Makale

RELOADED' Dünya ya da MATRIX

RELOADED’
Dünya ya da
MATRIX

Mustafa Altunkaya
Diyanet-Sen Genel Eğitim Sekreteri

Matrix, Fransızca matrice; hesap ve kumanda işlerini gerçekleştirmeye yarayan elektronik devre, istatistikte bir elemanlar topluluğunun düzenlenmiş biçimi (TDK Sözlüğ, matris md.), rahim, harfler kalıbı (Longman Active Study Dictionary of English, matrix md)., sayılar ve harflerin kodlar halinde yeraldığı ve bunların şifresel biçimde dizildiği tablo anlamlarına gelir. İlk anda film, zengin görsel ve audio efektleriyle göz kamaştıran bilimkurgu filmlerini andırmaktadır; ancak filmin kahramanları, kehanet, olayların yaşandığı mekân, zaman ve sair olgulara bakıldığında hiç de öyle olmadığı görülür. O halde nedir bu film?
Filmin başlangıcında görülen sayıların kodlar halinde şifresel bir mesaj anlatmak istediği açık. Yer yer diyaloglarda da şifresel dil kullanılıyor. Filmde serpiştirilmiş birtakım kodlar var; bunları anlamlıca bir araya getirip anahtarı bulduğunuzda sır kapısı aralanmış ve şifre çözülmeye başlanmış olacaktır. Zaten dikkati çeken yer ve şahıs isimleri film hakkında yeteri kadar ipucu vermektedir. Kaldı ki filmin adı da özenle seçilmiş ve kodlardan anahtara, oradan da ’ulaşılmak iste- nen’e/özlenen kutsal vaad’e varılan bir düzenek anlamına matrix konulmuştur. Elbette herkes matrix’i çözemeyeceği için bu işi yapacak olan kâhindir. Kâhin’in kadın oluşu da Yahudilikte ırkın babadan değil anneden geçtiği düşüncesiyle bağlantılı olsa gerek...
Film tam anlamıyla bir Gnostisizm (gizemcilik) ürünüdür.
Filmde insanlar ve makineler arasında bir savaştan söz ediliyor ancak; makineler de insan görünümündeler. Yani filmde az sayıdaki insanlar belirli bir etnik kimliği, insan görünümündeki makineler ise onlara hizmet için yaratılmış diğer insanları simgeliyor.
Filmde Yahudileri kurtaracak geminin adı Nebukednezar’dır. Bu isim MÖ 587’de son Yahudi Krallığı’na son verip Yahudileri Babil’e sürgüne gönderen Babil Kralı’nm adıdır.(Doç. Dr. Baki Adam, Doç. Dr. Mehmet KATAR; Dinler Tarihi, Anadolu Ünv. Yayın No:1151, s.41)
Filmin geçtiği yer Zion (siyon) yani Tur-u Sina’dır. Burası Hz. Musa’ya peygamberliğin ve Tevratın verildiği yerdir. Naobi Siyon’daki konuşmasında "This is Zion, We are still here, we are not afraid= Burası siyon, biz hâlâ buradayız ve biz korkmuyoruz"diyerek dünyaya meydan okumaktadır. Filmin Irak Savaşının ardından vizyona girmesinin anlamı buradadır. Filmde Neo, Trinity ve Naobi üçlüsü de gayet anlamlıdır. Neo, gelecek anlamındadır ve Mesih’i sembolize eder. Trinity Hıristiyanlıkta teslis inancını ifade eder. Naobi ise Kral Süleyman’ın çok sevdiği siyahi halkı...
Bazıları bu filmle tasavvuf arasında bir ilişki kurarlar. Filmin mitolojik yönü, iç âleme ve insanın derununa hitap eden mesajları bu düşünceye şevketmiş olabilir. Ancak tasavvuf; birincisi, İslâm Uygarlık Literatürü’ne ait bir kavram İkincisi, muhabbetle tatbik edilen bir disiplin. Oysa filmde muhabbet (sevgi) değil şiddet yöntemleri ön plâna çıkmaktadır. Bu özellik tasavvuftan ve muhabbetten çok; uzun yıllar sürgün, baskı, dışlanmışlık, azınlık psikozunu yaşayan bir etnik kimliğin misyoner bir formatta kendini ifade biçimine uymaktadır. Nitekim Naobi’nin "zaman hep aleyhimize işledi" sözü 2500 küsur yıllık bir sürgün psikozunu ve "biz buradayız, biz korkmuyoruz" sözü de bu psikozun dışvurumu olarak kendini göstermektedir.
