Makale

“Sebilü’r-Reşad” Çizgisinde Bir Ömür: Eşref Edip Fergan


“Sebilü’r-Reşad” Çizgisinde Bir Ömür:

Eşref Edip Fergan

Dr. Elif Arslan
Diyanet İşleri Uzmanı

Onu anlatmaya “’Sırat-ı Müstakim’, arkasından ve özellikle de ‘Sebilü’r-Reşad’la özdeşleşen bir hayat” tanımlamasıyla başlamak mübalağa olmaz sanırım. Bu özdeşimlere Mehmet Akif merhumu katmak da yanlış olmasa gerektir.
Yayın hayatına Mekteb-i Hukuk’ta okuduğu yıllarda dönemin meşhur vaizlerinin vaazlarının yanı sıra Mekteb-i Hukuk’taki hocalarının anlattığı derslerden derlediği takrirleri yayınlayarak başlayan Eşref Edip, bundan sonra da yoluna -doktora eğitimini de tamamladığı hukuk alanında değil- gazeteci olarak devam edecektir. İkinci Abdülhamid’in saltanatının son yıllarına denk gelen bu dönemlerde İslam birliği ideolojisini savunmak ve bazı yenilikçi akımlara karşı koyabilmek için yayıncılığı temel yol olarak görür kendisi için. Bu amaçlarla, Ebülulâ (Mardin), Mehmet Akif (Ersoy) gibi isimlerin de desteğiyle Sırat-ı Müstakim isimli haftalık bir dergi yayınlamaya karar verir. (Sadık Albayrak, “Eşref Edip Fergan”, TDV İslam Ans. c. 11, s. 473.)
Bu dönemde Ebülulâ ile beraber kurdukları hayalleri kendi kaleminden şöyle anlatmaktadır: “Hürriyet hasretiyle kavruluyorduk. Bir kere o günü görecek miydik? Neler neler yapacaktık!.. Matbuat hayatına atılacak, millî kütüphanemizi kıymetli eserlerle dolduracak, matbaalar tesis edecek, gazeteler, mecmualar, ansiklopediler çıkaracak memleketimizde ilm ü irfanın neşrine çalışacak, İslam dünyasıyla meşgul olacak, İslam milletleri arasında feyizli bir inkişafın, samimi bir vahdetin husûlüne bezli mesai edecektik.” (Caner Arabacı, “Eşref Edib Fergan ve Sebîlürreşad Üzerine”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, c. 6 İslamcılık, s. 98.)
İlk sayısı 27 Ağustos 1908’de yayınlanan Sırat-ı Müstakim ile birlikte, Türk fikir hayatında başta Mehmet Akif olmak üzere Sait Halim Paşa, Babanzade Ahmet Naim, Elmalılı Hamdi Yazır, Ahmet Hamdi Akseki gibi isimlerin temsil ettiği İslamcılık düşüncesi, ilk defa bir yayın organı vasıtasıyla kendisini ortaya koymuş oluyordu. Sırat-ı Müstakim,182 sayı yayınlandıktan sonra Ebülulâ Mardin üniversite hocalığına başladığı için derginin yönetiminden ayrılır. Derginin tek imtiyaz sahibi olarak kalan Eşref Edip, “Sebilü’r-Reşad” olarak ismini değiştirerek yayın hayatına devam eder. (bkz. Albayrak, s. 473; Esma Polat, Eşref Edip Fergan’ın Hayatı Eserleri ve Edebi Kişiliği, Yüksek Lisans Tezi, A.Ü. Sosyal Bilimler Ens. İslam Tarihi ve Sanatları ABD., Ank. 2011, s. 14-15.)
Eşref Edip Fergan’ın bundan sonra zaman zaman kesintiye uğramakla birlikte uzun yıllar devam edecek olan Sebilü’r-Reşadlı hayatından önce kısaca ailesi ve eğitimine değinelim: Serez’e yerleşmiş Türkistan muhaciri bir ailenin çocuğu olan Eşref Edip, ilk ve orta tahsilini doğduğu yer olan Serez’de yapmıştır. Bir taraftan hafızlığını tamamlarken bir taraftan da Serez Müftüsü İmadüddin Efendi’den Arapça dersleri almıştır. Bir yıl Mahkeme-i Şeriyye kâtipliği yaptıktan sonra İstanbul’a giderek Mekteb-i Hukuk’a kaydolmuş, hukuk eğitimini sürdürürken Çemberlitaş’taki Atik Ali Paşa Camii’nde medrese derslerine de devam etmiştir. (Fahrettin Gün, Eşref Edip İstiklal Mahkemelerinde, Beyan Yay., İst. 2005, s. 15.) Yukarıda ifade ettiğimiz gibi bu yıllarda başladığı yayın faaliyetleri, artık onun hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur.
