Makale

Dönemleri ve öne çıkan hizmetleriyle Diyanet İşleri Başkanları-III


Dönemleri ve öne çıkan hizmetleriyle Diyanet İşleri Başkanları – III

Dr. Mehmet Bulut


Ömer Nasuhi Bilmen (1884-1971)
Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Diyanet İşleri Başkanı (Görev yılları: 30.06.1960-06.04.1961).

Erzurum’un Salasor köyünde doğdu. Babası, zamanın âlimlerinden Hacı Ahmed Efendi, annesi Muhibbe Hanım’dır. Kendisi daha küçük yaşlarda iken babası, hac için gittiği Mekke’de vefat etti; himayesini, Erzurum Ahmediye Medresesi Müderrisi ve Nakîbü’l-Eşraf Kaymakamı olan amcası Abdürrezzak Alemî Efendi üstlendi. Erzurum’a gelerek mezkur amcası ve Erzurum müftülerinden Narmanlızâde Hüseyin Hakî Efendi’den ders almaya başladı. Bu iki âlim vefat edince, eğitimine devam etmek üzere 1906’da İstanbul’a gitti. Fatih dersiâmlarından Tokatlı Şakir Efendi’nin derslerine devam ederek icazet aldı. Ayrıca huzur dersleri hocası Yusuf Talat Efendi’den okudu. Yapılan imtihanı kazanarak 1908’de Medresetü’l-Kudat’a girdi; üç yıl sonra, 1911’de buradan mezun oldu. Bunu müteakiben açılan ruus imtihanını da kazanarak “Fatih Dersiâmı” payesini aldı.

Tahsilini ikmal eden Ömer Nasuhi Efendi, Darülhilafe Medresesinde ve Medresetü’l-Vâizîn’de fıkıh ve usul-i fıkıh dersleri okuttu. Sahn Medresesi âlî kısmında kelam müderrisliği yaptı, bu görevini Tevhid-i Tedrisat Kanununun kabul edildiği 3 Mart 1924 tarihine kadar sürdürdü. 1926 yılında İmam ve Hatip Mektebinde meslek dersleri verdi. Öte yandan, Darüşşafaka Lisesi’nde on beş yıla yakın siyer ve ahlak gibi dersler okuttu. 1959-60 ve 1962-1965 yıllarında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde usul-i fıkıh ve ilm-i kelam dersleri verdi.

Ömer Nasuhi Bilmen’in, hocalığı yanında bir de memuriyet hayatı vardır. Onun ilk resmi görevi olan Fetvahane-i Âlî memurluğuna 1913’te başladı. 1920’de Fetvahane-i Âlî Hey’et-i Te’lifiye azalığına, 1922’de de Meclis-i Tetkîkat-ı Şer’iye azalığına tayin edildi. 14 Şubat 1926’da İstanbul Müftülüğü müsevvitliğine (müftü muavinliği) getirildi, bu görevi uzun yıllar sürdürdü. Mehmet Fehmi Ülgener’in vefatı ile 16 Haziran 1943’te İstanbul Müftüsü oldu. 1960 yılına kadar yaklaşık 17 yıl bu görevde kaldı. 27 Mayıs 1960 İhtilalini müteakip, Diyanet İşleri Başkanı Eyüp Sabri Hayırlıoğlu’nun emekliye sevkiyle, 15 Haziran 1960’dan itibaren vekâleten, 30 Haziran 1960 tarihinde de asaleten Diyanet İşleri Başkanlığı’na getirildi. Başkanlıkta henüz bir yılını doldurmadan, 6 Nisan 1961 tarihli muciple, 6013 sayılı kanunun 40. maddesinin (c) fıkrası gereğince emekliye sevk edildi. 12 Ekim 1971’de, 87 yaşında İstanbul’da vefat etti. Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı’na defnedildi.

Başkanlığa getirilişi ve dönemin özelliği
Ömer Nasuhi Bilmen, 27 Mayıs 1960 İhtilalinin hemen akabinde Başkanlık görevine getirilmiş bir kişidir. Önceki dönemlerde de kendisine reislik teklif edildiği, ancak hocanın bunu kabul etmediği söylenmektedir. Gerek bu dönemde görevi kabul edişi ve gerekse kısa süre sonra emekliliği konusunda hocamız tarafından açıklanmış gerekçe veya gerekçelere rastlamıyoruz; dolayısıyla bu konuda söylenenler tahminlerden öteye bir anlam ifade etmemektedir. Şu kadarını belirtelim ki, yaşı bir hayli ilerlemiş ve daha çok ilmî kişiliği ile öne çıkan hocamızın, idari yönü ağır basan reislik göreviyle imtizaç etmediği anlaşılmaktadır.

Hocanın kısa süren (yaklaşık 9 ay) Başkanlık dönemi, daha doğrusu reisliğe başladığı günler için söylenebilecek tek şey, bunun, 27 Mayıs İhtilalinin ilk ayları oluşudur. İhtilalle yaşanan siyasi ve sosyal gelişmeler bir yana, toplumda, bilhassa ezanın tekrar Türkçe okunacağı, Kur’an’ın Türkçe tercümesiyle namaz kıldırılacağı kuşkularının arttığı anlaşılmaktadır. İhtilalle oluşturulan Milli Birlik Komitesi, halk arasındaki bu endişenin farkında olmalıdır ki, yayınladığı tebliğlerden 35’incisini bu konuya ayırmış; dine, dinin icaplarına herhangi bir müdahale vukuu endişesine mahal olmayacağına ilişkin resmî ve açık bir teminat verme ihtiyacı duymuştu. Söz konusu tebliğde şöyle deniyordu:

“Vicdan hürriyetinin hazinesi olan mukaddes dinimizin irticai ve siyasi cereyanlara âlet edilmeden, saf ve lekesiz kalması, Mili Birlik Komitesinin en büyük emelidir. Vatandaşlarımızın din hakkındaki inanış ve ibadetlerine ne kanun ne de zor kuvveti ile müdahale edilemez. Bu maksatla, şunu kesin olarak belirtmek isteriz ki, bazı teşekkül ve şahıslar tarafından yapılan, ezan ve Kur’an-ı Kerim’in Türkçe okutulması mecburiyeti gibi, vatandaşlarımızın zihinlerinde yanlış kanaatler uyandıracak istidattaki beyan, tefsir ve propagandalar hiçbir surette Milli Birlik Komitesinin fikirlerini ifade etmez.”

Milli Birlik Komitesi üyesi Ahmet Yıldız (1921-2009) da Millet Kürsüsünden din konusu ve Diyanetin durumuna ilişkin yaptığı uzun konuşmada, Türkçe ezan ve Kur’an okutulması konusuna temas ederek, böyle bir zorlamaya kimsenin hakkı olmadığını açıklamıştı. Yıldız, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın devlet teşkilatı içindeki konumunun devam etmesinin ülkemize özgü bir zorunluluk olduğunu söylemiş, Diyanet hizmetlerini daha etkin hale getirmek üzere tedbirler alınacağını açıklamıştı. Bu cümleden olarak, Milli Birlik Hükümetinin 1960 yılı Eylül başlarında Ankara’da bir “Din Şûrası” toplamayı kararlaştırdığı haberleri gazetelerde yer almıştı; ancak bu arzunun sonuçsuz kaldığı anlaşılmaktadır.

1960’lı yıllara gelindiğinde de Başkanlık hâlâ ihmal edilmiş, etkisiz, hizmetleri sınırlı bir kurumdur. Personeli maaş ve ücret yönüyle de mağdur durumdadır. Süreç içinde resmî makamlarca zaman zaman din hizmetlilerinin maddi terfihleri üzerinde durulmuşsa da kuruluşundan itibaren o güne kadar bu yönde köklü bir çözüm ve kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştır. Nitekim Milli Birlik Komitesi üyesi Ahmet Yıldız, söz konusu konuşmasında bu soruna da dikkat çekmişti. Çünkü Başkanlığın çok yetersiz bir merkez teşkilatı vardı. Etkin bir yayın faaliyeti bulunmuyordu. Özlük haklarındaki mağduriyetlerden dolayı, İmam-Hatip okullarından mezun olanlar bu teşkilatta görev almakta isteksizdiler.

Bazı çevrelere göre, din hizmetlerinin o tarihe kadar yıllar boyu etkisiz kalışında, Diyanet teşkilatının da birtakım “ihmal ve teseyyübü” vardı. Mesela deniyordu ki, her şey bir yana, Başkanlık yetkilileri, vazifeleri ehline vermek hususunda olsun biraz celadet gösteremezler miydi? Buna karşılık, önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi, her türlü müdahale ve zorluğa rağmen Başkanlık yetkilileri, İslam’ın genel kuralları noktasında hiçbir tavizde bulunmamış, fırtınalı cereyanlar karşısında sarsılmamış, doğruyu söyleyip müdafaa etmekte mukavemet etmişlerdir. Diyanet İşleri reisleri ve din hizmetlileri, kurumun manevi varlığını korumak ve yetersiz de olsa din hizmetlerini sürdürebilmek adına, şahıslarına yönelik aşağılamalara ve maruz kaldıkları haksızlıklara sabırla mukabele edip teenniyi elden bırakmadıkları kuşkusuzdur. Bu erdemi gösterenlere, kuşkusuz merhum Ömer Nasuhi Bilmen hocamız da dâhildir.

Görev süresinin kısalığı nedeniyle, Ömer Nasuhi Bilmen döneminde Başkanlık için fazla bir gelişmeden söz edemiyoruz. Esasen Bilmen, reisliği sırasındaki hizmetinden çok, İstanbul Müftüsü olarak yaptığı hizmetler ve daha da önemlisi, yazdığı çok değerli eserlerle öne çıkan bir hocamızdır.

Yine de bu kısa süre içinde, Diyanetin toplum genelinde saygın bir yer ihraz etmesi gereğinden hareketle, Başkanlık kurumunun gelişmesi için birtakım rapor ve programlar hazırlanmıştı. Bu yıllarda Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olan Türk ve İslam Devletleri Tarihi hocası Prof. Dr. H. Adnan Ezgi’nin (1923-1990), Diyanet İşleri Başkanlığını çağdaş bir kurum haline getirme doğrultusunda önemli çabalar sarf ettiği, birtakım çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Bu arada Başkanlık için daha uygun yeni bir bina arayışına girilmişti.

Ayrıca, 1960 yılından itibaren Başkanlıkça aylık olarak “Hutbeler Dergisi”nin yayınlanmış olması, onun dönemi için özgün bir icraat sayılabilir.

Kişiliği

Son dönem Osmanlı ulemasının son halkası ve geçen yüzyılın en büyük İslam bilginlerinden olan Ömer Nasuhi Bilmen, kendisini ilme vakfetmiş bir şahsiyettir. Bir Kur’an âşığı olarak ömrünü öğrenmek, öğretmek ve yazmakla geçirmiştir. O, İslami ilimlerin hemen her dalında ihtisas ve eser sahibi olan bir kişidir. Ülkemizde feraiz ve fıkıh ilimlerinin en önemli temsilcilerindendir. “Başka hiçbir şey yapmamış olsa bile, Büyük İslam İlmihali’ni yazmış olması, onun büyük âlim oluşuna yeterli bir delildir” sözü, onun hakkında söylenmiş sitayişkâr sözlerden biridir. Farklı eğitim kurumlarında altmış yıl hocalık yapan; Islahat-ı Fıkhiyye Kamusu, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlisi ve Tefsiri, Büyük Tefsir Tarihi, Büyük İslam İlmihali gibi eserleri ile halkımızın üzerinde önemli tesirler bırakıp milletimiz nezdinde haklı bir şöhrete ulaşan Ömer Nasuhi Bilmen, inandığı değerlerden asla taviz vermeyen bir şahsiyet olarak tanınmıştır.

Ömer Nasuhi hocamız, görevli bulunduğu süre içinde politik tartışmaların dışında kalmaya son derece itina göstermiş, öyle ki, ders ve sohbetlerinde bile konunun siyasete çekilebileceği endişesiyle genel anlamda tartışmalardan uzak durmuştur. Aynı hassasiyetle ve herhangi bir bilgi hatasına fırsat vermemek açısından, öğrencilerine ders verirken konuyu, bizzat kendi yazdığı kitaba bakarak anlattığı ve yine aynı mülahazalarla öğrencilerine fazlaca soru sorma fırsatı vermediği ifade edilmektedir. Bu titizliğinden olsa gerektir ki, İstanbul Müftü Yardımcısı ve İstanbul Müftüsü olarak otuz yıldan fazla görev yapmış olmasına rağmen, bir haber objesi olarak onu basında görmemiz neredeyse imkânsızdır.

Ömer Nasuhi Bilmen; ilim, ahlak, kemal ve faziletiyle, keskin zekâsı, üstün kabiliyeti ve çalışkanlığıyla temayüz etmiş bir şahsiyettir; bütün bu meziyetleriyle o, milletimizin medarı iftiharı olmuştur. Meslektaşı, dersiâmdan Bekir Hâkî Efendi, onun İstanbul Müftülüğüne getirilişi dolayısıyla kaleme aldığı şiirini, “Müftü oldu Nasuhî Bilmen / Donanıp şenlik etsin İstanbul” diye bitirmişti.

Hocamızın şiirle de iştigal etmiş olması, ilmî kişiliği yanında onun edebî ve duygusal yönünün de güçlü olduğunu gösterir.

Takvası, aile efradına karşı şefkati, insanlara karşı engin müsamaha ve hoşgörüsü, nüktedanlığı, son derece misafirperver oluşu da onun ayırt edici vasıflarındandır.

İstanbul’da yaşayıp orada vefat etmiş bir Erzurumlu olarak, eserlerine “Erzurumlu Ömer Nasuhi” şeklinde imza koyardı.

Eserleri
Hocamızın daha çok yazdığı eserlerle temayüz ettiğini yukarıda belirtmiştik. Gerçekten de o, fıkıh, tefsir ve kelam alanlarındaki yazdığı muhteşem eserlerle haklı bir şöhrete ulaşmıştır. Ömer Nasuhi Bilmen, bir Müslümanın dünya ve âhiret mutluluğu için gerekli olan itikat, ibadet, muamelât ve ahlâka ilişkin İslamî bilgileri geniş bir şekilde ele almış ve bu noktada duyulan ihtiyacı önemli ölçüde karşılamıştır. Yazdığı eserler, halkımızın dinî irfanına önemli katkılar sağlamıştır. Hadis, ahlâk, mev’ıza, tarih ve şiir alanlarında da eserler vücuda getirmiştir.

Ondan fazla yayınlanmış eseri bulunmaktadır. Eserlerinden bir kısmını şöylece sıralayabiliriz:

Muvazzah İlm-i Kelâm Dersleri, Nesâyih-i Kur’âniyye (Kur’an-ı Kerim’den Dersler ve Öğütler), Hukûk-ı İslamiyye ve Istılahât-ı Fıkhiyye Kamusu (6 cilt), Sûre-i Fethin Türkçe Tefsiri, Sualli-Cevaplı Dinî Bilgiler, Nazarî ve Amelî Ahlâk-ı İslâmiyye Dersleri, Büyük Tefsir Tarihi: Tabakatü’l-Müfessirîn (2 cilt), Büyük İslâm İlmihali, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlisi ve Tefsiri (8 cilt), Hikmet Goncaları (500 Hadis-i Şerif Tercümesi ve İzahı), Dinî ve Felsefî Ahlâk Lügatçesi, Ashâb-ı Kiram Hakkında Müslümanların Nezih İ’tikadları, Nüzhetü’l-Envar (Farsça divançe), Kurban, Bir Amerikalının 23 Sualine Cevap.

Kurban, 1953; Büyük Tefsir Tarihi: Tabakatü’l-Müfessirîn, c. 1, 1955, c. 2, 1960; Bir Amerikalının 23 Sualine Cevap, 1956 ve Sualli Cevaplı Dini Bilgiler, 1959 adlı eserleri, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları arasında neşredilmiştir. Bunlardan Sualli-Cevaplı Dinî Bilgiler; müftülük, vaizlik ve hayrat hademeliği/cami görevliliği imtihanına girecekler için yardımcı kitap olmak üzere hazırlanmıştır.

Ömer Nasuhi Bilmen’in İslam hukukuna ilişkin altı ciltlik muhalled/âbide eseri Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamûsu, ilk defa olarak 1949 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından yayımlanmıştır. Fakültece basımından önce eser, Ord. Prof. Ebül’ulâ Mardin tarafından tetkik edilmiş ve basımının son derece faydalı olacağı doğrultusundaki mütalaasını fakülte yönetimine sunmuştur. Eser, akademik çevrelerin ilgisiyle karşılaşmış, dönemin ünlü hukukçuları Ord. Prof. Sıddık Sami Onar, Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı gibi bilim adamları, bu eser hakkında takdirlerini ifade eden yazılar ve takrizler yazmışlardır. Akademik kıymeti haiz olan Kamûs, İslam hukuku alanında olduğu kadar, hukuk fakültelerindeki hocalar için de kaynak bir eser olma özelliğine sahiptir.

Eserlerinden Büyük İslam İlmihali, Türkiye’de milyonlarca Müslümanın hem bir el hem de bir müracaat kitabı olmuştur. Halkımızın büyük bir kısmının evinde hocanın İlmihali’ni görmek mümkündür. Kur’an-ı Kerim’in Meal-i Âlisi ve Tefsiri adlı eseri de oldukça önemlidir.

Hocamız, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlisi ve Tefsiri adlı sekiz ciltlik tefsirini ise seksen yaşından sonra yazmıştır. Şöyle ki, Diyanet İşleri Başkanlığından emekliliğini müteakip İstanbul’a dönmüş, Fatih’teki evine yerleşmiş, ilerlemiş yaşına rağmen tefsirini yazmaya başlamış ve beş senede tamamlamıştır.

Halk arasında İlmihal, ilim çevrelerinde ise özellikle Kamus ve Tefsir Tarihi adlı eserleri rağbet görmüştür.

Kitaplarından başka Ömer Nasuhi Bilmen’in bazı dergilerde makaleleri de yayımlanmıştır. 1911-1912 yılları arasında Beyanü’l-Hak dergisinde 20 civarında yazısı çıkmıştır. Keza sekiz civarında makalesi de Sebilürreşad dergisinde neşredilmiştir.

Sonuç yerine

Yazımızı, onu yakından tanıyan bir meslektaşının, onun hakkındaki hüsnü şahadetiyle bitirelim:

“İlim ehlinin ebedî hayat hüccetleri, geriye bıraktıkları mübarek eserleridir. Ömer Nasuhi Efendi Hazretleri, bu hüccetlerin şahanelerini bırakmış bulunmaktadır…” (A. Şeref Güzelyazıcı, Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi, c. 10, sayı: 112-113, Ankara 1971, s. 375)