Makale

DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULUNDAN

FIKIH KÖŞESİ
DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULUNDAN

Güneş enerjisi ile ısıtılan su ile abdest almanın hükmü nedir?
Klasik fıkıh kaynaklarımızda güneş altında bırakılan bakır, tunç, alüminyum gibi kaplardaki su ile abdest almanın mekruh olduğu belirtilmektedir. Ancak bu hüküm, güneş altında bekletilen suyun baras (alaca) hastalığına sebep olacağını ifade eden bir rivayete dayandırılmaktadır. Bu hadis zayıf kabul edilmektedir. Yine kaynaklarda testi, küp, çömlek gibi topraktan yapılan kaplardaki su ile abdest almanın ise sakıncasının olmadığı belirtilmekte; gerekçe olarak da bu kaplardaki suyun hastalığa sebep olmadığı gösterilmektedir. İmam Şafiî de güneşte ısıtılan su ile abdest almayı sadece tıbbi açıdan mekruh gördüğünü ifade etmektedir. Ayrıca Şafiî kaynaklarda, söz konusu hükmün, kaptaki suyun tabiatını değiştirecek derecede sıcaklığın yüksek olduğu bölgelerle alakalı olduğuna dikkat çekilmektedir.
Sonuç olarak güneş altında ısıtılan su ile abdest almanın uygun bulunmayışının gerekçesi bir hastalığa neden olmasıdır. Ancak günümüzde güneş enerjisi ile ısıtılan suyu kullanmanın bir sakıncası bilinmemektedir. Dolayısıyla böyle bir su ile abdest almak ve gusül etmekte dinen bir sakınca yoktur.

Abdestin sadece farzlarıyla yetinildiğinde abdest geçerli olur mu?
Abdestin farzlarıyla alakalı olarak Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinizle birlikte ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın.” (Mâide, 5/6.) buyrulmuştur. Bu ayetten hareketle abdestin farzları; dirseklerle beraber elleri ve yüzü birer defa yıkamak, başın dörtte birini bir defa mesh etmek ve ayakları topuklarla birlikte aşık kemiklerine kadar bir defa yıkamak şeklinde belirlenmiştir. Ancak Peygamberimiz (s.a.s.), abdest alırken, ellerini dirsekleri ile beraber üç kere yıkamış, ağzına ve burnuna üçer kere su vermiş, yüzünü üç kere yıkamış, başını mesh etmiş, ayaklarını bilekleriyle beraber üç kere yıkamış ve şöyle buyurmuştur: “Kim benim abdest aldığım gibi abdest alır ve aklından dünyalık şeyleri geçirmeden iki rekât namaz kılarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Vüdû, 2324, 25.) Dolayısıyla Hz. Peygamber’in aldığı gibi abdest almak sünnettir.
Bir Müslümanın, yerine getirmekle yükümlü olduğu herhangi bir ibadetin sorumluluğundan kurtulması için o ibadetin farzlarını ve vaciplerini yerine getirmesi yeterlidir. O ibadetin sünnetleri elde edilecek sevabın arttırılmasına vesile olur, terk edilmeleri halinde ise bir sorumluluk doğurmaz. Ancak abdest alırken sünnetlerini kasten terk etmek mekruhtur.