Eşref Edip’in dünyaya geldiği, ilk gençlik çağlarını yaşadığı ve yayın hayatına başladığı dönem, Osmanlı İmparatorluğunun sosyal ve siyasal bakımdan ciddi sarsıntılar geçirdiği bir zaman dilimiydi. İmparatorluğun son dönemlerini yaşadığı bu yıllar, aynı zamanda kurtuluşun “Batılılaşmak”ta ve Batılı değerler ekseninde hızla değişmekte görüldüğü, toplumda bunun sancılarının derinden hissedildiği bir dönemdi. Yaşanmakta olan olumsuz gidişatın faturasının millî ve manevi değerlerimize çıkarılarak bir an önce bu değerleri Batılı değerlerle değiştirmek yönünde ortaya konulan “kurtuluş” çabaları, Eşref Edip’te yayın yoluyla bunlarla mücadele azmi oluşturmuş olsa gerektir.
Başından beri İttihad-ı İslam görüşünün savunusunu yapan Sebilü’r-Reşad, değişen devirler, yaşanan sarsıcı olaylar, değişen partiler ve iktidarlar zamanında temel çizgisini hiç değiştirmemiş görünmektedir. Eşref Edip, bütün dönemlerde doğru bildiklerini dergi aracılığıyla dile getirmiş, yanlış gördüğü uygulamaları ise eleştirmiştir. Bu sebeple dergi, sık sık sansüre uğramış ve kapatılmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Batıcılara karşı İslam birliği ideolojisini savunan dergi, savaşın sona ermesinin ardından gelen parçalanma ve dağılma döneminde de batıcılara karşı aynı şekilde mücadelesine devam etmiştir. Bir süre sonra işgal altındaki İstanbul’da dergiyi yayınlama imkânı ortadan kalkınca Eşref Edip, dergiyi Anadolu’da yayınlamaya karar vermiş ve Sebilü’r-Reşad bir süre Akif’le birlikte geldikleri Kastamonu’da, daha sonra ise Ankara’da, iki dostun birlikte yerleştikleri Taceddin Dergâhı’nda yayınlanmıştır. Bu arada dergi, bir sayı da Kayseri’de yayınlanmıştır. Bu dönemde “üstat” diye hitap ettiği ve çok sevdiği dostu Mehmet Akif’le birlikte Eşref Edip’in Millî Mücadeleye sadece yayınlarla değil, bizzat halkta millî şuuru uyandırma ve yaygınlaştırma çalışmalarıyla da destek olduğunu görüyoruz. Kendisi de halka hitap ederek onları Millî Mücadeleye destek olmaya çağırırken bir taraftan da Akif’in vaazlarını kayıt ederek yayınladığını görüyoruz. (bkz. Arabacı, s. 96-128; Albayrak, s. 473, Gün, s. 16.)
Zaferden sonra İstanbul’a dönüp Sebilü’r-Reşad’ı tekrar burada çıkarmaya başlayan Eşref Edip, bu dönemde yönetimin dinî konulardaki uygulamalarını şiddetle eleştirir. Batılılaşma gerekçesiyle İslam’a yapılan saldırılara karşı çıkar. Bu sebeple de dergi, sürekli sansüre uğrar ve Şeyh Said isyanı bahane edilerek birçok gazete ve dergi ile birlikte kapatılır (1925). Bundan sonra Eşref Edip kendisini sık sık mahkeme salonlarında savunmak durumunda kalacaktır. (bkz. Albayrak, s. 473-474; Polat, s. 23; Arabacı, s. 114-119.) Eşref Edip, dergiyi tekrar yayınlamaya başlayacağı 1948’e kadar yayıncılık faaliyetlerinden ve bu yolla doğru bildiklerini söylemekten vazgeçmeyecektir. Bu dönemde Âsâr-ı İlmiyye Kütüphanesi adı altında yayıncılık faaliyetine devam edecektir. (Albayrak, s. 474.) Yine bu dönemde Eşref Edip’in dikkat çeken bir yayın faaliyeti olarak “İslâm-Türk Ansiklopedisi”nden bahsetmek gerekir. Avrupalı bir ekibin hazırladığı “İslam Ansiklopedisi”nin Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Türkçeye çevrilip yayımlanması üzerine Eşref Edip, bu ansiklopedideki yanlışlıkları, eksiklikleri ve bunların doğrularını ortaya koymak için “İslâm-Türk Ansiklopedisi”ni fasiküller hâlinde yayınlamaya başlar (1940). İzmirli İsmail Hakkı, Kâmil Miras ve Ömer Rıza Doğrul’un da kendisiyle birlikte olduğu bu çalışma ne yazık ki tamamlanamamış ve yetmiş dört fasikül yayımlanabilmiştir. (Albayrak, s. 474; Polat, s. 22.)
