Makale

Ramazan ile Hasbihal

Doç. Dr. Halil Altuntaş
Din idleri Yüksek Kurulu Üyesi

Ramazan
İle Hasbihal

Dünyanın yaratılışından o müstesna zamana kadar sen de, diğer aylar gibi, yılın on iki parçasından biri idin, ey "şehr-i mübarek". Araplar, "haram aylar"ı saygı ile gündeme alırken senin adını söyler geçerlerdi, "Ramazan" diye. Sadece aylardan bir ay, o kadar... Çağlar çağlan kovaladı; tarih devirler açtı, insanlığın son kurtuluş yoluna kavuşmasını takdir etti ezeli kudret ve sen devreye girdin. Sonsuz kurtuluş çerağı ilk şavkını sende yansıttı insanlığa. "Oku!" dedi kâinatın sahibi, peygamber olarak seçtiği o en büyük zata (salât ona, selâm ona) ve Kur’an senin gecelerinden birinde inmeye başladı. "On bir ayın sultanı Kur’an ayı" oldun. Bu pâye seni aylar listesinin zirvesine çıkarmaya yetti.
İlk gelişinde kendisine kucak açtığın o kitap, "Ramazan ayı ki Kur’an onda indirildi" diyerek, fiilen kazandığın bu rütbeyi, "resmen" de ilan etti. Adından başka hiçbir ayın adına yer vermedi vahyin son tecellisi. Rahman senin ak sedeflerinin içinde, "Kadir Gecesi" diye siyah bir inri gizledi ve ekledi: "Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır." Ümmete de bir işaret: "Haydi, bulun inciyi!" Şanlı Resûl ise, onu senin son üçte birinin tek gecelerinde aramamızı tavsiye etti bize.
Sonra, ey şehr-i mübarek, bize oruç ayı oldun. Rabbim seni Kur’an’la buluştururken, oruç vakti olarak da biz kullarına senin adını verdi, "içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin" diye ferman etti. Kâinatın Efendisi de oruç için "kalkandır" dedi. İşte sen bu kalkanın kullanıldığı "büyük cihad"ın, nefse karşı verilen savaşın otuz günde kat edilen "sonsuz" meydanı oldun. Mümin kalbin bu savaştan zaferle çıkması için her şey hazır bekliyor. Ona sadece "meydana atılmak" kalıyor. Nitekim sen geldiğin zaman şeytanların bağlandığını müjdeledi bize Resûl. Asırlar boyu, nesiller boyu bu ümmet, o müjdenin sadakatini ispatlayan hasat tabloları sundu bütün insanlığa; ev ev, köy köy, şehir şehir... Bütün bir müminler dünyası, bizim dünyamız seninle hayat buldu. Ruhlar can suyu buldu seninle, senin her gelişinle. Gayrimüslim komşularımız oldu, ama sana yabancı olmadılar. Biz oruçlu iken açıktan yiyip içmediler. Bizim sana verdiğimiz değeri onlar da bize, bizim ibadetimize gösterdiler. Asırlarca bir duvarın tuğlaları, harcı olduk.
Elimizin altındaki sonsuz nimetlerin verdiği gevşekliğe, dağınıklığa gelip şifa olasın diye ruhlarımız yolunu gözledi senin. Gözlerimiz senin hilâlini aradı yıldızlı gecelerde. "Hilâli gördüm!" müjdesini verenleri armağanlara boğduk, onları aziz bildik. "Ramazannameler"imiz oldu, sana olan duygularımızı dile getirdik onlarla. Her yıl bir rahmet bulutu gibi üzerimizden geçip arkanda sağlıklı bedenler, sağlıklı ruhlar bıraktın. Biz de sana layık olmaya çalıştık. Zarif minarelerimiz mahyalarla konuştu, "Hoş geldin" diyerek. Gidişin bir buruk oldu hep. Bu sefer mahyalarımız bu burukluğu dile getirdi. "Elveda" diye mahzun oldular. Müezzinler yürekten dökülen yanık seslerle, "elveda yâ şehr-i Ramazan’lar okudu. Biz de onlara katıldık, yeniden kavuşmak ümidi ile. Sana, seni bize bahşedene ve O’nun aziz peygamberine olan bağlılığımız bizi aziz etti. Orucun getirdiği tatlı güç kaybı bizi güçlü kıldı. Bu gücümüz biraz da yoksulun hâlini anlamakla beslendi. Elimizdekine şükretme eğilimimiz pekişti. Elimiz cebimize daha bir şevkle gider oldu; yoksulu, düşkünü hatırlayınca. Sen onlara bayramdan evvel bayramlar yaşattın böylece. Çünkü biz, ey Ramazan, bildik ki cömertler cömerti Rahmet Peygamberi, sen gelince daha da cömert olurdu. Onun ahlâkını örnek aldık. Seni; yetimler, yoksullar, kimsesizler için bayram öncesi bayrama çevirdik. Bu bizim en tabii, en riyasız ve en hasbi refleksimiz oldu. Asırlar süren varlığımızı besleyen ana damarlardan biri oldu bu hasbiliğimiz.
Zaman geldi, sisler içinde kaldık, sadmeler yedik, sendeledik. "Neden?" diye soranlarımız, bizi biz yapan değerlerimize reva gördüğümüz aşınmayı buldular karşılarında.
Sen her yıl, bizi her yönümüzle görüp biliyorsun ey şehri mübarek, ey Ramazan! Benim bu itiraflarımı -biliyorum ki- buruk bir tebessümle izliyorsun. Bu buruk tebessüm, evin yaramaz çocuğunu "yok" sayama- yan bir babanın, kırgınlık ve merhamet yüklü duygularını yansıtıyor; en azından ben öyle algılamak istiyorum. Benim bu "iyimser’Tığimi haklı çıkaracak işaretler de yok değil. Her şeye rağmen sağlam bir damar var bizi ayakta tutan; seninle, seni var eden değerlerle barışık yaşatan. Bu yüzden teravih cemaatlerinin sunduğu manzara, "dışarıda kimse yok, herkes camiye gelmiş" duygusunu yaşatıyor içeridekilere. Hâlâ, kadını ile erkeği ile birçok insanımızı, bir ramazan telaşıdır alıyor. Her şeye rağmen bir oruca hazırlık havası yaşıyoruz genel yapımızla, toplum olarak. Mahyalarımız yine olanca güzellikleri ile ışıldıyor. Ev ev pek çok güzelliklere hâlâ rastlıyoruz, sen geldin diye. Hatimler, dualar, mukabeleler her şeye rağmen devam ediyor. Üstelik her şeyin daha güzel olacağı ümidimiz devam ediyor.
Biz ümitle doluyuz. Sen de eksikliklerimizi görmeyip, bizim hakkımızda, "Bardağın yarısı dolu" diyecek misin ey Ramazan, diyebilecek misin?