Makale

Erzurum'da Bir Atabeylik Eseri Ulu Camii

Ulu Camii
Erzurum’da Bir Atabeylik Eseri

Cevat Akkanat

Medeniyetimizin önemli merkezlerinden birisi olarak Erzurum, farklı dönemlere ait İslam mimarisi eserlerini bünyesinde taşır. Zira, Erzurum’daki abidevî yapılara şöyle bir göz attığımızda, Saltuklu, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı dönemlerinden kalma şaheserlerle karşılaşırız.

Burada camilerimiz üzerinde durduğumuza göre, Erzurum’daki diğer İslam yapı unsurlarını erbabına bırakıyor ve bugün hâlâ içlerinde beş vakit huşuyla namazların eda edildiği mekânlara dikkat kesiliyoruz.

İşte şair Rıza Ümit’e, “Ufkunda beş vakit ezanın çağlar / Allah’a açılır yolun Erzurum” diye terennüm ettiren bazı tarihî Erzurum secdegâhları: Kale Mescidi, Ulu (Atabey) Camii, Lala Paşa Camii, Murat Paşa Camii, Esat Paşa Camii, Çifte Minareli Medrese (Eski Medrese Camii), Gürcü Kapısı (Ali Ağa) Camii, Boyahane Camii, Caferiye Camii, Kurşunlu (Feyziye) Camii, Pervizoğlu Camii, Derviş Ağa Camii, Gümrük Camii, Bakırcı Camii, Narmanlı Camii, İbrahim Paşa Camii, Emir Şeyh Camii, Şeyhler Camii, Cennetzade Camisi...

Erzurum, bırakalım diğer İslam eserlerini, sadece bu yapılarla, mensubu olduğu medeniyeti temsil eden bir açık hava müzesi konumundadır...

Saltuklu Beyliği’nden Bir “Ulu Camii”
Anadolu’da, ilk fetih ordularının seri akınlarını takiben temelleri atılmaya başlanan camilerden Erzurum’un payına Saltuklular tarafından inşa edilen Kale Mescidi (1125-1150?) ile Ulu (Atabey) Camii düşmüştür.

Saltuklu mimarisi erken dönem Türk mimarisinin seçkin örneklerini sunması bakımından büyük değere sahiptir. Sade bir üslubun hâkim olduğu bu mimarinin günümüze kadar gelebilmiş eserlerini bugün sadece Erzurum’da görebilmekteyiz. Bunlar arasında, Erzurum Ulu Camii oldukça dikkat çekicidir.

Saltuklulara bağlanmakla beraber, Erzurum Ulu Camii’nin tarihiyle ilgili farklı görüşler öne sürülmüştür. Bunda, caminin yapım kitabesinin elde olmayışı en önemli sebep ise de, kimi afakî bakışların etkisi de vardır. Sözgelimi bazı Batılı kaynaklar Ulu Cami’nin eski bir kilise olduğunu ileri sürmüşlerdir. Oysa, Tarihçe-i Erzurum kitabının müellifi Mehmet Nusret, bugün mevcut olmayan bir kitabeden hareketle, caminin 1179’da inşa edilmiş olduğunu kaydeder. Aynı kitabeyi, yine bir Batılı olan Lynch de görmüş ve binanın belirtilen tarihte Türkler tarafından yapıldığını açıkça belirtmiştir. Konuyu İslam Ansiklopedisi’nde (MEB Yay.) gündeme getiren Besim Darkot, aksi görüşlerin kaynağını, “câmiin kadîm bir mâbet yerinde inşa edilmiş bulunmasından galat” şeklinde işaret etmiştir. Bu arada, caminin 1049 (1639) tarihli en eski tamir kitabesinde, “Hüseyin bin Nasuh Paşa kıldı Atabek Camiin ihya” denilerek Atabey olarak da bilinen Saltuklulara işaret edilmesi, önemli bir delildir. Genel kabullere aykırı bir durum olarak büyük Evliya Çelebi’nin, Ulu Camii için “Akkoyunlu yapısıdır” şeklindeki hükmü ise, konuyla ilgili herhangi bir dayanağa yaslanmamaktadır.

