Makale

Zevkiselim Sahibi Bir Doktor ALİ KEMAL BELVİRANLI

Zevkiselim Sahibi Bir Doktor

ALİ KEMAL BELVİRANLI

Kâmil BÜYÜKER

Belviranlı dergiyi özellikle gençlere İslam’ı sevdirmek için bir vasıta olarak görmüştür. Memleketin mukadderatına yön verecek gençleri kurtarmanın memleketi kurtarmak demek olduğunu ifade eden Belviranlı, bu hususun yani dergi çıkarmanın “din borcu” olduğu kanaatindeydi.
Eskiden farklı alanlarda, farklı meziyetlerin sahibi olan ve bu konularda engin bir bilgi birikimine sahip insanlar için “hazerfen” denilirmiş. Yakın tarihimizde bunun sayısız örnekleri var. Şimdilerde bu konuda büyük fakirlik yaşamaktayız. Zira bir alanda ihtisas yapan insanlar, “benim diğer alanlarla işim olmaz” kolaylığına kaçıyorlar. Hâlbuki hatta, musikiye, mimariye merak salmak için zevkiselim sahibi olmak yetiyor. İşte bu güzellikleri hayatlarına nakşetmiş olan hazerfen dediğimiz insanlar, kendi içlerinde de büyük bir zevkiselim barındırıyorlarmış. Bu isimlerden birisi de 2003 yılında aramızdan ayrılan Dr. Ali Kemal Belviranlı’dır. Kendisi tıp doktorudur. Ama beslendiği kaynaklar, tevarüs ettiği gelenek onu sadece tıp alanında değil diğer alanlarda da mahir kılmıştır. Konya’da mümbit bir iklimde 1923 yılında doğmuş, 11 yaşında hıfzını ikmal etmiştir. Birinci ve en önemli meziyeti hafızlığıdır. İkinci olarak devrin kuvvetli sesleri ve nefeslerinden Hafız Ali Üsküdarlı, Saadettin Kaynak, Varnalı Hamdi Efendi, Abdurrahman Gürses gibi hocalardan dersli ve icazetlidir; bu yönü ile de kurra, musikişinas ve bestekârdır. Hattat Hamid ve Halim Özyazıcı gibi isimlerle yaptığı meşkler dolayısıyla hattattır. Konya’da 1951-1953 senelerine tekabül eden zamanlarda çıkardığı “İslam’ın Nuru” dergisinden dolayı da yayıncıdır. Liste daha da uzayıp gidebilir.
Merhum Ali Ulvi Kurucu onun hakkında şu sözleri söylemiştir: “Ali Kemal Bey, deha denecek derecede bir zekâya sahiptir. Bildiğini çok iyi bilir. Çok sağlam hafızdır. Ağzı Kur’an-ı Kerim’e yatkındır, çok güzel okur. Güzel okuyanı da çok iyi tanır. Musiki bilgisi çok kuvvetlidir. Besteler yapar. Besteleri tenkit edebilir. Osmanlıcayı çok iyi bilir. Notlarını eski yazımızla tutar. Senelerden beri, bendenize yazdığı mektuplar hep Osmanlıcadır, hatasız yazar.” (Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar 4, haz. Ertuğrul Düzdağ, Kaynak yay. 2014, s. 30.)
Onun bu hususiyetleri dolayısıyladır ki yazdığı eserler de ağırlıklı olarak bu eksendedir. Uzun yıllar basılmış, hâlâ da basılmaktadır. Arapça Rehberi (Nedve yay. 1972.); Cönk İlahiler ve Mevlid (Nedve yay. 1978.); Kur’an Rehberi (Nedve yay. 1975.); Musiki Rehberi (Dinî Musiki) (Nedve yay. 1975.); Osmanlıca İmla Lügati (Nedve yay. 1980.); Osmanlıca Metinler Rehberi I (Nedve yay., t.y.) eserlerinden bazılarıdır.
Aruzu sevdiren doktor
Onun aruzu sevdirmek üzere hazırlanmış olan eseri “Aruz ve Ahenk”le ilgili olarak da Ali Nihat Tarlan Hoca’nın söylediği sözler sitayişkâr ve manidardır. Yaşanan hadiseyi Ömer Kirazoğlu anlatmıştır:
“İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki odasında Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan Hoca’yı ziyarete gitmiştim. Baktım, masanın üzerinde (Ali Ulvi Kurucu’nun) şiir kitabı “Gümüş Tül ve Alevler”le Ali Kemal’in “Aruz ve Ahenk” kitabını gördüm. Ali Nihat Hocaya kitapları işaret edince şöyle dedi:
“Bu doktor çok zeki, çok müstesna bir çocuk… Yahu bana yeniden aruzu öğretiyor. Aruzun sırlarını keşfediyor, iyiliklerini anlatıyor. Bana bu kitap kendisini okutturdu. Kâinattaki ahenkten bahsediyor. Osmanlının aruzu niçin aldığının, sevdiğinin felsefesini yapıyor. İftihar ettim; memnuniyetle okudum…” (Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar 4, s. 39.)
Ali Kemal Bey’in çalışkanlığı sadece bunlarla sınırlı değildir. En verimli eserlerini, en verimli çağında yazmıştır. Hasan Basri Çantay Hoca’nın mealini mezuniyetten sonra İstanbul’da bir müddet kaldığı sırada okumuş, tashih ve redakte etmiştir. Yine Ömer Nasuhi Bilmen Hoca’nın “Istılahat-ı Fıkhıye Kamusu” onun gayretleri ile yayına hazırlanmıştır. (Ö. Faruk Belviranlı, “Belviranlı, Ali Kemal”, Konya Ansiklopedisi, s. 2/78.)
İslam’ın Nuru dergisi: Dergi çıkarmak bir “din borcudur”
Ali Kemal Bey’in hayat çizgisini ve mücadelesini ortaya koyan belki en önemli çalışmalardan birisi de “İslam’ın Nuru” dergisini çıkarmasıdır. Derginin yazar kadrosu hayli zengindir: Ahmet Naim, Hasan Basri Çantay, Tahirü’l-Mevlevi, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, Kamil Miras, Haluk Nurbaki, Zekai Konrapa, Mahmut Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen, M. Asım Köksal, Ali Fuat Başgil, Ali Nihat Tarlan, Ali Ulvi Kurucu, M. Sait Çekmegil, Cemal Oğuz Öcal ve daha pek çok isim... Belviranlı dergiyi özellikle gençlere İslam’ı sevdirmek için bir vasıta olarak görmüştür. Memleketin mukadderatına yön verecek gençleri kurtarmanın memleketi kurtarmak demek olduğunu ifade eden Belviranlı, bu hususun yani dergi çıkarmanın “din borcu” olduğu kanaatindeydi. Kendisi merhum Ali Ulvi Kurucu’nun dergisinde şiirleriyle yer almasını istediği vakitlerde Ali Ulvi Kurucu ile aralarında şu konuşma geçmektedir:
“Ali Kemal Bey, azizim, kardeşim! Siz kaç kişisiniz ki, böyle gençlik, gençlik diyorsun?”
O zaman Türkiye’de yeni başlayan İslami uyanıştan bahsetti: “Bir Necip Fazıl Bey çıktı. Fransa’da okumuş. Mazisi öyle senin benim gibi değil, dinî kültürü de pek fazla değil. Fakat sırf imanı sayesinde, bir fikir kutbu oldu ve bir gençlik meydana getirdi. Konferansları çok heyecanlı oluyor…” (…)
“Bir Ali Fuat Başgil Bey var. Hukuk Profesörü. Gençler hep ziyaretine geliyorlar… “Yahudi meselesinden başka bir şey bilmeyen Cevat Rifat Atilhan Bey var; aynı mevzuu yazar. Eserleri kırkı elliyi aşmış. Yazdığı aynı mevzu. Mason Yahudi, Yahudi Mason, İttihat ve Terakki, Sultan Abdülhamid. Aynı bahisler için adam elli kitap yazıyor, yazdıkları da okunuyor. Ağabey Allah’ın izni ile ben bu dergiyi çıkaracağım. Sizden de yazı beklerim…” diyor ve nitekim Ali Ulvi Kurucu da Belviranlı’yı kırmayarak dergide yazmaya başlıyor.” (Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar 4, s. 35-36.)
