Makale

Ezana Saygı İmanın Gereğidir

Doç. Dr. İsmail Karagöz
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Ezana Saygı
İmanın
Gereğidir

Sözlükte "bildirmek, duyurmak ve ilan etmek" anlamına gelen "ezan", dinî bir terim olarak, farz namazların vakitlerinin girdiğini "bilinen sözlerle" müminlere duyurmayı ifade eder. Ezan kelimesi Kur’an’da, "bildiri, ilâm" anlamında sadece Tevbe suresinin 3. ayetinde, "müezzin" kelimesi ise "çağrı yapan" anlamında iki ayette (A’raf, 44; Yusuf, 70) geçer. Terim anlamında ezana ise "nida" kelimesinin türevleri ile iki ayette işaret edilir. Bu ayetlerden biri; "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır" anlamındaki Cuma suresinin 9. ayeti, diğeri de, "(Kâfirler,) siz namaza çağırdığınız (ezan okuduğunuz) zaman, onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır." anlamındaki Tevbe suresinin 58. ayetidir. Yazımızda bu ayeti tahlil etmeye çalışacağız.
Yüce Allah, bir önceki ayette; "Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının" buyurur. Bu ayette ise ezan okuduğunuz zaman, ezanı oyun ve eğlence yerine koyan ve alay edenlerin de dost edinilmemesini emreder ve alay edenlerin, akıllarını kullanmadıklarını bildirir. Çünkü bu kimseler, Allah’ın varlığına, yüceliğine ve birliğine, namaz ve kurtuluşa çağıran yüksek manâlı ezanı dinlemezler ve ezandan hoşlanmazlar. Bu, aklı kullanmamanın sonucudur.
Medine’de ezan okunup Müslümanlar namaza kalktıklarında Yahudiler, gülüp alay ederler ve "kalktılar, kalkmaz olsunlar; kıldılar, kılmaz olsunlar; rükû ettiler, etmez olsunlar, hiç duymadığımız bir şey uydurdular, ne çirkin, ne kötü bir şey" derler. Bunun üzerine, "Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve, "Kuşkusuz ben Müs- lümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kimdir?" anlamındaki Fussilet suresinin 33. ayeti iner. (bk. Kurtubî, VI, 224; Yazır, III, 1723)
Medine’de yaşayan Hıristiyanlar- dan biri, müezzinin; eşhedü enne Muham- meder-Resûlüllah (ben şahitlik ederim ki, muhakkak Muhammed Allah’ın Resulüdür) cümlesini okuyunca, "Allah yalancıyı yaksın" der. Bir gece ailesi ile birlikte uykuda iken, hizmetçisi elinde bir ateş ile odasına gittiği sırada bir kıvılcım sıçrar ve yangın çıkar. Yangında Hıristiyan, bütün âilesi ile birlikte yanar. Bunun üzerine tahlil ettiğimiz ayet iner. (Yazır, ııı, 1722)
Ayetin içerdiği hükümler
Ayet, üç hüküm içermektedir: a) Ezan, meşrudur, dini bir görevdir, b) Ezanla alay etmek ve onu hafife almak küfürdür, c) Ezanla alay edenler, akıllarını kullanamayan kâfirlerdir.
Ezanın meşru oluşu
Ezanın meşruiyeti sünnetle belirlenmekle birlikte, yukarıda meallerini verdiğimiz ayetlerle Kur’an’da yer verilmiştir. Ezanın uygulamaya konması şöyle gerçekleşmiştir:
Namaz, hicretten önce farz kılınmış, ancak camide düzenli olarak kılınması, hicretten sonra Medine’de başlamıştı. Bu, Müslümanları beş vakit namaz için camiye çağırma ihtiyacını ortaya çıkardı. İlk zamanlarda, "Namaza!, Namaza!"; "Namaz toplayıcıdır!" diye çağrı yapılıyordu. Mescid-i Nebevî’nin inşası tamamlanınca, bu duyuru işi için daha uygun bir yol bulmak üzere Peygamberimiz (s.a.s.), konuyu ashabı ile müzakere etti. Yapılan çeşitli teklifler uygun görülmedi. Nihayet içlerinde Abdullah ibn Zeyd, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in de bulunduğu bazı ashaba rüyalarında, okuduğumuz ezanın cümleleri öğretildi. Ezanı rüyalarında gören ashap, durumu Peygamberimize haber verdiler. Bu arada ezan, Peygamberimize de vahiy yolu ile bildirildi. Böylece ezan, hicretin birinci yılında meşru oldu. Peygamberimiz, ezanın sözlerini Habeş asıllı güzel sesli Bilal’e öğretti. Hz. Bilal, ilk ezanı Neccar oğullarından bir kadına ait yüksek bir evin üstüne çıkıp okudu. İlk okunan ezan sabah ezanı idi. (bk. Ebû Dâ- vûd, Ezan, 3; İbn Mace, Ezan, 1) Daha sonra Mescid-i Nebevî’nin arka tarafına ezan okumak için özel bir yer yapıldı, ileriki yıllarda ezan okunan bu "özel mekanın" yerini minareler aldı. (bk. Miras, Tecrîd, II, 550-555; Müslim, Salât, 1-7)
Dört defa tekrarlanan Allah en büyüktür anlamındaki, "Allâhü ekber" cümlesi ile Allah’ın varlığı, birliği ve yüceliği ikrar ve ilan edilir.
