Makale

Allah'ın Arslanı Uhud Şehidi Hz. Hamza (R.A.)

Doç. Dr. Adem Apak
Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.

Allah’ın Aslanı
Uhud Şehidi
Hz. Hamza
(R.A.)

570 yılında Hz. Peygamber’den (s.a.s.) bir yıl önce Mekke’de doğdu. Babası Abdülmut- talib, annesi Hz. Âmine’nin amcasının kızı olan Hâle bint Vü- heyb’dir. Bu sebeple Hz. Hamza (r.a.), Allah Rasûlü (s.a.s.) ile hem anne, hem de baba tarafından akrabadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Hz. Hamza (r.a.)( am- ca-yeğen olmanın yanı sıra Ebû Leheb’in cariyesi Süveybe’den birlikte süt emmelerinden dolayı aynı zamanda sütkardeştirler. Akran olmaları sebebiyle onların çocukluk ve gençlik dönemleri de birlikte geçmiştir.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) M. 610 yılında peygamberlik görevini almasının ardından tebliğ faaliyetine başlamasıyla birlikte ilk önce yakın akrabasını dine davet etmeye karar verdi. Bu amaçla amcalarına ziyafetler tertip ederek onları hem Müslüman olmaya, hem de tebliğ faaliyetlerinde kendisini desteklemeye çağırdı. Bu toplantılarda amcalarından Ebû Leheb açıkça Allah Rasû- lü’ne (s.a.s.) karşı çıkarken, diğer amcası Ebû Tâlib, Müslüman olmamakla birlikte yeğenini himaye edeceğine dair söz verdi. Hz. Hamza (r.a.) da dahil olmak üzere diğer amcalar ise, Hz. Peygamberin (s.a.s.) taleplerine ilgi göstermediler.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) amcalarını dinine davet etmesi faaliyetinden itibaren Müslüman oluncaya kadar geçen Mekke dönemi hadiselerinde Hz. Ham- za’nın (s.a.s.) adına tesadüf edilmez. Onun bi’setin 2 (612) veya 6. yılında (616) Müslüman olduğu nakledilmekle birlikte ikinci rivayet daha tercih edilir. Hz. Hamza’nın (r.a.) Müslümanlığında Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Mekke müşriklerinden gördüğü baskı ve eziyetlerin doğrudan etkisi vardır. Şöyle ki, müşrik liderlerinden olan Ebû Cehil, Allah Rasûlü’ne (s.a.s.) hakaret etmişti. Olaya şahit olan bir kadın, av dönüşü tavaf amacıyla Kabe’ye yönelen Hz. Hamza’ya (r.a.) gördüklerini anlattı. Bundan büyük bir öfkeye kapılan Hz. Hamza (r.a.) doğruca müşriklerin toplantı yerine giderek, Ebû Cehil’e elindeki yay ile vurmak suretiyle onun başını yardı, ardından da, "İşte ben de Muhammed’in dinini benimsiyorum, cesaretin varsa ona dediklerini bana da söyle" diyerek, hem ona meydan okudu, hem de müşrik önderlerine kendisinin de İslâm’a dahil olduğunu ilân etti. Kâbe’den ayrılan Hz. Hamza (r.a.) derhal Allah Ra- sûlü’nün (s.a.s.) yanına giderek hadiseyi anlattı ve onun huzurunda kelime-i şehadet getirmek suretiyle Müslüman oldu. Onun Islâm’a girmesiyle Habeşistan hicreti sebebiyle Mekke’de kalan az sayıdaki Müslümanın güç ve cesaretleri arttı ve onun sebebiyle müşriklerin inananlara karşı gerçekleştirmek istedikleri düşmanca emeller belli bir ölçüde engellenmiş oldu. Diğer taraftan Allah Rasûlü (s.a.s.) de Ebû Tâ- lib’in ardından, başka bir amcasının destek ve himayesiyle Mekke’de tebliğ faaliyetlerini daha bir güven ve cesaretle gerçekleştirme imkânı buldu.
Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke döneminde Müslümanların birbirlerine destek olmaları ve bütünlüklerini korumalarını temin için onlar arasında din kardeşliğini tesis ettiğinde, Hz. Hamza (r.a.) ilk Müslümanlardan ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) evlatlığı olan Hz. Zeyd b. Harise (r.a.) ile kardeş ilân edildi. Bu kardeşlik faaliyeti sayesinde Müs- lümanlar hicrete kadar geçen dönemde Mekke’de varlıklarını ve birliklerini muhafaza edebilmişlerdir. Medine’ye hicretten sonra gerçekleştirilen Ensar-Mu- hacir kardeşliği faaliyetinde ise, onun din kardeşi Hz. Külsûm b. Hidm (r.a.)’dir.
Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’ye hicretin ardından gerek şehrin güvenliğini sağlamak, gerek çevre kabileleri Müslümanların varlığından haberdar etmek, gerekse Mekke-Şam ticaret yolunu kontrol altına almak, bu sayede Mekke müşriklerinin kervanlarını engellemek amacıyla çeşitli zamanlarda askerî birlikler görevlendirdi. Seriye adı verilen ve genelde Muhacirlerin komutasında gerçekleştirilen bu faaliyetlerde Hz. Hamza (r.a.) da birlik komutanı olarak görev aldı. Sî- fü’l-Bahr adı verilen seferde onun idaresinde Hicri 1. yılın Ra- mazan’ında (Mart-623) harekete geçen bir askerî birlik, aralarında müşrik liderlerinden Ebû Cehil’in de bulunduğu Kureyş kervanını kontrol altında tutmak ve gerektiğinde baskın düzenlemek amacıyla sefere çıktı. Herhangi bir çarpışma meydana gelmemiş olmakla birlikte Hz. Hamza’nın (r.a.) yönettiği bu faaliyet, Medi- neli Müslümanların Mekke müşrikleri için önemli bir tehdit olduğunu göstermiştir.
Hz. Hamza (r.a.) Müslümanlarla Mekke müşriklerinin karşı karşıya geldikleri ilk büyük çarpışma olan Bedir savaşında önemli rol üstlendi. Hicretin 2. yılında (M. 624) gerçekleşen savaş öncesinde teke tek vuruşmak (mübâreze) amacıyla Allah Rasû- lü (s.a.s.) tarafından Müslüman- lar adına meydana çıkanlardan biri de Hz. Hamza (r.a.)’dır. Müşrikler safından karşısına çıkan Şeybe b. Rebîa’yı kısa sürede öldüren Hz. Hamza (r.a.), aynı zamanda müşrik liderlerden Utbe b. Rebîa’nın da öldürülmesine yardımcı oldu. Savaş öncesinde gerçekleşen bu çarpışmalarda öldürülenlerden Utbe, Ebû Sü- fyan’ın hanımı Hind’in babası, Şeybe amcası, Velid de kardeşiydi. Bu sebeple Hind, en yakınlarının öldürülmesinden sorumlu tuttuğu Hz. Hamza’ya (r.a.) kin beslemiş ve babasının intikamını almak için bir sonraki karşılaşmada onu öldürmesi için, Vahşi isimli Habeşli bir köleyi kiralamıştır.
Uhud savaşı öncesinde Ku- reyşlilerin Mekke’den Medine’ye doğru harekete geçtiklerini haber alan Hz. Peygamber (s.a.s.), savaşta onlara karşı nasıl bir taktik uygulanması gerektiği hususunda ashâbıyla yaptığı istişarede, Hz. Hamza’nın (r.a.) da dahil olduğu Müslümanlar, aynen Be- dir’de olduğu gibi şehrin dışına çıkarak düşmanla meydan muharebesi yapılmasının uygun olacağını söylediler. Allah Rasûlü (s.a.s.) şehrin içeriden savunulmasının daha doğru olacağı düşüncesine sahip olmasına rağmen, Hz. Hamza (r.a.) gibi görüş bildiren çoğunluğun kararına tabi olarak düşmanı karşılamak için Medine dışına çıkmaya karar verdi.
