Makale

Bir gönül kadını Samiha Ayverdi

Bir gönül kadını
Samiha Ayverdi

Hafsa Fidan

"Allah nuruna yüreğini açmamış kimse, ilmine, hünerine, san’at ve senetine rağmen yarım bir insandır... Kullar, Allah’dan uzaklaştıkları nisbette, insanlıktan da uzaklaşmış olurlar."
ilim, fikir ve kültür hayatında önemli bir şahsiyet olan Samiha Ayverdi 1905 yılında İstanbul’da doğdu.
Samiha hanım, büyüklerinden millî ve manevî değerlere bağlılığı, Türk kültür ve örfünün özelliklerini, gelenek ve görenekleri ve İçtimaî değerlerin inceliklerini alarak yetişti. Kısa süren evliliğinden bir kız çocuğu dünyaya getiren Samiha hanım daha sonra kendisini ilme, okumaya verdi. Bu derin soluklu okuma faaliyetlerinin ardından roman, hikâye, deneme, sohbet, tarih, biyografi, mensur şiir vb. bir çok dalda eserler verdi. Bir mütefekkire ve mü- rebbiye olan Ayverdi, eserleri dolayısıyla pek çok ödüller aldı. Bunlar arasında 1984 yılında Millî Kültür Vakfı tarafından verilen, "Türk Millî Kültürüne Hizmet Şeref Armağanı" ve 1988 yılında yayımlanan "Hey Gidi Günler Hey" adlı eseri üzerine, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından verilen "Yılın Dil Ödülü" nü saymakla yetinelim. Ömrünü okumaya ve yazmaya hasreden, tasavvufu bir yaşayış biçimi olarak içine sindiren, ilim ve gönül kadını Samiha Ayverdi 1993 yılında Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Eserlerinde iman, İlâhî aşk, tasavvuf, tarih, tarih şuuru, ahlâkî değerler konularını ağırlıklı olarak işleyen Ay- verdi’nin temel davası, bu toplumun manevî,
I fikrî ve tarihî tekâmülü- j ne yardımcı olmaktır. "Mesih Paşa imamı", "İnsan ve Şeytan", "Yolcu Nereye Gidiyorsun?" onun romanlarından birkaçıdır. "Yusufçuk" ve Hancı" mensur şiir kitaplarıdır. "Türk Tarihinde Osmanlı Asırları", "Millî Kültür Mes’eleleri ve Maarif Davamız", "Rahmet Kapısı", Âbide Şahsiyetler" ve "Kur’an Ahlâkı Nedir?" diğer eserleri arasındadır. Bunların dışında roman, hikâye, tarih kitabı türünde onlarca eseri, konferans metinleri ve makaleleri mevcuttur.
Samiha hanım, Türk düşünce dünyasının müstesna bir ferdidir. Onun titizlikle işlediği temel görüşlerini "iman", "İlâhî aşk", "ahlâkî yaşayış", "tarih şuuru", "millî ve manevî değerleri muhafaza" ve "vatan sevgisi" kelimeleri altında toplamak mümkün gözükmektedir. Allah’a duyduğu sonsuz aşkı, maddî olana değil manevî olana verdiği değeri, görünenin ötesinde görünmeyene olan tutkusunu ve tüm bunları bir yaşama biçimi hâline getirmeye teşvikini şu sözlerinde görmek mümkündür: "Aşk ve irfan, insan olmanın varacağı son kapı... Lâ’dan, yani bir hayal olan mâ- sivadan geçip, yalnız Allah var diyebilmek ve dile getirdiği bu kelâmı da yaşayışı ile ispat etmek değil mi?"
Ayverdi, insan için maddece ilerlemeye önem vermekle birlikte, mânânın ondan daha öncelikli olduğunu sık sık vurgulamıştır. İmanın güzelliklerini tatmamış, aşkla bir dem dahi yanmamış, manevî hasletleri gelişmemiş insanın, bilgisi olmakla birlikte, bu bilginin asıl amacının ne olduğunu unutmuş kişinin, ne dünya insanı ne ahiret insanı olamayacağını ve de ne kendine ne topluma bir faydasının dokunmayacağını dile getirmiştir. "Bilgi gelmiş tevazu gitmişse, tekniği ilerlemiş imanı yaya kalmışsa, vasıtası çoğalmış gayesi kaybolmuşsa, cemiyetin bu muvazenesi bozulmuş adamdan, faydadan çok zarar beklemesi zarurîdir."
Ayverdi eserlerinde ahlâkî meseleler üzerinde durmuş, ahlâkî zaaf ve hastalıkları ve bunların tedavisinin nasıl olacağını anlatmaya çalışmıştır. "Yalan, iftira, intikam... Bunlar ve bunlara benzer manevî illetler; insanoğlunu kemiren, küçük düşüren, ruhen yok yoksul bırakıp sefil hatta rezil eden, edna zaaflar... Tedavisi ise hem çok kolay, hem de çok güç. Çok kolay... Tevhid anlayışını kendisine rehber düzene. Çok güç... Kesrete saplanıp kalmış olana..." Ona göre insan, ahlâkî zaaflarından kurtulmaya çalışarak insan-ı kâmil olma mücadelesi vermedikçe, eylemleri de kendisine bir fayda sağlayamamaktadır. Nefsin zincirlerini parçalamadıkça, insanın hür olmasından da söz etmek anlamsızdır. "Varımızı yoğumuzu yağmalayan nefsimiz hırsını kıskıvrak bağlayamadan hür ve azad olduğumuzu iddia etmek ne kadar gülünç."
Samiha hanım, içinde yaşadığı toplumun millî ve manevî değerlerini tanıyan ve bu değerlere gönülden bağlı bir mütefekkirdi. Dil, din ve tarihi çok önemli millî kıymetler olarak vasıflandırarak, bunların ehemmiyetine dikkatleri çekiyordu. "Günlük politikaya âlet ve feda edilemeyecek üç millî kıymet vardır: Tarih, din ve dil." O, kendi toplumunun değerlerinin farkında olduğu gibi, Batı toplumları- nın da hasletlerinin farkında olarak, ideal insan ve toplum tipini sunuyordu. Ayverdi’nin Türk toplumunun dirilişi için idealize etmiş olduğu insan tipi dilinin, dinînin değerlerine sahip çıkan, tarihi ve mazisiyle barışık, toplumunun kültür, örf ve âdetlerini bilen, ilim, iman ve irfan sahibi ve bunlarla birlikte Batı’nın ilim ve tekniğine de vâkıf bir insan modeliydi. O, şarkı ilim noktasında eksik görürken garbı aşk ve irfan noktasında eksik görüyor ve hem şarkın hem garbın eksik gördüğü noktaları bir- birleriyle tamamladıklarında, ideal olana ulaşılacağını belirtiyordu. "Şark, garbın ilim metotlarını, garb da şarkın sevgi ve irfanını almadıkça, dünya dünya olamaz."
Samiha Ayverdi, ilme ve aşka âşık insan, dine ve imana bağlı Müslüman, dile ve tarihe tutkun mütefekkir, maziye bağlı bir âti düşleyen, aydın ve iç huzurunu tasavvufî yaşayışta bulan bir gönül kadını idi...