Makale

EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN

“Küçük yavrum, bebeğim ne zaman büyüdü de bir genç kız/delikanlı oldu!…” Pek çok anne ve babanın bazen hayıflanarak, bazen heyecan ve mutlulukla, bazen de şaşkınlıkla kendi kendisine sorduğu bir sorudur bu.

Sanki daha dün dizimizin dibinde oturan, babasının pantolonunu ya da annesinin eteğini çekiştiren, yapacağı her iş için bizden izin isteyen küçük çocuk gitmiş, yerine zaman zaman asi, zaman zaman iç dünyasına kapanmış, kimi zaman neşeli, kimi zaman durgun, bağımsızlık isteği güçlü olan bir genç insan gelmiştir. Çoğu anne baba, birden karşılarına çıkan, hayatının baharındaki bu yetişkine alışmakta, onu anlamakta, onunla iletişim kurmakta, onun dünyasına nüfuz etmekte güçlük çeker. Zira kendilerinin o dönemleri çoktan geçmiş, büyük oranda da o dönemi, o günlerdeki duygu ve düşüncelerini, hayata bakışlarını ve bütün bunları yönlendiren etkenleri unutmuşlardır. Ya da değişen yaşları ve tecrübeleriyle birlikte bakış açıları, anlayışları değişmiştir. Kazanımları onlara, bir zamanlar kendilerinin, şimdiyse çocuklarının içinde bulundukları gençlik döneminin insan hayatında ne kadar önemli bir zaman dilimi olduğunu, hayatımızın bundan sonraki kısmı üzerinde bu günlerin ne denli büyük bir etkiye sahip olduğunu öğretmiştir. Ebeveynler, kendilerinin tecrübe ederek veya yanılarak öğrendiklerini çocuklarının da tecrübe etmesine ve acı tecrübeler yaşamasına razı olamazlar.

Genç insanla ebeveyni ya da daha yaşlı kuşak arasındaki bu tarz ilişki belki de insanoğlu yeryüzünde yaşamaya devam ettiği sürece var olacak bir durumdur. Bütün zafiyetleri ve dönemin getirdiği zorluklara rağmen, “yetenekleri ve cesaretleri” ile birlikte geleceğimizin teminatı olan gençleri bugüne, yarına ve ebedî âleme hazırlama konusu bugünün olduğu kadar yarının da hayatî bir konusu olmaya devam edecek ve yılların tecrübe imbiğinden geçerek dile getirilen şu söz gerçekliğini daima koruyacaktır: “Gençler bilse, yaşlılar muktedir olabilse.”

Bugün dünya genelinde en fazla genç nüfusa sahip ülkelerden biri olmamız milletimiz adına mutluluk vesilesidir. Ancak dinamizmin ve enerjinin sembolü olan gençliğimizin inancı sağlam, öz değerlerine bağlı, kimlikli, kişilikli, ülkemiz ve insanlık için hayırlı birer fert olarak yetiştirilmesine yönelik neler yapmamız gerektiğini hep birlikte düşünme ve istikbalimizi emanet edeceğimiz gençliğimizi geleceğe çok iyi hazırlama sorumluluğumuz bulunmaktadır.

Elinizdeki dosyayı bu düşüncelerden yola çıkarak hazırladık. Genel anlamda gençlik üzerinde durmak yerine, “gençlikte kimlik gelişimi ve din” konusunda yoğunlaşmayı daha yararlı bulduk. Böylece günümüz gençliğinin karşı karşıya kaldığı zararlı akım ve alışkanlıkların etkisinden kurtulmasında dinî değerlerin nasıl bir çıkış yolu olabileceğinin de cevabını bulmaya çalıştık. Birbirinden kıymetli yazarlarımız tarafından ele alınan her bir konuyu zevkle okuyacağınızı düşünüyorum.

Dr. Yüksel Salman