Gönlünü Kur’an nuru ile parlatan her Müslümanda şiir ve musiki zevki vardır
Ali Ulvi Kurucu merhum ile tanışıklıkları elbette Konya’dan başlıyor ve daha hafızlık yaptıkları yıllarda beraber Konya camilerinde mukabele okuyorlar. Daha sonraları İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi yıllarında ise dönemin İstanbul’unda pek çok sima ile yakın teşrik-i mesaisi oluyor: Ömer Nasuhi Bilmen, Hasan Basri Çantay, Mehmet Zahit Kotku, Cemal Öğüt, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Eşref Edip bu isimlerden sadece birkaçı… Ali Ulvi Bey’le olan yakın hukukları dolayısıyla onun şiirlerini tasnif edip “Gümüş Tül ve Alevler” adıyla yayınlamıştır. (Abdullah Yıldız, Geçmişten Geleceğe Ko(nu)şanlar, Araştırma Kültür Vakfı yay. 2010, s. 79.) Kitaba yazdığı önsözde onun hayat felsefesinin detaylarını ve ruh dünyasını görmek mümkündür. Eserin girişinde şunları söyler:
“Müslümanın; inancı ve kanaati, iş ve hareketi, edebi ve muamelesi, zevk ve yaşayışı, belli prensiplere, yani Kur’an hükümlerine istinat eder…
Bu cihetledir ki, Müslümanın; gerek siyasi ve içtimai ve gerekse ilmî ve edebî bütün mevzularda belli bir tutumu ve fikri, müstesna ve olgun bir zevki vardır. Çünkü onun tabi olduğu Kur’an; insanoğlunun maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarını, hayatın ve ilmin bütün mevzularını içine alan; her şeyin iyisini kötüsünü, faydalısını zararlısını şaşmaz prensipler ve örnek tablolar hâlinde bildiren Allah kelamıdır.
Gönlünü Kur’an nuruyla parlatan, dilini ve kulağını onun güzel okunuş ve ahengine alıştıran bir Müslümanda, gerçek manada ve elbette bir şiir ve musiki zevki var demektir.” (Ali Ulvi Kurucu, Gümüş Tül ve Alevler, Marifet yay. 2003, s. 9.)
14 Eylül 2003’te aramızdan ayrılan ve Hacıfettah Mezarlığına defnedilen Ali Kemal Belviranlı, özellikle gençlerin inanç, itikat noktasında eksiklerinin telafisi için neşriyat yapmıştır. İslam Prensipleri kitabı da bu maksatla kaleme alınmış ve bir süre sonra İngilizce olarak da yayınlanmıştır. Bunun yanı sıra merhum Belviranlı, pek çok kitap ve neşrettiği derginin yanı sıra onlarca bestelenmiş eser bıraktı. Mehmet Akif’in yazdığı ve ilahi olarak bestelenen:
Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol;
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
Beyitlere, Dr. Ali Kemal Belviranlı merhumun:
Allah’a dayan, gayene tevfikini versin.
Kur’an’a sarılmazsan eğer, ye’se düşersin.
Şeklinde nazire beyitler kaleme alması manidardır. Bugün hâlâ okunmakta, kulaklarımızın ve gönüllerimizin pasını silmektedir.
Ne demeli; “Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş.”