Makale

Modern Dünyada Hurafeciliğin Değişen Yüzü

Ali K. Metin

Modern Dünyada
Hurafeciliğin
Değişen Yüzü

Modern dünyanın doğuşunda, başka etkenlerle birikte, din ile bilim arasındaki çatışma unsurları önemli rol oynamıştır. Modern dünya, seküler aklın insan hayatı üzerindeki egemenliğini tezahür ettirmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bunun için, modern dünyayı anlama yolundaki girişimlerimiz, bizi mutlak surette seküler akılla karşı karşıya getirecektir. Modernlik, özünde veya temelinde seküler bir dünya algısının bulunduğu bir düşünme ve yaşama biçimini ve bunun paradigmasını üretir. Max Weber’in ifadesiyle bu durum, "dünyanın büyüsünün bozulması" anlamına gelmektedir.
Halbuki modernist/seküler akıl, bir yandan dünyanın büyüsünü bozma iddiası içindeyken, öbür yandan büyüleyici bir paradigmayı da inşa etmekteydi. İnsanın kendi kendine yeten bir "Varlık" olduğu inancı, modernliğin aslında büyünün anlamını ve muhtevasını değiştirmekten başka bir şey olmadığını gösteriyordu. Ancak insanın, modernleşme süreci içinde yaşadığı çeşitli kazanımlar, ’büyü7 ile ’gerçekler’ arasındaki uyuşmazlıkları görmeyi zorlaştırmakta, belki de bunlar görmezden gelinerek insan aklına olan ’inanç’ muhafaza edilmekteydi. İnsanın yeryüzündeki iktidarı, böylesi bir dogmatizmin zırhıyla süreklilik kazanmıştı.
Yine de insanın kendine yeten bir ’Varlık’ olduğu inancının, zaman içersinde önemli yaralar aldığı bir gerçek. Zira insanlık, bilim ve teknoloji alanındaki önemli başarılarına rağmen, yoksulluğu, adaletsizliği, sömürüyü ve savaşları ortadan kaldırabilmiş değildir. Zulüm mekanizması giderek daha karmaşık bir hal almış, dahası her türlü ’güç’ faktörü insanlık macerasındaki belirleyici özelliklerini pekiştirici konumlar kazanmıştır. Bu da insanın kendine yeten bir ’Varlık’ olduğu inancının seküler aklın ürettiği bir ’hurafe’ olduğunu ortaya koymuştur. Gerçekte söz konusu hurafe, insanın ’hikmet’ dünyasına yabancılaşmasından ve haddini bilmezliğinden kaynaklanan bir körleşmenin sonucudur. Doğrunun ve yanlışın yahut iyiliğin ve kötülüğün tamamen beşeri bilgiyle belirlenmesi, insan aklının ve tecrübesinin mutlaklaştırması yani bir nevi tanrılaştırtması anlamı taşımaktadır.
Modernlik paradigmasında kurucu bir unsur olarak yer alan ’insanın kendine yeten, mutlak bir Varlık olduğu’ hurafesi, postmodern diye bilinen yaklaşımlardan da önemli darbeler yemiştir. Bu eksendeki düşünürler tarafından insanın mutlak bir Varlık/Özne olamayacağı ve mutlak bir Hakikat üretemeyeceği konusunda modernliğe yönelik ciddî, sarsıcı eleştiriler yapılmıştır. Fakat beşeri-kül- türel kodların dışında bilgi ve akıl için yeni kodlar bulma arayışı içinde olmadıkları görülen postmodernlik taraftarlarının durumu da pek parlak sayılmaz. Hatta daha ürkütücü bir umacıya yol açtıkları bile söylenebilir. Çünkü postmodernlik, yalnız insanın mutlaklığını reddetmemiş, her türlü Mut- lak’ı geçersiz hale getirmiştir. Daha açıkçası, post- modernlikte tek ve mutlak bir hakikat yok, yan yana ve birbirine eşit seviyede pek çok hakikat söz konusudur. Burada, mutlak olan ile olmayan arasındaki fark ortadan kaldırılmış, bir nevi şirk zihniyeti ve kültürüne davetiye çıkartılmıştır. Her türlü hurafeye artık hakikat konumu edinme vizesi verilmiştir. Postmodernlik, hurafeyle gerçeğin birbirinden ayırt edilmediği bir dünya tasarımını önümüze koymaktadır. Modernliğin insan aklını dünyaya mutlak otorite kılma teşebbüsüne karşı, postmodernlik insanı kendisine buyruk bir varlık olarak görür. Artık, insanın tabi olacağı bir otorite, bir merkez veya bir kıble yoktur. Böylece postmodernlik, her türlü hurafenin cirit atabildiği bir dünyanın kapılarını ardına kadar açmış bulunmaktadır.
Bugün dünya, postmodern bir yapılaşma yönünde bir dönüşüm göstermekle beraber, modernliğin de en az onun kadar etkin ve belirleyici bir güce sahip olduğu fark edilmektedir. Bunlardan biri diğerini tam anlamıyla tasfiye etmeye güç yetirmemekte, çelişkili şekilde -hem söylem hem de olgular düzeyinde- iç içe ve yan yana yaşamaya devam etmektedirler. Bu durum, gerek modernliğin gerekse postmodernliğin ürettiği hurafelere karşı belli bir uyanıklığı da sağlamaktadır. Biri diğerinin büyüsünü bozan iki büyücüye benzemektedir bunlar.