Dövme yaptırmak, abdeste veya gusle engel midir? Kalıcı dövme ile geçici dövmenin bu konudaki hükmü aynı mıdır?
Dövme, yani vücuda iğneler batırarak deri altına boya zerk etmek sureti ile deri üzerinde çeşitli şekiller oluşturmak dinimizce yasaklanmıştır. Peygamberimiz de dövme yaptıranların Allah’ın rahmetinden uzak olacaklarını bildirmiştir. (Buhârî, Libâs, 87; Müslim, Libâs, 120.)
Dövme yaptırmak yasaklanmış olmakla birlikte, deri üzerinde suyun alta ulaşmasına engel olacak bir tabaka oluşturmadığı için gusül ve abdeste engel değildir.
Vücudunda dövme bulunan bir kimse mümkünse, sağlığına zarar vermeyecek yöntemlerle onu ortadan kaldırmalıdır. Bu mümkün olmazsa Allah’tan bağışlama dilemesi, yaptığına pişmanlık duyması gerekir.
Yapıştırma yöntemi ile deri üstüne yapılan geçici ‘dövme’ ise suyun deriye ulaşmasına engel olacağından gusül ve abdeste engel olur.
Abdest bitmeden önce, yıkanan organı kurulamak caiz midir?
Abdest alan kişi, abdest organlarındaki ıslaklığı havlu vb. bir şeyle kurulayabileceği gibi, kurulamadan da bırakabilir. Kurulanmayı abdestin sonuna bırakmak sünnettir. Zira Rasulüllah (s.a.s.)’ın abdest aldıktan sonra yüzünü kuruladığı bir havlusunun bulunduğu rivayet edilmektedir. (Tirmizî, Taharet, 40.) Abdest alırken tüm organları ara vermeksizin peş peşe yıkamak (vilâ) da Hanefi mezhebine göre sünnet olduğundan, bir özür olmaksızın abdest bitmeden yıkanan organların kurulanması durumunda, sünnet terk edildiği için mekruh işlenmiş olur. Ancak abdest alan kişi, abdest esnasında bir organını yıkadıktan hemen sonra, alerji vb. özür sebebi ile kurulama ihtiyacı duyarsa, bunu yapmasında bir sakınca olmaz.

Çıplak ayak üzerine mesh edilebilir mi?
Kur’an-ı Kerim’de abdestle ilgili olarak “Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın.” buyrulmaktadır. (Mâide, 5/6.)
Ehlisünnet mezheplerinin tamamı, bu ayet-i kerime’de yıkanması emredilen; yüzün, dirseklerle birlikte kolların ve topuklarla birlikte ayakların yıkanmasının farz olduğu konusunda görüş birliği içindedirler.
Hz. Peygamber ve ashabının abdest alırken ayaklarını yıkadıklarına dair tevatüren nakledilen hadisler (Buhârî, Vudû 7, 24, 28, 38, 39, 41, 42; Müslim, Taharet 3, 4, 18; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 59, IV, 112.) ayakları yıkamanın farz olduğuna delildir. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.s.), abdest alırken ayaklarını mesh eder gibi yıkayıp da ökçelerine su ulaşmayan kişileri gördüğünde: “Vay o topukların ateşten hâline.” buyurmuştur (Buhârî, Vudû 27, 29; Müslim, Tahâre 25, 26, 28; Mâlik, Tahâre, 5.) Yine Peygamberimiz’in, abdest alıp da ayağı üzerinde tırnak kadar kuru yer kalan birisi yanına geldiğinde ona: “Dön de abdestini tam al.” buyurmaları (Müslim, Tahâre, 31; Ebû Dâvûd, Tahâre 67; İbn Mâce, Tahâra 139.), abdestte ayakların yıkanmasının farz olduğuna delildir.
Bu ayet-i kerime ve hadisler gösteriyor ki abdestte çıplak ayak üzerine mesh etmek caiz değildir.
Abdest alan kimseye selam verilebilir mi?
Selam dinimizin çok önem verdiği simgelerden birisidir. Hz. Peygamber selamlaşmanın, Müslümanlar arasında sevginin yayılmasına sebep olacağını bildirmiştir. (Ebû Dâvûd, Edeb, 134.) Ancak selam verildiği takdirde selama karşılık veremeyecek durumda olan kimselere selam vermek uygun değildir. Mesela, ezan, Kur’an-ı Kerim ve hutbe okuyana, hutbe dinleyenlere selam vermek mekruh kabul edilmiştir. Ancak avret mahalli örtülü bir şekilde banyo yapan kimsenin, kendisine verilen selamı alması caizdir. Zira bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.), kızı Fatıma’nın hazırladığı örtünün arkasında guslederken kendisine selam verilmiş, o da; "merhaba" diyerek karşılık vermiştir. (Buhârî, Gusl, 21, Salât, 4, Edeb, 94; Müslim, Hayz, 70, Müsafirin, 82.)
Abdest de ibadete hazırlık ve bir yönü ile ibadet sayıldığından abdestle meşgul olan kimseye selam vermemek daha uygundur.