Şu halde, gerek tarihî ve mimari özellikleri gerekse bazı araştırmacılar tarafından zikredilen kayıp kitabedeki kayıtlar, Erzurum Ulu Camii’nin Saltuklu yapısı olduğuna yeterli delil oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, ittifak edilen bir başka husus, caminin 1179’da İzzeddin Saltuk’un oğlu Ebu’l-Feth Melik Muhammed (Nasuriddin Aslan Mehmet) tarafından yaptırılmış olduğudur.

Şehrin fethinden yaklaşık 90-100 yıl sonra, Erzurum’un o zamanki gözde alanlarından olan Tebriz kapısı yakınına inşa edilmiş olan Ulu Cami, bugünkü Tebriz Kapı Mahallesi’ndeki Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Çifte Minareli Medrese`yle yan yanadır.

Yapının Plânı: İki Yüz Rirekli Cami
Seyahatname yazarı Evliya Çelebi, 1640’dan itibaren Erzurum’a birkaç defa gelmiş ve Ulu Cami’yi ziyaret etmiş, diğer bir ifade ile caminin bilinen ilk tamirinden sonraki hâlini görmüştür. Bu ziyaretlerine bağlı olarak büyük seyyah, camiiyle ilgili “Eni ve boyu ikiyüz adımdır. (...) İçinde tertipli olarak dizilmiş iki yüz adet çam direkler üzerinde yine çam kirişler vardır.” şeklinde bilgiler vermiştir. Anadolu’daki ağaç direkli camilerde ortalama 40-50 direk bulunduğu, ayrıca Ulu Cami büyüklüğündeki camilerde iki yüz adet direğin olmasının imkânsızlığı düşünüldüğünde, Evliya Çelebi’nin anlatımı mübalağalı bulunacaktır.

Beş Şehir yazarı Ahmet Hamdi Tanpınar da Ulu Camii üzerine kalem oynatan ender edebiyatçılardandır. Tanpınar, “...sade bir planda yapılmış olan Ulu Cami, beş beşikli içi ile mağrip camilerini hatırlatır. Dıştan onlar gibi sadedir.” diyerek, kısmen tartışılabilir bir yaklaşım içine girmektedir.

Kuşkusuz, özgün biçimini 12. yüzyılda aldığı sanılan ve 830 yıllık bir geçmişe sahip olan Erzurum Ulu Cami, gerek bu uzun geçmişi içinde uğradığı tahribatlar, gerekse gördüğü bakım ve onarımlara bağlı olarak birçok değişikliğe uğramış, özgün şeklini kaybetmiştir.

Kırk Paye, Yedi Sahın, İki Kubbe
Söz konusu değişiklikler bir tarafa, Ulu Caminin planı 20. Yüzyılın ortalarında Oktay Aslanapa tarafından sarih bir şekilde çıkarılmıştır. Buna göre, 54 m./41.7 m. (İçten: 50.80 m./38.60 m.) boyutlarında, kareye yakın dikdörtgen bir plana sahip olan Erzurum Ulu Camii çok ayaklı ve mihrap duvarına dikey uzanan yedi sahınlıdır. Caminin söz konusu yedi sahınını, bulundukları yere ve taşıyacakları ağırlığa göre genellikle dikdörtgen kesitli, muhtelif şekil ve ölçülerde yapılmış olan ve 16’sı duvarlara bitişik olan toplam 40 paye belirlemektedir.

Caminin orta sahını, genişliği, yüksekliği, taşıyıcı ayak (paye) ve kemerlerinin düzenlenişi ile diğerlerinden farklı bir görünüşe sahiptir. Bir defa, orta sahının mihrap önü kısmında ahşaptan yapılmış, ‘kırlangıç örtü’ olarak isimlendirilen bir kubbe bulunmaktadır. Burada daha önceden kademeli silmeler ve kavallardan hafif sivri kemerler üzerine oturan pandantifli kâgir bir kubbenin olduğu sanılmaktadır. Şimdiki ahşap kubbe, ikisi kıble duvarına bağlı ve ikisi de L şeklindeki iki büyük ayak ile taşınmaktadır. Mihrap önü kubbesini cümle kapısı yönünde bir aynalı tonoz, onu da mukarnas dolgulu bir kare tonoz izler. Daha sonra da mihrap eksenine dik yönde yan yana iki tane beşik tonoz yer alır. Böylece, beş bölüm hâlindeki orta sahın, diğer sahınlardan daha geniş olarak baskın şekilde belirtilmiştir. Burada, piramidi andıran altı sıra mukarnas dolgulu kare biçimindeki tonoz, caminin orta ekseninde en gösterişli bölümüdür. Ulu Cami, gerek ilk hâlindeki pandantifli büyük mihrap önü kubbesi ile gerekse aynı eksen üzerindeki mukarnas dolgulu örtüsüyle erken dönem Anadolu Türk mimarisinde önemli bir yere sahip olmuştur. Bu noktada, orta eksenin gösterişli bölümündeki aydınlanma fenerine de temas edelim ve Erzurum Ulu Camii’nin, Divriği Ulu Camii (Mengücekler, 1228) ve Kayseri Hunad Hatun Camii (Selçuklular, 1238) ile birlikte Anadolu Selçukluları döneminde geliştirilen ‘aydınlanma feneri olan camiler’ tipinin ilk örnekleri arasında yer aldığını belirtelim.

Ulu Camii’nin her biri takriben 6 m. genişliğindeki yan sahınları, boydan boya, kıble duvarına dik birer beşik tonozla örtülüdür. Fakat en doğudaki sahının üzerinde kıble duvarına parelel altı tane beşik tonoz vardır. Caminin üstü düz bir toprak damla örtülmüştür.

Avlusuz olarak yapıldığı tahmin edilen Erzurum Ulu Camii’nin beden duvarları kesme taşla ve çok yalın biçimde örülmüştür. Fakat, mevcut duvarlar arasında gözle görülebilir bir nitelik farkı da söz konusudur. Bunu, gerek işçilik, gerekse mimarî unsurlar yönünden camiin kıble duvarıyla diğer kısımları arasındaki bariz farklar yoluyla açıklayabiliriz. Şöyle ki, diğer kısımlar geç devir karakteri gösterirken, kıble duvarında sonradan ortaya çıkarılan ana ve tali mihraplarda erken devir hususiyetleri gözlenmektedir. Örneğin, ana mihrapta görülen geometrik şekil Selçuklu devri geometrik tezyinatıyla sıkı bir bağlılık göstermektedir.

Mihrapta Sonsuzluk Prensibi
İlk yapıdan günümüze ulaştığını belirttiğimiz Erzurum Ulu Camii’nin mihrabı, kıble duvarı üzerinde içe doğru kademeli olarak derinleşen enli ve yüzeysel dört silmeden oluşur. Sivri kemerli bu mihrap, üç sıra mukarnas kavsaralı olarak yapılmıştır. Sade mihrap nişinin etrafını geniş dikdörtgen bordür çevrelemektedir. Bordürde sekizgenlerden meydana gelen geometrik örgü motifleri yüksek kabartma hâlinde işlenmiştir. Bunlar daha büyük sekizgenlerle dörder dörder birbirine bağlanmıştır. Mihrapta, sonsuzluk prensibi içerisinde tasarlanmış olan bu geometrik süsleme şeridi, Selçuklu Devri’nin karakteristik özelliklerini taşıyan bir süsleme motifidir.

Caminin doğudan ve batıdan ikinci sahınlarında da farklı düzenlenmiş sade birer (tali) mihrap bulunmaktadır.

