevabını verdi.
Şaşkınlıktan donakalmıştım.
Durumu Fatma’ya söyleyememiştim. O ise hâlimi anlamış gibi, bana sorular sorup dikkatimi dağıtmaya çalışıyordu:
"Hocam" dedi: "Azrail, insanların canını alırken nasıldır?"
Ağlamamak için zor tuttum kendimi:
"Mü’min kullara karşı çok güzel bir sûrettedir" dedim.
Mırıldandı:
"Belki hâfız olamam ama, Kur’an’ı okuyabiliyorum ve elhamdülillah mü’minim!"
Hâfız olmak için Kur’an’ı bitirmek gerektiğini söylediğimde neden üzüldüğünü şimdi anlamıştım. Demek ki hastalığını biliyordu.
Fatmayı almak için ailesi geldiğinde o bana, mahcûbiyetle:
"Bana kızmadınız değil mi? Eğer hastalığımı söyleseydim belki kursa almazdınız!.."
"Ne demek!... Nasıl kızarım sana..." "Hem sonra hâfızlığımı bitiremedim diye sakın üzülme. Bu yola girdin ya, Rabbim sana hâfız muamelesi yapacaktır inşaallah!" dedim.
Sevinçle boynuma sarılıp:
"Gerçekten ben şimdi hâfız sayılır mıyım? Anne bak duydun değil mi?" dedi.
Sevinçten hüngür hüngür ağlıyordu.
Yâ Rabbi, bu küçücük çocuk kalbinde bu ne aşktı!
Fatma’yı memleketine uğurladık...
Bir iki hafta sonra ağırlaştığı haberi geldi. Bu arada ondan aldığım iki mektupta, hep hâ- fızlık tâcını merak ettiğini, bunun rüyalarına girdiğini yazıyordu.
Birgün telefon çaldı. Karşımdaki ağlamaklı ses Fatma’nın annesiydi...
"Hocam, Fatma’yı uğurladık. Rica etsem bir hatim okur musunuz?"
Dayanamayıp ağlamaya başladım.
Annesi telefonu kapatırken beni tesellî edercesine:
"Ölmeden önce size şunu söylememi istedi:"
"Anneciğim, hocama söyle!... Azrâil söylediğinden de güzelmiş."
Kalbi Kur’anla titreyen Fatma’nın hayali yaşlı gözlerimde canlanırken:
"Ey Rabbim! Senin kelâmın için yanıp tutuşan ve kalbi ürperen kulunu, son nefesinde yalnız bırakır mısın hiç?" diyordum.
Sevgili anne-babalar, kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimseyi, harap evin enkazına benzeten Peygamberimizin sözüne kulak verip, bu tatilde çocuklarımızın berrak, masum gönüllerini Kur’an incileriyle süsleyelim, onları harabeye benzemekten koruyalım. Masum bir çocuk kalbinin, Kur’an için beslediği bu yüce duyguları, kendi çocuklarımızın da tatmaları için çaba gösterelim.