Makale

Editörden

Editörden

Dünya tutkusu yaratılıştan bu yana insanoğlunun en büyük imtihanlarından biri olmuş, mal, mülk ve servet kişiyi sonu gelmeyen arzu ve ihtiraslara sevk etmiştir. Bugün de popüler kültür, muhtelif vesilelerle tüketimi sürekli teşvik etmekte, reklamlar, özendirici giyim kuşam ve tercihler, âdeta insanı esir almaktadır. Dünyanın değişik bölgelerinde insanlar açlık, kıtlık, yoksulluk ve yoksunlukla mücadele ederken ve bütün imkânsızlıklara rağmen hayata tutunmaya çalışırken, paylaşmamak, hatta ihtiyaç sahiplerinin farkına bile varamamak modern insanın varlıkla imtihanıdır.
İnsan tabiatı gereği malı sever, dünyaya meyleder. Rabbimiz insanın bu zafiyetine işaret etmek üzere malın bir imtihan vesilesi olduğunu beyan eder. (Âl-i İmran, 3/14.) Sevgili peygamberimiz de “Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi (imtihan vesilesi) vardır. Benim ümmetimin fitnesi de maldır.” (Tirmizi, Zühd, 26.) buyurur. İslam dininde kişinin ihtiyaç duyduğu şeyleri karşılamak, insan onur ve haysiyetine yaraşır bir hayat sürebilmek için çalışmak, kazanmak her zaman makbul görülmüştür. Hatta güçlü müminin zayıf müminden Allah’a daha yakın ve sevimli olduğu ifade edilmiştir. Kur’an ve sünnette dünya hayatının geçiciliğine ve değersizliğine dikkat çekilirken mal, mülk ve zenginliğin bizatihi kötü ve istenmez olmadığı, ancak bunların insanı Allah’tan uzaklaştırmaması ve hayatın gayesini unutturmaması gerektiğine işaret edilmiştir.
Müslüman, kazanırken de harcarken de belli ilke ve esasları gözetir. İslam, insanın Rabbiyle ve insanlarla olan ilişkilerini düzenlediği gibi varlık ve servetle olan ilişkisini ve takınması gereken tavrı da belirlemiştir. Bu yüzden Müslüman serveti bir güç ve böbürlenme aracı olarak değil, Müslümanca yaşamak, ihtiyaç sahiplerini koruyup kollamak, fakirin elinden tutmak, düşeni kaldırmak ve Allah yolunda sarf etmek için bir vesile görür. İsrafa kaçmaz, verirken de tasarrufta bulunurken de dengeyi görüp gözetir. Bilir ki en kazançlı ticaret Allah yolunda sarf etmekten geçer.
İnsanın varlıkla ilişkisini ortaya koymak üzere bu ayki gündem konumuzu “Müslümanın Varlıkla İmtihanı” olarak belirledik.
Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, “Müslümanın Varlıkla İmtihanı” adlı makalesi ile günümüz insanının varlıkla olan ilişkisini ele aldı. Doç. Dr. Halil Altuntaş, “İslami Bakışla Varlık ve Servet Algımız”ın nasıl olması gerektiğini bizimle paylaştı ve sahip olduğumuz zenginliklerin, mal ve kazancın Allah’ın bizlere ihsan ettiği bir emanet olduğunu ve bu konudaki sorumluluklarımızı hatırlattı. Ayşe Şener, “Varlıkla İmtihan Olunanlar” başlığıyla, imtihan yurdunda olan insanın çıkmazlarına dikkat çekti. Ayşe Böhürler, “Dindarlaşıyoruz Derken Uzlaşmaz Çelişkilerimiz” üzerine, günümüz Müslüman toplumunun yaşantısından dikkat çekici örneklendirmelere yer verdi. Yrd. Doç. Dr. Yasin Pişgin, “Ne Varlığa Sevinirim, Ne Yokluğa Yerinirim” makalesi ile gönül dünyamıza seslendi. Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara, “Tarihî Hariciliğin Günümüze Yansımaları” çalışmasıyla, İslami referanslarla şiddet eğilimi gösteren bazı oluşumlara dikkatimizi çekti. Ayrıca Dergimizin bu sayısında Dr. Faruk Görgülü ile İbrahim Arpacı’nın Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu ile “Bitkisel Tedavi” üzerine yaptığı söyleşiye yer verdik.
Her sayıda farklı gündem konularıyla açık zihinlere ve dingin ruhlara bir hatırlatma, sorunlarımızı birlikte yeniden düşünme ve çözümler üretme çabası içerisinde olan Diyanet Aylık Derginin bir sonraki sayısında buluşmak dileğiyle.