iki defa tekrarlanan Allah’tan başka tanrı olmadığına tanıklık ederim anlamındaki, "Eşhedü el-lâilâhe illallah" cümlesi ile tevhit inancı dile getirilir, her türlü şirk reddedilir.
iki defa tekrarlanan Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık ederim anlamındaki "Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah" cümlesi ile Hz. Muhammed’in peygamberliği duyurulur.
İki defa tekrar edilen haydin namaza anlamındaki, "Hayye ale’s-salah" cümlesi ile Müslümanlar, dinin direği olan namaza davet edilir.
İki defa tekrarlanan haydin kurtuluşa anlamındaki, "Hayye alel-felâh" cümlesi ile insanlara manevî kurtuluşun, ancak iman ve salih amellerle mümkün olduğu bildirilir.
İki defa tekrar edilen Allah en büyüktür anlamındaki, "Allâhü ekber" ve Allah’tan başka ilah yoktur anlamındaki, "Lâ ilahe illallah" cümleleri ile ikinci defa Allah’ın varlığı ve birliğine vurgu yapılır.
İlk müezzin Hz. Bilal, sabah namazında namaz uykudan hayırlıdır anlamındaki, "es-salâtü hayrün-minen-nevm" cümlesini okumuş, Peygamberimiz de bunu tasvip etmiştir.
Görüldüğü üzere ezanın; namaz vakitlerini bildirme dışında, Islâm’ın tevhit inancına dayalı temel ilkelerini her gün beş defa ilan edip hatırlatması gibi önemli bir özelliği de vardır. Dünyanın güneş karşısındaki konumu ve kendi çevresinde dönüşü ile namaz vakitleri oluştuğu için, Müslümanların bulunduğu yeryüzünün her tarafında beş vakit ezan okunmaktadır. Böylece Allah ve Peygamberin adı ile İslâm’ın temel esasları yeryüzünde her an tekrarlanmaktadır.
Ezan okumanın hükmü
İslâm bilginleri; ezan okumanın farz, farz-ı kifâye, vacip ve sünnet olduğu yönünde farklı görüşler ortaya koymakla birlikte (bk. Kurtubî, vı, 226) ezan okumayı bütünü ile terk etmenin asla caiz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. Çünkü ezan; İslâm’ın şiarı, imanın alâmeti ve Müslüman varlığının sembolü niteliğini taşır.
Ezanlar, namaz vakitleri girdikten sonra okunur, ister eda ister kaza olarak kılınsın, erkekler için ezan okumak farz namazların sünnetidir. Namazlar, ezan okunmadan kılınırsa caiz olur, ancak mekruhtur.
Ezanın dindeki yeri ve önemi
Ezan, Müslümanlar arasında bir paroladır. Bu sebeple sadece orijinal cümleleriyle okunur. Hangi dili konuşursa konuşsun bütün Müslümanlar, ezanı anlar ve ezan karşısında aynı heyecan ve duyguyu hisseder. Ezan, Müslümanların birliğini temsil eder.
Ezan, hakka davet, İslâm’a ve ibadete çağrıdır. Okuyan ve dinleyen sevap kazanır. Peygamberimiz, "İnsanlar, ezan okumada ve birinci safta yer almadaki sevabı bilselerdi, ezan okumak ve birinci safta yer almak için aralarında kura çekerlerdi." (Buhârî, Ezan, 9) buyurmuştur. insan ve cin, ağaç ve taş, ezanı duyan her şey kıyamet günü müezzin için hüsn-ü şahadette bulunur. (Buhârî, Ezan, 5; ibn Mâce, Ezan, 5) Kıyamet günü müezzinler, insanların en uzun boyluları olur. (İbn Mâce, Ezan, 5) Ezan okunan yerden şeytanlar uzaklaşır." (Müslim, Salât, 15-19)
Müslümanlar, yeni doğan çocuklarının sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okurlar (Ebû Dâvûd, Edeb, 108) ve böylece çocuklarına; Allah’ın varlığını ve birliğini, Hz. Muhammed’in peygamberliğini, namazı ve İslâm’ın temel esaslarını telkin etmiş olurlar.
