Makale

hakikatin âsıkları

Prof. Dr. Mustafa kara
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

hakikatin
âsıkları

Hakikati tanımak demek, sahte olanı bırakmak demektir.
Hakikati sevmek demek, yalan olandan uzaklaşmak demektir.
Bunları yapabilmek için dikkat edilmesi gereken şey "Hak’la bâtılı birbirine karıştırmamaktır. Bâtıla hak elbisesi giydirmemektir. Hakk’ı saklamamak, gizlememektir. (Bakara, 42)
Hakikati sevebilmek için Hakk’ı sevmek gerekir. Hakk’ı sevmenin önündeki engelleri kaldırmak, Hakk’a âşık olmanın önündeki perdeleri yırtmak gerekir. Bu perdeler nelerdir? Sorusuna doğru cevap bulabilmek için Kur’an-ı Kerim’de, Hak Te- âlâ kimleri sever sorusunu sormak gerekir, işte cevabı:
İyilik edenler, ihsan sahipleri, Tövbe edenler, Hakk’a yüzünü dönenler,
Temiz olan, içini-dışını pâk edenler,
Takva sahipleri, sorumluluklarını kavrayanlar,
Sabredenler, yanlışa karşı direnenler,
Tevekkül edenler, O’na güvenenler,
Âdil olanlar, ölçülü davrananlar.
Hak ve hakikate âşık olabilmenin engellerini başka bir soru ile de kavramak mümkündür: Allah kimleri sevmez?
Aşırı davrananlar, Bozgunculuk yapanlar,
İnat edenler,
Nankörler,
Günahta ısrar edenler, Kâfirler,
Zâlimler,
Böbürlenenler,
Küstahça davrananlar, İhanet edenler,
Kibirli olanlar.
Bütün bu özellikler, hakikatle yüz yüze gelmemizi engelleyen granitlerdir. Bu "hastalıklar, sevme gücümüzü zayıflatarak bizi sahtekârlığa sürüklemekte, görme melekemizi zayıflatarak körlüğe sevk etmekte, hakikate karşı kulaklarımızı işite- mez duruma düşürmektedir. Gerçeklerle yüzleşmek için bu duvarların yıkılması gerekmektedir. Bu "demir perde"ler yıkılmadan mahabbet ve meveddet ülkelerinin sonsuz mevhibeleriy- le karşılaşmak mümkün olamayacaktır. Bu "beton duvarlar" yok edilmedikçe kalbimizdeki mühür sökülemeyecek (Bakara, 7), kulaklarımızdaki ağırlık giderilemeyecek, gönüllerimizdeki pas silinemeyecektir. (En’am, 25; Mutaffifin, 14)
Hakikat aşkı, kalbimizin üzerindeki bu taşları temizlemek demektir. Sahteciliğin geçici parıltılarına değil, hakikatin sonsuz güneşlerine açılabilmektir. Hakikat sevgisi, bizi insan olmanın güzellikleriyle tanıştıracak "seven-sevilen" olmanın "devletiyle yüzleştirerek "selim bir kalbe sahip olmanın" (Şuara, 89) servetiyle buluşturacaktır. O zaman, O’nun dışındaki her şey masiva olacak, masiva eğlencesi terk edilerek sadede gelinecektir. Tevhit ve hakikatin aydınlattığı yüzlerde secde izleri parılda- yacaktır. "İşlerin çürüğü" giderilerek "can kuşu" ihlâs ve samimiyet kanatlarıyla sonsuzluklara doğru kanatlanacaktır.
Hakkı seven âşıkların, Eğlencesi tevhid olur.
Aşk oduna yanıkların, Eğlencesi tevhid olur.
Dünya ve ukba perdesin, Ardına atar cümlesin.
Kar masiva eğlencesin, Eğlencesi tevhid olur.
Mısrî’ye uyan kişinin,
Gider çürüğü işinin.
İçindeki can kuşunun, Eğlencesi tevhid olur.
Maske takmadan, rol yapmadan hakikatin aşkına adanan bir yolculuğun sonunda, ummadığımız güzelliklerle karşılaşacağız. Perdeler açılacak ve dertlerimizin devasıyla yüzleşeceğiz. Bu doyumsuz ânı, Erzurumlu İbrahim Hakkı asırlar öncesinde görmüş ve yazmıştır: Sen sanmadığın yerde Nâgâh açıla perde Derman erişe derde Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler.