Makale

Hastalarımıza Moral Destek Projesi

Hastalarımıza Moral Destek Projesi

Halime Karabulut

Kadın yorgundu, daha doğrusu küskündü ama kime küstüğünü o da tam olarak bilmiyordu. Yatağın içinde ayaklarını karnına kadar toplamış ve gözlerini sıkıca kapatmıştı. Oda arkadaşlarının ziyaretçilerini görmemek, belki de ziyaretçisiz olduğunun fark edilmemesi için uyku numarası yapıyordu.
“Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun, Rabbim hayırlı şifalar versin” dedi sevimli bir ses. Ve ekledi, “Ben Gebze Müftülüğünden geliyorum, adım Musa Saygılı.” Yaşlı kadının gözleri fal taşı gibi açılmıştı; gayriihtiyari yatakta sol tarafa döndü ve onu başucunda gülümserken gördü. “Allah şifa versin Zarife teyze, seni ziyarete geldim” dedi ötelerden gelen o sevimli ses.
Hasta kadın şaşırmıştı. “Benim için mi geldin, beni tanıyor musun evladım. Yaşlılık işte ben seni tanıyamadım.” Musa Hoca: Ben mahallenizin imamıyım. Hasta olduğunuzu söylediler ziyaret edip duanızı almak istedim.
Zarife teyze daha da şaşırmıştı. Hastanede kaldığı iki ay boyunca gün aşırı kendisini ziyaret eden kızı dışında kimse gelmemişti ziyaretine oysa.
Zarife teyze gibi kimi kimsesi olmayan nice hastalar var. Gözleri kapıda, bir selam bekleyen. Gebze müftülüğü çalışanları bu durumun farkındaydı. Başta İlçe Müftüsü Şaban Apaydın olmak üzere proje ekibinden Kenan Tuzcu, Musa Saygılı, Muhammed Gündoğdu ve Sebahattin Göksu hastanelerde manevi bakım hizmetini başlatmaya karar verirler. Böylece “Hastalarımıza Moral Destek Projesi” hazırlanır ve ilgili kurumlarla protokol imzalanır.
Proje koordinatörlerinden Kenan Tuzcu projenin uygulama surecini şöyle anlatır:
10.10.2012 tarihinde Gebze İlçe Müftülüğü olarak “Hastalarımıza Moral Destek Projesini” başlattık. İlçemizde bulunan 3 özel hastane ve 1 Devlet Hastanesine ilçe müftümüz başta olmak üzere bay ve bayan din görevlilerimiz periyodik olarak ziyaretler gerçekleştirdi. Bu ziyaretlerde yatalak hastalar başta olmak üzere, kadın doğum servisleri ve çocuk bölümlerine ziyaretler yapıldı. Bazı hastaların manevi desteğe ihtiyacı olduğunu gördük, dolayısıyla onlarla ayrıca ilgilendik.
Kadın doğum servislerine giden bayan hocalarımız, hastalarımız tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandı. Sadece hastalığın zor durumlarında değil, çocuk sahibi oldukları o mutlu günlerinde de din görevlilerimizi yanlarında görmeleri onları memnun etti.”
Hastalarımıza Moral Destek Projesinin yelpazesi zamanla genişler ve hastanenin bütün servislerinde uygulanmaya başlar. En zor anlarında din görevlilerini yanlarında gören hastalar bu hizmetten memnun kalırlar. Proje kapsamında hastane yönetimi, hasta bakıcılar ve hemşireler de ziyaret edilir.
Gebze Yüzyıl Hastanesi Başhekimi Uz. Dr. Lütfi Çetinkaya, Gebze Fatih Devlet Hastanesi Yöneticisi Hürcan Alpay, Gebze Fatih Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Abdulkadir Deniz ve diğer yetkililer bu projenin önemine vurgu yaparak kendilerinin ve hastaların memnuniyetini dile getirirler. Herkesin ortak fikri; projenin çok olumlu ve verimli olduğu ve ziyaretlerin hastalara manevi anlamda katkı sağladığı yönünde olur.
Gebze Merkez Hastanesi Başhemşiresi Canan Saval, proje ile ilgili olarak şunları söylüyor: “Gebze Müftülüğünü bu projesinden dolayı tebrik ediyoruz. Bizler ziyaretler esnasında hocalarımıza eşlik ederken, hastalarımızın bu ziyaretlerden duydukları memnuniyeti yüzlerinden okuyorduk. Bu projenin Türkiye genelinde uygulanmasını temenni ediyoruz.”
Projenin uygulama aşamasında etkin rol alan din görevlileri de hastalara destek oldukları için mutlu olurlar. Özellikle erkek hastaların ziyaret edilmesinde ve sorularının yanıtlanmasında görev alan Çınar Camii İmam-Hatibi Ali Günay: “İlçe Müftülüğümüzün başlatmış olduğu bu çalışmada bulunmaktan gurur duydum. Başkanlığımızın vizyonunda belirttiği gibi sadece cami görevlisi değil, aynı zamanda mahallenin, ilçenin imamı olduğum bilinciyle bu projede yer aldım. Hastalarımızı ziyaret ettiğimizde din görevlilerinin kendilerine şifa dileklerinde bulunmalarından duydukları memnuniyete şahit oldum. Bu projeyi başlatan İlçe Müftümüz Şaban Apaydın’a müteşekkiriz.” sözleriyle memnuniyetini belirtir.
Kadın hastalara ve çocuklara manevi destekte bulunan Kur’an kursu öğreticisi Şeyma Musluk duygularını şu sözleriyle dile getiriyor:
“Çocuğunu kaybeden anneleri teselli etmek kolay değil; fakat onlara sarılmak onlarla birlikte ağlamak bile onları bir nebze olsun rahatlatabiliyor. Ayrıca hasta kardeşlerimize faydalı olduğumuzu bilmek bizi de mutlu ediyor.”
Gebze İlçe Müftüsü Apaydın, hastane ziyaretlerimizde din görevlilerine en sık sorulan soruları ve anlatılan konuları şöyle sıralıyor: “Hastaların abdesti, namazı, orucu gibi fıkhi konuların yanı sıra, kader, imtihan, şifa, dua, konularında sorular yoğunlaşmaktadır. Din görevlilerimiz, hasta ve hasta yakınlarının içinde bulunduğu durumu göz önünde bulundurarak, hasta ziyaretinin önemi ve adabı, musibetler karşısında sabır, dua vb. konularda bilgilendirmelerde bulunurlar. Ayrıca hastaların ihtiyaçlarına daha pratik bir çözüm olacağını umarak bu konuları ihtiva eden “Hastalarımız İçin El Kitabı” adlı bir kitapçık hazırladık.”
Gebze İlçe Müftülüğünün uyguladığı bu proje hasta ve hasta yakınlarının içini ferahlatan bir uygulamadır. Çünkü hastalara manevi destekte bulunma hizmeti Müslüman toplumlarda uygulana gelen dinî bir gelenek, Allah’ın rızasını celp eden ve aynı zamanda sevap kazandıran bir harekettir. Yüce Allah kıyamet günü şöyle buyuracak: “Ey Âdemoğlu! Ben hastalandım, beni ziyaret etmedin. İnsan cevap verir; Ey Rabbim! Sen alemlerin Rabbisin. Ben seni nasıl ziyaret edecektim? Yüce Allah cevap verir: Hani filan kulum hastalandı da onu ziyaret etmedin ya. Eğer ziyaret etseydin beni onun yanında bulurdun…” (Müslim, Birr, 43, III, 1990.)
Hastalara manevi destekte bulunanların; “Ey bütün insanların Rabbi olan Allah’ım! Bu hastanın ıstırabını giderip şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Bu hastaya öyle şifa ver ki onda hiçbir hastalık izi kalmasın.” (Buhari, Merda, 38-40.) şeklindeki duası manevi/psikolojik desteğin en güzel örneğidir. Manevi destekte bulunanın hastaya; “derdin derdimdir, hastalığın hastalığımdır, ağrını ben de hissediyorum, endişelerini paylaşıyorum, elimden geleni yapmaya hazırım” dercesine dua etmesi ve ümit vermesi Müslümanların bir beden gibi, bir binanın tuğlaları gibi tek yürek olmasının göstergesidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.): “Müminler birbirini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirine şefkat göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı acı çektiği zaman, bedenin diğer organları da uykusuz kalıp acı çekerler.” (Müslim, Birr, 66.) buyurmak suretiyle müminlerin birbirinin derdini, acısını hisseden, maddi manevi desteğiyle yanında olması gereken yönüne vurgu yapmaktadır. Hastanın karamsarlığa düşmemesi, sağlığına kavuşabileceği yönündeki ümidini kaybetmemesi, manevi açıdan kendini güçlü hissetmesi gönüllü manevi bakım uzmanları olan akraba, komşu ve arkadaşların hiçbir karşılık beklemeden samimi destekleri ile sağlandı yıllar yılı. Bazen sadece ziyaret etmekle yetindiler, susup bir şey demeden hastanın inlemesini dinlediler. Bazen takdir-i ilahîyi hatırlattılar hastaya. Bazen kendi başlarından geçen daha ağır hastalıkları anlatarak teselli etmek istediler… Fakat tek amaçları hastanın kendisini iyi hissetmesini sağlamaktı. Durum ne yapmayı, ne söylemeyi gerektirdiyse onu yaptılar onu söylediler. Bazen susmak icap etti sustular, bazen birlikte ağlamak gerekti o zaman da gözyaşlarını tutamadılar. Ama hastanın yanı başında bulunup acılarına ortak oldular.
Ya arkadaşı, akrabası, komşusu olmayanlar; memleketinde uzakta bir hastanede uzun süre tedavi görmek zorunda olanlar, öğrenciler, işçiler, mülteciler… Küçük bir köy hâline gelen dünyanın gelenek-görenek bilmeyen birbirine yabancılaşmış, yakın mesafede olduğu hâlde birbirinin dünyasına giremeyen seküler halkı, bunlarda hastalanmaz mı, bunlarda manevi bakıma ihtiyaç duymazlar mı? Bunları hangi akrabası, komşusu ziyaret edecek? Hastalığına bir de yalnızlık, kimsesizlik acısı eklenmeyecek mi? Kendisini dinleyecek, teselli edecek birilerini arayacak hastanın umutsuz bakan gözleri ve hastayı yine bir hasta olan oda arkadaşı sakinleştirecek, sabır telkin edecektir muhtemelen. Milletimizin bu konudaki duyarlılığı takdire şayandır. Kendi hastalığını, derdini, acısını bir başka dertliyi teskin etmekle unutur, manevi bir rahatlanma hisseder. Yani terapi ederken terapi olur âdeta. “Müslümanların derdini kendine dert edinmeyen onlardan değildir.” (Hakim, Müstedrek, Rekaik, 7889, IV, 352.) hadis-i şeriflerinde belirtildiği üzere, kardeşinin keder ve acısını kendisi de hissederek manevi desteği kendisinden esirgemeyecektir.
Anadolu insanı sosyal desteğe muhtaç bütün kesimlere yönelik manevi destek hizmetini bildiği yöntemlerle sunmaya çalışırken yine de psikolog, sosyal destek uzmanı, geriatri uzmanı, sosyal pedagog vb. destek uzmanlarına ihtiyaç duyulmuş ve kadrolar ihdas edilmiştir. Yukarıda saydığımız uzmanlık alanlarının yanı sıra dinî eğitimini almış, pedagojik formasyona sahip, ayrıca psikoloji-sosyoloji alanlarında eğitim görmüş ve insanlara manevi destek sunma konusunda gönüllü olan bir kadronun oluşturulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Nitekim Almanya, İngiltere ve daha birçok ülkede bu hizmet çok eskiden beri yapıla gelmektedir. Hastanın isteğine bağlı olarak sunulacak olan bu hizmetin ülkemizde de Diyanet İşleri Başkanlığı personelinden oluşan profesyonel bir ekip tarafından yürütülmesi mühim bir boşluğu dolduracaktır.
Toplumun her kesimine hizmet sunan, çocuk, genç, yaşlı, engelli, evde bulunan hasta, mahkûm, kazazede/depremzede, mülteci vb. dezavantajlı gruplara yönelik manevi destek hizmeti sunan Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin hastanelerde manevi destek hizmeti sunması, Başkanlık ile Sağlık Bakanlığı ortak işbirliği protokolü ile mümkün olacaktır. Ve bu hizmetin daha fazla geciktirilmeden sunulmasını hasta ve hasta yakınları dört gözle beklemektedir.