Ezana saygı ve ezanı dinlemenin hükmü
Ezana saygı; ezanın meşruiyetini, içerdiği anlamı ve dindeki yeri ve önemini kabul etmek, okunan ezana katılmak ve çağrıya icabet etmekle gerçekleşir. Ezana katılmak yani müezzinin okuduğu ezan cümlelerini aynen tekrar etmek Peygamberimizin emridir. O şöyle buyurmuştur: "Ezanı duyduğunuz zaman, siz ® de müezzinin dediğini söyleyiniz." (Müslim, Salât, 10) Hadiste geçen "söyleyin" emrini yerine getirmenin farz veya sünnet oluşu konusunda müctehit imamlar, ihtilaf etmişlerdir. Hanefi bilginler ile bir grup Mâlikî bilgine göre emir, vücup içindir, yani farzdır. Şafiî ve Hanbelî fakihleri ile bir grup Mâlikî fakihe göre emir istihbap içindir. Emrin hükmü; ister vacip olsun ister müstehap, ezanı duyan her Müslüman, tuvalette bulunma ve namaz kılma gibi bir mazereti olmadıkça müezzine katılır. Bu katılma şöyle olur: Müslüman okunan ezanı duyduğu zaman, "Ben tanıklık ederim ki, bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı yoktur. Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Rab olarak Allah’tan, peygamber olarak Muhammed’den ve din olarak İslâm’dan razı oldum" anlamındaki, "Eşhedü en lâilâhe illâllahü vahdehû lâ şerîke leh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlüh. Razîtü billâhi Rabben ve bi-Muhamme- din rasûlen ve bil-İslâmî dînen" duasını okur. Peygamberimiz (s.a.s.), "Bu duayı içtenlikle okuyan kimsenin günahları bağışlanır ve cennete girer." (Müslim, Salât, 12-13; İbn Mâce, Ezan, 3) buyurmuştur. Sonra müezzinin okuduğu her cümleyi aynen tekrar eder. Sadece "Hayye’ales- salah ve hayye’alel-felah" cümlelerini okuduğu zaman, "lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" (güç ve kuvvet ancak Allah ile vardır) cümlesini, "es-Salâtü hayrün minen-nevm" cümlesini okuduğu zaman, "sadakte ve berarte" (doğru ve haklı söyledin) der. Sonra Peygamberimize salât ve selâm getirir. Peygamberimiz (s.a.s.); ezana böyle iştirak eden kimsenin cennetle mükâfatlandırılacağım bildirmiştir. (Müslim, Salât, 11-12)
Ezan sona erince, "Ey bu eksiksiz davetin ve kılınan namazın sahibi olan Allah’ım! Mu- hammed’e vesîle’yi ve fazîleti ver. O’nu, vaat ettiğin Makam-ı Mahmud üzere dirilt" anlamındaki, Allâhümme Rabbe hâzihi’d- da’veti’t-tâmmeh, ve’s-salâti’l-kâimeh, âti Muhamme- deni’l-vesîlete ve’l-fazîlete veb’ashü makâmem-mahmûdeni’l-lezî va’adtehû" duasını okur. Peygamberimiz (s.a.s.), kim bu duayı okursa, ona kıyâmet günü mutlaka şefaatim hak olur buyurmuştur. (Buhârî, Ezân, 8; Ebû Dâvûd, Salât, 28)
Dolayısıyla ezan okunurken Kur’an okunmaz, vaaz edilmez, selâm verilip alınmaz, müzik çalınmaz. Özellikle camilerde vaizlerin; cemaatin ezana katılmalarına fırsat vermek ve kendileri de ezana katılarak örnek olmak için ezan başlamadan vaaza son vermeleri, ezan okunurken vaaz etmemeleri, imam-hatiplerin de aynı şekilde okudukları Kur’an’a ezan başlamadan son vermeleri gerekir. Bu, ezana saygının, Peygamberin sünnetine uymanın gereğidir. Bu hassasiyeti göstermemek, ezana saygıyı ihlâl eder.
Bütün Müslümanların özellikle ezan okuyan ve din hizmeti sunanların, ezana saygı gösterilmesini sağlamak için gereken titizliği göstermeleri gerekir. Bunun için müezzinlerin ezanı çok güzel bir eda ile okumaları, ses cihazının ayarını çok iyi yapmaları gerekir. Anne-babaların çocuklarına ezanın dindeki yerini ve önemini, ezan okumasını ve ezan dualarını öğretmeleri temel görevleri arasında yer alır.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un temennisi ile sözlerimizi noktalayalım:
Bu ezanlar ki, şahadetleri dinin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.