Filmde Neo’un rehbere intisabı, kendini düzeltmesi, yeniden âleme doğuşu ve kema- lâtı ben dediği zaman (konsantrasyonunu kaybettiği an) tasavvufta himmet denilen bağın kopması ve yere düşmesi, manada, rüya âleminde yaşatılan öğretiler, o âlemde yaşamasına rağmen ağzından kan gelecek şekilde kalkması birebir öğretidir. Hayal mahsulü ütopik bir şey değil. Ancak bunların hiçbiri, senaryonun tasavvuf anlayışımızdan alındığı anlamına gelmez. Zira filmde Yahudilik, Hristiyan- lık ve Hinduizm’e ait ritüeller olmasına karşın
İslâm’ı çağrıştıran hiçbir unsur yok. Adeta Nebukednezar gemisinin üzerindeki 2069 tarihi ile; Süleyman Krallığı’nın tesis, Kutsal Mabed’in inşa yılı ve bu üç dinin varlığına rağmen o tarihte İslâm’ın olmayacağı mesajı verilmek istenmiştir. Kaldı ki İbrahimî dinler dediğimiz bu dinlerin menşei/kaynağı tek olduğundan birbirlerine benzer yanlarının olması da doğaldır. Kitab-ı Mukaddes’in ilk kısmı olan Tekvin bölümü % 100 olmasa da %95 Kur’an’daki yaratılış ayetleriyle paraleldir. Bunun dışındaki benzerlikler de bir hayli var. Aslında bütün İlâhi dinlerin hatta Konfüçyüsçü- lük, Hinduizm, Budizm, Maniheizm, Zerdüşt- lük gibi beşeri dinlerin bile kaynağı tek İlâhi düşünceye dayanmaktadır.
Sonuç olarak aydınlanma (1750 bir ortaçağ Avrupası kavramı olarak, İslâm uygarlığı için bu söz konusu değildir) ile birlikte başlayan Tanrı ve ona bağlı değerlerin dışlanıp yerine pozitivizmin ikamesi insanlık tarihi için 250 yıllık bir büyük kayıptır. Bu kaybın ardından Tanrı’ya ve Kutsal’a dönüşün yeniden başlamış olması sevindiricidir. Nitekim meşhur Marksist teorisyen İhsan Taberi gibi, Macaristan Komünist Parti teorisyeni George Lu- kach, Avusturya’lı Ernest Fischer, Filistinli Münir Şefik ve Fransız Roger Caraudy de bu ideolojileri bırakıp dine ve tanrısal değerlere yönelmişlerdir.
Bu filmde felsefe, din, mitoloji, matematik ve teknolojinin birlikte kullanılması daha önceki yüzlerce delile ek olarak son yıllarda en fazla insanın tanık olduğu bir dine dönüşü göstermektedir. Ancak hemen eklemek gerekir ki dinin olmayışı kadar, belki ondan daha da vahim olanı, dinin manipüle edilmesi ya da bilinçsiz yığınları gütmenin aracı gibi görülmesidir. Artık bütün dünya halkları yüksek sesle yeni bir düşünce, anlayış ve kutsal’ın bek- lentisindedir. Bu beklentilerin makes bulduğu gelecek medeniyet İslâm uygarlığından süzülüp gelen ve insanlığın doğusu ile batısı ile özlemini çektiği barış ideolojisi, Barış Medeniyetidir. Son yüzyılda kana, gözyaşına bulanan dünya, batıda "The Age of Ideology" diye tesmiye olunan 250 yıllık çağın insanlığa hediyesi savaş ideolojisini / savaş medeniyetini istemiyor.
Yeni medeniyetin yeni düşünce ve felsefenin, geleceğin uygarlığının inşasını gerçekleştirecek yegâne şansa sahip tek kitle din bilginleridir. Zira bir medeniyeti kurup yaşatan da; onu yıkıp çökerten de din emanetinin taşıyıcısı din bilginleridir. Ama tabiî ki bu din bilginleri; Matrix’deki dini karakterler olmayacaktır. Bu din bilginlerinin ölçü aldıkları da kâhinin sözleri değil vahiy ve hikmet olacaktır. Adını son dinin adından alan bu medeniyet, gerçekte bir dönem büyük bir dünya coğrafyasına hakimdi. Ancak bireysel ve toplumsal hayat devrevi/konjonktürel olduğu gibi medeniyetler için de devresellik sözkonusudur. Bugün medeniyet grafiğinde düşük seviyede seyreden barış uygarlığı İslâm, düşünsel temelleri bakımından tarihin en büyük fazilet uygarlığı örneğini sunmuştur. Yüzlerce yıl dünyada barışı egemen kılan bu uygarlık, bağlılarının inhitatı yüzünden bugün olması gereken yerde değildir. Ancak görünen o ki; mesajı özgürlük ve evrensel hukuk olan bütün zamanların en büyük medeniyetini yeniden kuracaktır.