Makale

Kentleşme bağlamında komşuluk

Yard. Doç. Dr. Emine Keskiner

kentleşme bağlamında
komşuluk

Günümüz insanını tedirgin edici bir şekilde yakın çevresindeki insanlardan yalıtılmış bir ortamda yaşamayı tercih ettiği görülmektedir. insanın toplumsal bir varlık olmasıyla örtüşmeyen bu durum köklü değerlerimizden olan komşuluğun özellikle büyük şehirlerde yavaş yavaş tarihe gömülmekte olduğu endişesini yoğun bir şekilde hissetmemize neden olmaktadır. Zygmunt Bauman’ın küreselleşmenin toplumsal sonuçlarını değerlendirdiği eserindeki şu satırlar, bazılarımızın komşuluk ilişkilerini özetliyorsa komşuluk adına bir şeyler yapmanın vakti gelmiş demektir: "Çağımızın megapol- lerinde başlıca hayatta kalma stratejisi birliktelik değil, sakınma ve ayrılmadır. Artık komşuları sevme ya da onlardan nefret etme sorunu kalmamıştır. Komşuları kendinden uzak tutma bu ikilemin icabına bakacak ve seçim yapmayı gereksiz kılacak; sevme ve nefret etme arasında bir tercih yapılmasını gerektiren durumlardan sakınmamızı sağlayacaktır." (Zygmunt Bauman, Küreselleşme/ Toplumsal Sonuçları, Ayrıntı Yayınları, 1st. 1999, s. 58)
Teknolojik gelişmelere paralel olarak yükselen hayat standartları niceliği iyileştirirken niteliği âdeta bozmaktadır. Kolaylaşan ve birbirimize mekânsal olarak yakınlaşan hayatımızda komşularımıza daha çok zaman ayırabilmemiz gerekirken komşuluk ilişkilerinde görülen kötüye gidiş kaygı vericidir. Bugün, kim oldukları konusunda hiçbir fikir sahibi olmadığımız insanlarla aynı çatı altında, yan yana ya da karşılıklı dairelerde oturabiliyor, bu durumu sorun etmeden yaşayabiliyoruz. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" öğretisini kabullenmiş bir toplum olarak komşumuzun açlığı tokluğu bir yana adını bile bilmiyoruz.
İngiltere’de bir sigorta şirketinin komşuluk ilişkileriyle ilgili geçtiğimiz Ağustos ayında yaptığı bir araştırmanın sonucu "In- gilizlerin yarısı komşularının adını bilmiyor" başlığı altında yayınlanmıştır. Ülkemizde kaçımızın komşunun adını bilmediğine dair bir istatistik yok ama büyük şehirlerde bu rakamın azımsanmayacak büyüklükte olması muhtemel görünüyor. Ingiltere’de komşuluğu değerlendiren bir diğer yazıda ise; son iki yılda sigorta şirketleri ile ev güvenliği- r ne yönelik şirketlerin komşuluk
ilişkileri hakkında birçok araştırma yaptığının altı çizilerek, bu araştırmaların herkesin birbirini tanıdığı bir yerde yaşamanın, alınacak bütün güvenlik önlemlerinden daha etkili olduğu anlayışını kabul ettirmeye yönelik olduğu ifade edilmektedir.
Kuşkusuz hepimiz için güvenlik, özellikle de yuvamızın güvenliği birinci sırada gelmektedir. Her birimiz ekonomik imkânlarımız elverdiği ölçüde güvenlik için ne gerekiyorsa evimize kazandırmakta ya da güvenlik sorununu çözmüş görünen mekânlara taşınmaktayız. Oysa yatırımımızı İnsanî ilişkilere değil de sadece teknolojiye yapmak güvenlik sorunumuzu çözmeyecektir. Yukarıda da belirtildiği gibi; güvenliğin başta gelen teminatı iyi komşuluk ilişkileridir. Ancak sırf güvenlik amaçlı birbirimizi tanımak ve iyi ilişkiler kurmaya çalışmak, çağımızın çıkar ve menfaat esasına dayalı ilişkilerine bir halka daha eklenmesinden öte bir anlam taşımayacaktır.
O halde komşuluk ilişkilerini gerçek anlamda nasıl canlandırabilir ya da var olan ilişkilerimizi nasıl daha anlamlı kılabiliriz? Bu sorunun cevabı kültürümüzde saklıdır. Tarih boyunca insanımız komşuya iyi davranmanın ilâhî bir emir olduğu (Bkz. Nisa, 36) bilinciyle, din ve mezhep ayrımı yapmaksızın yakın ve uzak komşularla nasıl iyi ilişkiler kurulabileceğinin örneklerini sergilemiştir. O örneklerin yeniden yaygınlaşması, o insanların davranışlarına yön veren değerlerin anlaşılıp yaşatılmasına bağlıdır.