Uhud savaşı esnasında Hz. Peygamber’in (s.a.s.) talimatını dinlemeyip, yerlerini terk eden okçuların sebebiyet verdiği bozgun esnasında Allah Rasûlü’nü (s.a.s.) düşmanın saldırısına karşı kahramanca savunan az sayıdaki kişiden biri de Hz. Hamza (r.a.)’dır. O, Müslümanların bir ara dağıldığını fark edince, "Ben Allah ve Rasûlü’nün aslanıyım. Allahım! Ebû Süfyân ile adamlarının yaptıkları kötülüklerden sana sığınırım. Müslümanların yanlış hareketlerinden dolayı da Senden af dilerim." sözleriyle, bir taraftan Müslüman askerleri cesaretlendirmeye çalışmış, diğer taraftan da savaşa devam etmiştir. Bu esnada Hind’in kiraladığı ve Hz. Hamza’yı (r.a.) öldürmek için fırsat kollayan Vahşî, düşmanla çarpışmaya dalmış olan Hz. Hamza’ya (r.a.) mızrağını atarak onu şehid etti.
Mekke müşrikleri savaş esnasında Müslümanlardan öldürülenlerin cesetlerine hakaret etmek amacıyla uzuvlarını kesip parçalamışlardı. Müsle adı verilen ve Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından yasaklanmış olan bu çirkin davranıştan Hz. Hamza (r.a.) da nasibini aldı; onun da cesedi müşrikler tarafından paramparça edildi. Allah Rasûlü (s.a.s.), şehid amcasının bu hâlini görünce "Hiç kimse senin kadar musibete uğramamıştır ve uğramayacaktır. Beni bunun kadar öfkelendiren bir şey olmamıştır. Eğer yas tutmak gerekseydi sana yas tutardım." sözleriyle üzüntüsünü ifade etmiştir. Bu esnadan nazil olan "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetmeyin. Bilakis onlar diridirler. Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşleri için de hiçbir keder ve korkunun bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar." (Âl-i İmran, 169-170) mealindeki ayet-i kerîme hem Allah Rasûlü’nü (s.a.s.) hem de Hz. Hamza’nın (r.a.) aile ve yakın akrabasını teselli etmiştir.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) şehid olan Hz. Hamza’nın (r.a.) aile ve çocuklarının bakım ve gözetimini bizzat üstlendi. Onun kızı Ümâme’yi Habeşistan’dan döndükten sonra Ca’fer b. Ebû Tâ- lib’in (r.a.) himayesine verdi. Çünkü Ca’fer’in (r.a.) hanımı Es- mâ (r.a.h.) onun teyzesiydi. Hz. Peygamber (s.a.s.), evlilik çağı geldiğinde de Hamza’nın (r.a.) yetimi Ümâme’yi, Mahzûmoğul- ları’ndan Seleme b. Ebû Seleme ile evlendirdi.
Hz. Hamza’nın (r.a.) Uhud sasaşında katili olan Vahşî, Mekke’nin fethinden sonra gelip Müslüman olmak için Hz. Peygamber’in (s.a.s.) huzuruna çıktığında amcasının şehid edilişini hatırlayan Rasûlüllah (s.a.s.) duyduğu üzüntüden dolayı ona bir daha gözüne görünmemesini söylemiştir ki, bu, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatında nadir görülen bir davranışıdır. Ancak bu olay aynı zamanda onun, amcası Hz. Hamza’yı ne kadar çok sevdiğinin de bir işaretidir.
Gerek daha önceki çarpışmalarda, gerekse şehid olduğu Uhud savaşında gösterdiği cesaret ve kahramanlık sebebiyle, Hz. Hamza (r.a.) kendisinden sonraki mücahitler için bir model olarak kabul edilmiştir. Bundan dolayıdır ki, ona "şehidlerin efendisi" ve "Allah’ın aslanı" unvanları verilmiştir.
Genelde kahramanlık ve cesareti ile İslâm’a ve Müslüman- lara yardım eden Hz. Hamza (r.a.) İlmî faaliyetlerle meşgul olamamış, zaten ömrü de buna vefa etmemiştir. Dolayısıyla onun çok hadis rivayetlerine tesadüf edilmez. Hz. Hamza’nın (r.a.), Hz. Peygamber’den (s.a.s.), "Allahım! Senden ism-i a’zamın ve rızâyı ekberin hürmetine istekte bulunuyorum." şeklinde bir rivayette bulunduğu kaynaklarda zikredilir.