Makale

HURAFEYİ SAHİH BİLGİ İLE AŞMAK

başyazı

HURAFEYİ SAHİH BİLGİ İLE AŞMAK

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu
DİYANET İŞLERİ BAŞKANI

İslâm, insana hayatın nihaî anlamını öğrettiği, yaratılış ve varoluşun bütünlüğü içinde ona değer ve misyonunu gösterdiği, karşılaştığı yalnızlık, çaresizlik, korku, üzüntü, hastalık, sıkıntı ve felâketler karşısında ona ümit, teselli ve güven verdiği gibi, adalet, doğruluk, üretkenlik, yararlı iş yapma, yardımlaşma ve dayanışma, kötülüklerden uzak durma, barış ve hoşgörü, kendisi için istediğini kardeşi için de isteme ve onu sevme gibi temel erdemleri de dindarlığın bir parçası kılarak bireysel ve toplumsal mutluluğun yolunu açar. İslâm, fertleri kendisiyle ve çevresiyle barışa, iyi ve faydalı işler yapmaya yöneltir; kişinin gönül dünyasını zenginleştirir, ona huzur verir. Dine olan ihtiyaç, yerinde ve yeterince karşılandığı, din alanında verilecek eğitim ve hizmet, yapılacak aydınlatma doğru ve sahih bilgiye dayandığı sürece bu amaçlar tabiî bir seyir içinde bir bir gerçekleşir.
Sahih bilgi, hem bilgiyi aslî kaynağından doğru bir metodla elde etmek, hem de hurafe, cehalet, bid’at ve taassupla mücadele etmek demektir. Zira bilgisizlik, batıl inanışların, mesnetsiz yorumlar ve çarpık anlayışların düşünce dünyamızda kök salmasına zemin hazırlamakta, sağlıklı bir dindarlığın oluşmasına engel olmaktadır.
İslâm geleneğinde bilgi, İslâm medeniyetinin üzerine inşa edildiği ana zemin olarak merkezi bir önem taşır. Toplumda istikrarı ve dinî tecrübede ana çizgiyi koruyan, bilinçli ya da bilinçsiz olarak dine sonradan sokulmaya çalışılan yanlış telâkkî ve batıl inanışlara karşı direnci sağlayan güç ve özgüven de bilgiden doğar. Bilgi ve rasyonel düşünce, duygusal dindarlığı dengelemesi yönüyle de önemlidir. Böyle olduğu içindir ki, dinî bilginin ve düşüncenin kendini yenilemesi, coğrafya ve kültürden gelen haricî etkilerin dinileşmesinin önlenmesi, İslâm muhitinin birikimi içinden dinî olanla olmayanın ayrıştırılması faaliyeti asırlar boyu hep din bilginleri eliyle yürütülmüştür.
Din adamlarının ve bilginlerinin, bilgiyi aynı zamanda emanet ve ahlâkî bir sorumluluk kabul ederek, toplumu din konusunda ana kaynaklara dayalı doğru bilgi ile aydınlatması, böylece toplumda yerinde ve anlamlı bilginin üretilmesine ve sahih bilgiye dayalı dindarlığın gelişmesine hizmet etmeleri özellikle günümüzde çok daha ayrı bir önem taşımaktadır.