Modernliğin en kanıksanmış hurafelerinden birisi olan ilerlemecilik, bilindiği gibi toplumun kolektif bilincinde ve entelektüel kesimde hâlâ etkili bir yere sahiptir. Ilerlemecilik hurafesi modernliğin bir icadı olmaktan başka, maddî gelişmelerin insanoğlunun bilincinde meydana getirdiği bir illüzyon olarak da değerlendirilebilir. Bu durumun her şeye rağmen modernliğin bir başarısı sayılacağını elbette kabul etmek zorundayız. Ancak söz konusu başarı, ilerlemecilik düşüncesinin bir hurafe olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Ilerlemecilik bize, insanlığın daima ileriye doğru bir gelişme içinde olduğunu söylemekte, bilim ve teknoloji alanındaki başarıları bunun bir ispatı olarak göstermeye çalışmaktadır. Oysa ilerlemeciliğin aldatıcı yönü, sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel anlamda tarihin doğrusal bir gelişme seyri içinde olduğu iddiasıdır. Buysa, geçmiş medeniyet ve kültürlerin bugünkünden daha aşağı bir seviyede telâkkî edilmesi, dolayısıyla ’kadim hakikat’ ve "kadim değer" nosyonlarının ortadan kaldırılması demektir. Bu anlamıyla postmodernlik, modernliğin kolektif bilince enjekte ettiği ilerlemecilik dogmasının büyüsünü nispeten bozmuş, ancak yerine sahici bir hakikat ve değer koyamadığı için bu yeterli gelmemiştir.
Modernlik tarafından beslenen hurafelerden birisi de bilime olan sonsuz inanç ve güvendir. Bilimin bütün dertlere şifa olacağı inancı, bazen yüksek bazen kısık sesle dillendirilmeye devam etmektedir. Tabii ki burada, bilimin kendisiyle bilime ilişkin düşünce ve inanışları birbirinden ayırmak durumundayız. Bilimin gerekliliği, doğruları ve yararı başka, bilime tapınırcasına bel bağlamak çok daha başkadır. Cehalet sebebiyle dinî bilgi ve inanışlar nasıl bazen hurafelerle karıştırılabiliyorsa, benzer şekilde bilimin kutsallaştırılması ve mucizevî bir güç gibi algılanması da, hurafeciliğin bilime düşen gölgesi olarak değerlendirilmelidir.
Öte yandan, bilimin kendi mekanizması içinde üretilen bazı hurafelerin varlığını da görmek gerekir. Bilhassa indirgemeci nitelikteki bir kısım teorilerin hurafe dediğimiz vakıanın tam da âlâsını ortaya koydukları rahatlıkla söylenebilir. Hatta bu teorilerin bazıları bilim dünyasında çığır açmış durumdadırlar.
İnsan aklı bazen hakikatten çok gösterişli ve etkili olma dürtüsüne fazlaca kapılabilmektedir. Bunun için, en ihtişamlı teorilerin ve düşüncelerin dahi kimi yönleriyle bir hurafe niteliği taşıyabileceğini bilmek, ihtişama aldanmamak gerekiyor. Nitekim Fukuyama’nın da, en son alınan bilgiler çerçevesinde "tarihin sonu" tezini reddettiği söylenmektedir.
Bütün bunlar bize, halkın geleneksel inanışlarına karışan hurafelerle entelektüel aklın ürettiği hurafeler arasındaki benzerlikleri düşündürmeli. Bir hurafenin entelektüel bir kimlik kazanması onu hurafe olmaktan çıkarmaz. Hurafecilik, modern dünyada yeni kodlar ve yeni şekillerle kendisini göstermektedir. Geleneksel hurafelerle modern hurafeler arasındaki fark ne olursa olsun, bizim zihnimizde doğurduğu illüzyonlar bakımından hepsi de aynı kapıya çıkmaktadır. Burada aslolan hurafenin nereden geldiği hususuyla birlikte, ne olduğu, dahası meydana getirdiği yanılsamalardır. Hurafe dediğimiz şeyi, insan aklının çarpıtmalarıyla ve vehimlerle ortaya çıkan her türlü inanış şekilleri olarak algılıyoruz. Esasen bunların inanç kategorisi içinde değerlendirilmesi bile gereksiz ve yanlış, inanç melekelerinin ihtiyaç duyduğu güven ve bağlanma duygusu bunların hemen hiçbirinde yoktur. Şüphe, hurafelerin belki de en karakteristik özelliğini teşkil etmektedir.
Bununla beraber, entelektüel aklın ürettiği hurafeler, halk inanışlarındaki hurafelere kıyasla çok daha güçlü ve o ölçüde tehlikeli sayılırlar. Çünkü bunlar, bazen ’derin’, bazen ’ütopik’ düşünceler olarak ortaya çıkmakta, gizemli ve cazibeli bir yapıya bürünmektedirler. Entelektüel retorik de bu hurafelerin yaygınlaşmasında ciddî bir rol oynamaktadır. Bugün toplumu asıl ilgilendiren ve yönlendiren hurafeler entelektüel vasfa sahip olanlardır. Dolayısıyla hurafe denildiğinde, gerçekte hiçbir önemi ve yaşanırlığı bulunmayan yanlış inanış ve geleneklere dikkat çekmek yerine, asıl meseleye gelmek durumundayız. Bu da günümüz insanının zihnine çöreklenmiş ideolojik ve entelektüel (modern) hurafelere dikkat kesilmeyi gerektiriyor.