Makale

SABAH NAMAZI SOSYOLOJİSİ

SABAH NAMAZI SOSYOLOJİSİ

Ali Murat Daryal

Sabah namazının erken (güneş doğmadan) kılınması toplumda hayatın en azından "üç" saat öncesi başlaması demektir. İlk bakışta küçümsenen bu zaman farkı memleketin fertlerine teşmil edilip, yayıldığı ve beş on sene içinde mütalâa edildiği takdirde, tahminlerin üstünde büyük yekünler karşımıza çıkar. Meselâ her gün kazanılan bu üçer saat, üç gün zarfında dokuz saat şeklinde bir fedakârlıkla kazanılmış bir iş günü olur.
Toplumda fert hem üretici hem de tüketici durumundadır. Şayet tüketiciliği üreticiliğinden çok ise o fertlerden müteşekkil toplumun varlığı ancak kendi kaynaklarını bitirene kadardır. Eğer tüketiciliği ile üreticiliği eşit ise, o toplumda ancak varlığını sürdürebilecektir. Asıl kalkınma, ilerleme, ferdin üreticiliği ile tüketiciliği arasındaki oranın, tüketcinin istekleri (normal haller müstesna) sınırlandırılmadan üretici lehine artması ile mümkündür.
Gün yirmi dört sa ttir. Bu herkese göre eşittir. Bu zamanı kendi lehimize uzatmak imkânı olmayınca, yapabileceğimiz tek şey onu en iyi şekilde değerlendirmek olmaktadır.
Bu da zaman, güç (enerji), sıhhat ve buna benzer hususların en iyi şekile değerlendirilmesi ile mümkündür.
Geceleyin bir günlük mesai sonucu herkes sinir, vücud ve dimağ bakımından yorgundur. Bundan ötürü bu vakitler insanların en verimsiz anlarıdır. Ölü zamanlardır. Bir iş yapılamaz, yapılan işlerden de hayır gelmez. "Gündüzün şerri, gecenin hayrından daha iyidir" atasözü de bunu ifade eder.
Hal böyle olunca yapılacak en isabetli iş, geceyi erken başlatmak yani onu en iyi şekilde değerlendirmek için erkence yatmak olmalıdır. Aksi takdirde iş yapma güç ve kabiliyetinin büyük bir kısmını kaybeden kimseler bu zamanlarını hiçbir işe yaramayan boş konuşmalar, birtakım oyunlar ve hatta münakaşaya dönüşen birtakım iddialarla ziyan edip gideceklerdir. Tabiî bu konuşmalar ve bu esnada yapılan dedi kodu ve iddialar, o kimselerin zaten tükenmiş güçlerini bir kat daha azaltacak ve masa başında sürüp giden oyunlar da gün boyu zaten bozuk olan sinirleri bir kat daha bozacaktır.
Yine bu gece hayatında yapılan konuşmalar arasında iddia, münakaşa ve dedi kodular zamanın ve enerjinin boşa gitmesinden başka birtakım kırgınlıklar, dargınlıklar, düşmanlıklar ve hatta cinayetlerin meydana gelmesine zemin hazırlayacaktır. Yapılan istatistikler ve neşriyat tetkik edilecek olursa; bütün kırgınlıkların, cinayetlerin kısacası bütün üzücü olayların çoğunun gece hayatındaki bu boş konuşmalardan, başka bir deyişle geceyi yanlış değerlendirmiş olmaktan ortaya çıktığı görülür.
Öte yandan bu hal, kişilerin işteki verimlerinin (randıman) düşmesine de sebep olacaktır. Bedenen ve ruhen yorgun olduklarından yani bir gece önce münakaşa yapmadan erken yatarak uykularını alıp ruhen, bedenen dinç olarak işe gelmediklerinden verimin (randımanın) düşmesine paralel olarak, gerekli dikkatin gösterilememesinden de iş kazalarının arttığı görülecektir.
Avrupa ülkelerinde hayatın çok erken başladığını, gece misafirliklerinin, hemen hemen hiç olmadığını, erken yattıklarını, yatma saatlerini hiçbir şekilde geçirmediklerini, misafirleri dahi olsa yatma zamanı gelince, misafirlerine münasip bir lisanla ertesi günü çok erken kalkıp işe gideceklerini, bu yüzden uykularını almak için erken yatmaya mecbur olduklarını beyanla, kalkıp gitmelerini rica ettiklerini bu ülkelerde uzun müddet kalan kimselerden defalarca işittim. Hiç şüphesiz böyle yapmak da haklıdırlar. Çünkü onlar bugünkü medeniyet seviyelerini, günlerini bu kadar erkenden değerlendirmekle sağlayabildiklerinin farkındadırlar.
Sonuç olarak, sabah namazına kalkma mecburiyeti büyük bir zaman, güç (enerji) sıhhat kaybına sebep olan gece hayatının ahlâka, rağbet görmeyip kendine taraftar bulamaması demektir. Zira gece yarısına kadar oturan kimsenin ertesi gün ibadetini yapmak için zinde olarak kalkması ne derece mümkündür?