Tüm beşerî münasebetlerimizin olduğu gibi komşuluk ilişkilerimizin de sağlıklı olabilmesi için birinci şart, komşularımıza herhangi bir şekilde zarar vermemek için azamî gayret sarf etmektir. Apartman hayatı birbirimize eziyet etmememizi zorlaştırsa da, yapabileceğimiz şeyler yok değil: Örneğin olabildiğince az gürültülü ev aletleri kullanmak, gürültülü ev aletlerini insanların dinlenmek için evde bulunduğu saatlerde çalıştırmamak, özellikle geceleri radyo, televizyon gibi aletlerin sesini mümkün olduğu kadar az açmak, kendi evimizi temizleyeceğiz diye komşumuzun evinin kirlenmesine neden olmamak v.b... Bunları komşumuzun şerrinden emin olmak için değil de; kendimizi komşumuzun yerine koyarak, empatik düşünmek suretiyle yapabiliyorsak iyi bir komşuluğun önündeki en önemli engeli kaldırdık demektir.
Bir ilişkiden söz edebilmemiz için doğal olarak birbirimizi tanımamız gerekir. Bu nedenle komşularımızla aramızda kuracağımız köprüde ilk adım selâm vermektir: "Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. Size bir şey göstereyim mi ki; onu yaptığınız zaman birbirinizi sevmiş olursunuz. Aranızda selâmı yayınız." (Müslim, İman, 93) hadisinde de ifade edildiği üzere aramızda sevgi bağlarının oluşması selâma bağlıdır. Ancak selâm vermekle, selâm vermiş gibi yapmayı birbirinden ayırmak lazımdır. Selâmlaşmak "Günaydın" ya da "iyi akşamlar" ifadeleriyle sınırlı kalmamalıdır. Apartmanda karşılaştığımız zamanlarda bazen insanların yüzüne bile bakmadan söylediğimiz bu sözler, komşuluk ilişkilerinde herhangi bir ilerleme sağlamak için yetersiz kalmaktadır. İnsanlara isimleriyle hitap ederek samimi bir şekilde hal ve hatırlarını sorabiliyorsak gerçekten selâm veriyoruz demektir. Apartman sakinleri birbirlerinin isimlerini zillerden ya da kapı üzerinden öğrenmemeli, bizzat tanışmak suretiyle bilmelidirler. Giderek azalmakta olan yeni taşınan komşulara ’hoş geldin ziyaretleri’ yaşatılmalı, zamansızlık gibi bahaneler ileri sürülmemelidir.
Samimî bir tanışma ve devamında gelecek olan içtenlikli selâmlaşmalar iyi bir komşuluk için çok önemli olmakla beraber sadece bir başlangıçtır. Selamlaşmanın aramıza atacağı sevgi tohumları karşılıklı iyi davranışlarla yeşerip büyüyecektir.
Karşılıklı ziyaretler olmadan komşularla ilişkilerimizi geliştirmek mümkün olmayacaktır. Kadın erkek ailedeki tüm yetişkinlerin çalışıyor olması komşu ziyaretlerinde engelleyici bir unsur olarak gözüküyorsa da, haftanın yoğun olmayan bir gününün akşamı ya da hafta sonunun bir bölümü istenildiği takdirde bu ziyaretlere uygun hale getirilebilir. Ziyaretler için davet beklemek yerine davet etmek daha yerinde bir davranış olacaktır. Apartmanımızda ilişkiler arada görünmeyen bir duvar varmış gibi bir görünüm arz ediyorsa davetimize icabet istediğimiz gibi olmayabilir. Ama zamanlamayla ilgili bir sorun yoksa mutlaka birileri gelecektir.
Ziyaret esnasında Türk örf ve âdetlerine uygun olarak gücümüz ve zamanımız elverdiğince yapacağımız ikramların komşularımızla muhabbetimizin derinleşmesine katkısı yadsınamaz. Ne de olsa bir acı kahvenin kırk yıl hatırından bahsedildiği bir toplumun bireyleriyiz. Bu bağlamda önemli gün ve gecelerde özenerek yaptığımız aşure ve helvaları ayrım yapmaksızın tüm komşularımıza dağıtma geleneğini yaşatmalı, bu vesileyle bazı komşularımızın hal ve hatırlarını kapıdan da olsa öğrenmeliyiz. Ancak muttali olduğumuz sıkıntıları dedikodu malzemesi yapmaktan kaçınmalı, hafifletebilme yönünde çaba sarf etmeliyiz. Komşularımızın davetlerine icabetin, hastalandıklarında ziyaretin, sıkıntılarını aşmada onlara yardımcı olmanın üzerimize tahakkuk eden haklar olduğunun bilinciyle davrandığımızda sorun kalmamış demektir.
Görüldüğü üzere bireysel huzurumuz ve mutluluğumuzun yanı sıra toplumsal birlik ve beraberliğimiz için de önem taşıyan komşuluk ilişkilerindeki kan kaybını durdurmak için hepimiz bir şeyler yapabiliriz. Biraz özveri biraz da gayretle iyi komşuluğu masal olmaktan kurtarabilir, yaşanmaya değer bir çevrenin mimarları olabiliriz.