Kapılar, Pencereler ve Minare

Ulu Cami’nin üçü kuzey, ikisi doğu cephelerinde olmak üzere beş kapısı bulunmaktadır. Bu kapıların hiç birisi birbirine benzememektedir. Caminin aydınlatılmasında ise 28 pencere kullanılmaktadır.
“Saltuklu Mimarisi” başlıklı makalesinde Haldun Özkan’ın Erzurum Ulu Camii’nin kapılarını Selçuklu taçkapılarıyla kıyaslanamayacak kadar sade bulduğunu ve Osmanlı’nın son dönem mimari özelliklerini yansıtan Batılılışma tarzı özelliklere sahip gördüğünü belirtelim.

Camiin kuzey cephesi, üç kapının yanı sıra altı pencere ile en hareketli cepheyi oluşturmaktadır. Cephenin ortasındaki kapı, mihrap eksenine rastlamaktadır. Kuzey cephede bulunan üç kapı da kitabesizdir. İki kapının bulunduğu doğu cephedeki pencere sayısı da altıdır. Bu cephedeki kuzeydoğu kapısının üzerinde 1860 tarihli tamir kitabesi bulunmaktadır. Bu kapının iki yanında ayrıca birer mihrapçık vardır.

Güney cephede ise mihrap önü bölümünde iki öküzgözü pencere, yanlarda da altı pencere yer almaktadır. Güneydeki ikinci pencere üzerinde 1826 tarihli onarım kitabesi bulunmaktadır.
Caminin minaresi kuzeybatı köşeye yerleştirilmiştir. Bu minare, alt kısmı moloz taş, üst kısmı kesme taş kaplı yüksek bir kaide üzerine oturtulmuştur. Yüksekte bulunan kapısına, kaide ile caminin kuzey duvarı arasına yerleştirilen bir merdivenle çıkılan minarenin pabucu, dam hizasından başlamaktadır. Tuğla ile örülmüş silindirik gövde, ancak şerefe hizasına kadar sağlam kalabilmiştir. Sonradan inşa edilmiş olan bu minareye cami içerisinden çıkılabilmektedir.

Erzurum Ulu Camii’nin yapı özellikleriyle ilgili son ayrıntıyı da verelim: Mekânın kuzey duvarının doğuya yakın iç yüzünde, merdivenle çıkılan küçük bir oda bulunmaktadır. Araştırmacıların ‘kütüphane’ veya ‘itikaf odası’ olarak adlandırdıkları bu hücrenin altında, kemeri profilli bir niş yer almaktadır.

Geçirdiği Restorasyonlar
Erzurum Ulu Camii pek çok onarım geçirmiştir. Duvarlarında, bu onarımlardan beşini belirten kitabeler vardır. Erzurum Valisi Hüseyin Paşa 1639’da, Ali Efendi 1826’da camiyi onarmış, bunu 1858, 1860 yıllarında yapılan onarımlar izlemiştir.

Caminin 1639 tarihli en eski tamir kitabesi batıdan birinci sahnın kıble duvarındaki pencerenin solunda bulunmaktadır. Ayrıca, mevcut kubbenin kirişleri üzerinde boya ile yazılmış biri güney tarafında açılmış olan dikdörtgen küçük pencerenin alt kenarını teşkil eden üçüncü sıradaki kiriş üzerinde (M. 1787-88), diğeri kuzey tarafında dördüncü sırada (Bünyad-ı sene M. 1858-59) şeklinde iki tarih görülmektedir.

Erzurum Ulu Camii, 1957-1965 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarıma alınmış, hatta, 1967 Erzurum Yıllığı’nda kaydedildiğine göre, bu onarım 1967’de de devam etmiştir.

Cami son olarak 2008 Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından beş aylık bir süreç içinde gerçekleştirilen restorasyona tabi tutulmuştur. Bu bakım ve onarım çalışmaları kapsamında cami duvarlarının iç ve dış temizlikleri yapılmış, ahşap döşemeleri yenilenmiştir.