Makale

Çalabın Dünyasında Yüz Bin Türlü Sevgi Var

Çalabın Dünyasında Yüz Bin Türlü Sevgi Var
Sadık Yalsızuçanlar

Aşk, bir nesnenin bir nesneye sarılmasıdır. Sarmaşık… Çokluk bir olmak ister. Tevhit etmek, sevmektir. Aşk, insanı nefsinde Hakk’ı idrake yani tevhide götürür.
Aşk, kavuşmadır, vuslattır, birleşmedir, birlemedir. Bir varlık bir varlığa, parça bütüne, insan Hakk’a, yani aslına kavuşmak, birleşmek, bir olmak ister. Âşık, vuslat ister. Vuslat olunca aşk diner, irfan başlar.
Türk dilinde Hakk’ı idrakin en güzel şiirsel dilini üretmiş olan Yunus Emre, aşk-ı daimide uzunca bir süre yanmış, yakılmıştır. Aşk ile yürüyen, Hakk’a aşk ile vasıl olan, irfana ulaşan, nefsinde Hakk’ı bütün düzeylerde idrak eden ve bunu dile indiren, Türk dilinin düşünme ve duyuş sınırlarını genişleten, onu bir düşünme dili hâline getiren, bir yol, bir çığır açan sanatçıdır. Bir bilgenin ifadesiyle Yunus, ‘sonradan gelenlerin ilki, önceki gelenlerin sonuncusudur. Yani kurucu bir şairdir. Açtığı çığırda yürüyen, izine basarak bugünlere değin yürümüş olan, arifane ve âşıkane şiir söyleyen binlerce kişiye esin kaynağı olmuştur.
Onda aşkın bütün hâlleri dile gelmiştir.
Nitekim, ‘Çalab’ın dünyasında yüz bin türlü sevgi var’ diyerek tattığı bu gerçeği dile getirmiştir.
“Aşkın, âşıklar öldürür.
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni.”
Aşkın âşığı öldürmesi, ölmeden evvel ölmektir. Nefsin, benliğin ölümü, kapılarının Hakk’a açılması, Hakk’ı idrak etmesidir. Ölmeden evvel ölen âşık, artık bir daha ölmez:
Nefsini dönüştüren kişi Hakk’ın gözü, kulağı, dili olur. ‘Hakkı gerçek sevenlere cümle âlem kardeş gelir.’ Varlığın birliğine ulaşan kişi için artık Hakk’tan başka bir ‘nesne’ yoktur. Sadece gözsüzlere gizli olan bu sırra ulaşan, nefs-i hayvanisini ruh-ı insaniye dönüştüren, daha doğrusu nefsinde var olan bu sırlara eren, nefsinin kapılarının Hakikat’e açılmasını sağlayan kişi için artık ölüm yoktur. ‘Ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil…’ Âşık olmayan kişiyi, ‘hayvan’ olarak niteleyen Yunus, ‘hayvan öğüt alır değil’ demiştir. Yunus Emre’ye göre, ‘hayvan öğüt almaz’ Onun algıları henüz Hakikat’e açık ve hazır hâlde değildir. Bunun için eğitilmesi, nefsinin düzeylerini aşması, içindeki Hakk’ı keşfetmesi gerekecektir. Bunun tetikleyicisi aşktır. Aşk yakar ve dönüştürür. Rilke, ‘aşk, kavuşma arzusuyla yanmaktır’ der. Aşk, bütün bağları yıkacak ve kendi bağlarını kuracaktır. Bu yıkıcı ve yakıcı özelliğiyle aşk, insandaki ilahî hakikat algısını besler, güçlendirir ve insanı bir yola sokar, orada yürümesini sağlar. İnsan-ı Hakim’deki Hakk’a aşık olan yolcu, nefsinde Hakk’ı idrak yolunda yürümeye başlar. Kendinden kendine bir yolculuk, bir seyr, bir seyahat… Bu dikey ve yatay yolculukta yine ateşleyici olan aşktır. Aşk yakar ve yakışıyla yeni bir vücudun varlığına vesile olur. ‘Bana seni gerek seni’ diyerek yola düşen ve yolda kendisine sunulan hiçbir şeye itibar etmeyen âşık, ‘gece gündüz yanarak’ yürür. Onun ‘iki cihanda maksudu: Hak’tır.
Aşksız insan ölüdür. Onda ne algılar açıktır ne de kalpteki akıl çalışmaktadır. Kalbin bir işlevi olarak aklın da Hakk’ı algılamak üzere hareketlenmesi ancak aşk iledir. Aşkı olmayan gönül, taş gibi katıdır:






Bu görkemli şiirinin girişinde de belirttiği gibi, Yunus’a göre aşksız insan, kaya gibi katıdır, donuktur, cansızdır. Âlemde gerçi cansız bir şey yoktur. Madem Allah, göklerin ve yerin nurudur, her şeyi nuruyla kuşatmıştır, o hâlde Hak’tan gayrı bir nesne dahi yoktur. Fakat bir eğretileme yaparak Yunus, aşkı olmayanı kayaya, taşa benzetir. Ayrıca, bir yankı bulmak da mümkün değildir. Aşksız insana seslenirseniz duymaz, görmez, konuşmaz, kaya gibi bir yankı bulursunuz.
Ve aşksız insan, yabandadır.
Yaban, irfansızlıktır. Hakk’ı idraksizliktir.
Nitekim Yunus’un izine basarak yürüyen, ‘Niyazi’nin dilinden Yunusdurur söyleyen / Herkese bir can gerek Yunusdurur can bana’ diyen Niyazi Mısri de ‘yaban’ teşbihini kullanır:
‘Yabandasın evin yok, bir yanmış ocağın yok
Issız dağın başında mihmanı arzularsın.
Ben bağ ile bostanı gezdim hıyar bulmadım
Sen söğüt ağacından rummanı arzularsın.’
Yabanda olmak, arif olmamak, Hakk’ı bilmemek, tatmamak, nefsinde seyretmemiş olmaktır. İrfan yani Hakk’ı bilmek ve tanımak, ‘bağ ve bostan’ olarak nitelenir. Maide, sofra da irfandır. Yaban, yani ıssızlığın, yolsuzluğun, kılavuzsuzluğun imgesi olarak kimsesizlik trajik bir şeydir. Aşksız insanın yabanda olduğunu söyleyen Yunus, daha da ileri götürür, şöyle der:
‘Her birsi bir nesneye
Sevgisi var âşıktır’
Aşkın varoluşsallığını dile getiren Yunus, şiirin devamında şöyle diyecektir:
‘Çalabın dünyasında
Yüzbin türlü sevgi var
Kabul et kend’özüne
Gör hangisi lâyıktır’
Modern şiirimizde bir duygu durumu olarak veya Hakk’ı idrak yolunda ateşleyici bir hâl olarak aşktan çok, bir yaşantı olarak aşk dile gelmiştir. Aşk yaşantısının psikopatolojisinin, çeşitli görünümlerinin, hâllerinin dile geldiği bu şiirin de Hakikat ikliminin içinde yer aldığı, Çalab’ın dünyasında yüzbinlerce sevginin, halin, görünümün olduğu ifade edilmektedir. ‘Cümbüşü gösterensin şekl ü hayal içinde’ görkemli dizesiyle, her şeyin, her nesnenin, her eylemin, her oluşun, sonuçta O’nun zuhuru olduğu belirtilmektedir. Yunus’taki bu zengin perspektif, şiir diliyle düşünme geleneğimizin nasıl muazzam bir zenginlik içerdiğini de göstermektedir.