Eşref Edip, yirmi iki yıl süreyle yayınlanmayan Sebilü’r-Reşad’ı 1948’de tekrar yayınlamaya başlayacaktır. Bu dönemde dergide yazar olarak da çok mesai harcamış, yazılarında yönetimin din ve vicdan özgürlüğü konusundaki uygulamalarına yönelik getirdiği ciddi eleştirilerin yanı sıra, misyoner faaliyetleri üzerinde durmuştur. 1948’den bu zamana kadar olan ikinci döneminde derginin bütün yükünü üstlenmiş olan Eşref Edip, hem yaşının ilerlemiş olması hem de yaşanan maddi sıkıntılar sebebiyle derginin yayınını 1966’da sonlandırmıştır. Ancak yazmaya, yazarak doğrularını haykırmaya yine devam etmiştir. Tevhid-i Efkâr, Millet, Diyanet, Yeni İstiklal, Yeni Asya, Bugün, Sabah gibi dergi ve gazetelerde de yazılar yazan Eşref Edip’in yazdığı pek çok eser arasında, yargılanmasına da sebep olan “Kara Kitap”tan söz edelim: Alt başlığı “Milleti Nasıl Kandırdılar, Mukaddesatına Nasıl Saldırdılar” olan bu kitapta özellikle tek parti yönetiminin çeşitli uygulamalarına şiddetli eleştiriler getirir. Yargılandığı başka davalarla birlikte bu davadan da beraat eden (Polat, s. 23; Albayrak, s. 474.) Eşref Edip, Aralık 1971’de vefat etmiş ve çok sevdiği dostu Mehmet Akif’in de metfun bulunduğu Edirnekapı Şehitliği’ne defnedilmiştir.
Yazımızın başında Eşref Edip’in merhum Akif’le olan yakınlığına temas etmiştik. Bu yakınlığı kısaca anlatarak da yazımıza son verelim: Yaklaşık otuz yıl birlikte olan ve neredeyse birbirinden hiç ayrılmayan bu iki dost, aynı zamanda mücadele arkadaşıdır. Akif “kürsüdeki şair” olarak Anadolu’yu gezerken Eşref Edip, onun her an yanında olarak vaazlarını kayda geçirmiştir. Bu ikiliyi birbirine en çok bağlayan unsur ise Sebilü’r-Reşad olsa gerektir. Akif’in 1923’te Mısır’a gidip 1936’ya kadar orada kalması sırasında sık sık mektuplaşırlar. Eşref Edip. 1932’de Mısır’a onu ziyarete gider. Akif’in İstanbul’da vefatından önceki hastalığı sırasında ise onun yanı başında olanlardan biridir. Vefatından sonra Mısır’a gidip dostunun yapmış olduğu mealin akıbetini araştırır. Onun Mısır hayatıyla ilgili birçok hatıra derler. Akif’in vefatından iki sene sonra, 1938’de yayınladığı - Mehmed Âkif-Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları (2 cilt) isimli eserinde, Mısır’da derlediği bu bilgiler de yer almaktadır. Akif’le ilgili yapılan pek çok çalışmaya kaynak olan bu eser, 1960’da tek cilt hâlinde ilavelerle birlikte ikinci kez basılmıştır. (bkz. Mustafa Özçelik, Sebilürreşad dergisi bağlamında Mehmed Âkif ve Eşref Edip Dostluğu, http://www.mehmetakifarastirmalari.com/index.php?option=com_content&view=article&id=243&catid=25&Itemid=159, erişim tarihi: 08.09.2014)
Mücadeleci bir kişiliğe sahip olan Eşref Edip Fergan, 89 yıllık ömrü boyunca bu azmini hiç kaybetmemiştir. Ondaki bu yılmak bilmeyen azmi “Sebilü’r-Reşad’ın Elinci Yıldönümü” başlıklı makalesindeki şu sözlerinde görebiliyoruz: “Milletlerin fikir ve ruh uyanışı kolay değildir. Uzun yıllar sürer. Bazen millî şuurun husulü asırlara ihtiyaç gösterir. Bu yolda çalışanlarda yeis ve fütur olmaz. Ekilen ağaçların meyvesini bazen gelecek nesiller idrak eder. Bahçıvanın vazifesi ağaç yetiştirmekte kusur etmemektir.” (Polat, s. 174.) Allah onun ve her dönemde onun gibi gayret ve azimle çalışmaktan yılmayan dava insanlarının gayretlerini kabul etsin…