Makale

İnternette konuşma bir anda tartışmaya dönüşür?

İnternette konuşma
neden bir anda
tartışmaya dönüşür?

Prof. Dr. Erol Göka


İnternet, hayatı taklit etmeye çalışıyor. Bu taklit çabası, bazı alanlarda başarılı, bazısında ise, taklit edeyim derken yepyeni, hiç aşina olmadığımız durumlara neden oluyor. “Hayatın bürokrasisi” diyebileceğimiz alanlarda bankacılık, eğitim vs. gibi gündelik işlerimizi İnternetin sanal ortamında, iletişim teknolojisindeki inanılmaz hızın getirdiği avantajlardan faydalanarak yapmak şüphesiz çok yararlıdır. Ama ilk bakışta çok yararlı gibi görünen şeylerin zararlarını ve risklerini henüz göremiyor olabiliriz. İnternetin asıl üzerinde düşünmemiz gereken yanı, “hayatın dinamiği” diyebileceğimiz insan ilişkilerine getirdiği yenilikler. İnsanlık tarihinde yepyeni bir durum bu. Bu konuda hiçbir şey bilmiyoruz; insan ilişkileri konusundaki eski psikoloji teorileri bu yeni durum karşısında işe yaramıyor. İnternet ilişkilerinin özellikleri hakkında gözlemlerden ve araştırmalardan henüz yeni yeni bilgiler ortalığa dökülmeye başlandı. İnternet ilişkileri, postmodern dönem için tanımlanan özelliklerle uyumluluk gösteriyor. Tüm hayat alanlarının ardından şimdi de tüketim kışkırtıcılığı psikolojimizde işgale başladı; bilinç dışımız, arzularımız yağmalanıyor. İnternet ilişkilerini psikolojimizin ilkel ve çocuksu derin katmanları yönlendiriyor; insanlık tarihi boyunca oluşturduğumuz arzularımızı toplumsal yaşam lehine sınırlama düzenekleri İnternette işe yaramıyor. Dolayısıyla İnternetin sağladığı duygusal iletişim de, tartışma gruplarındaki demokratik görünüm de oldukça sorunlu alanlar olarak görünüyor.
İnternette psikolojimizin derin katmanlarını harekete geçiren güç, onun kendi teknolojisinin niteliğinden geliyor. Her teknoloji, bizim zihinlerimizi, psikolojilerimizi kendisine uydurmaya zorlar. Dağ başında patika dar yollarda son model otomobil bir işe yaramaz ama şehirlerarası karayolunda da dağdaki davranışlarınızı sergileyecek olursanız, ecelinizi çağırıyorsunuz demektir. Bisiklete binecekseniz, dolmakalemle yazı yazacaksınız, yalnızca kaslarınız değil zihninizde, arzu akışınızda bu aygıta göre bir işleyiş kanalı bulmak zorundadır.
Bu söylediklerimizi “her kültürün bir medyası var” sözüyle de açıklayabilirdik. “Medya”, durum, ortam, vasat, çevre gibi anlamalara gelen “medium”un çoğuludur. “Medium”, insan ilişkileri boyutunda ele alındığında, genelde ortamda olması gerekenin, beklenenin ön planda tutulmasından yola çıkan bir çağrışımla ortalama, vasati gibi bir anlama da geliyor. “Medium”un ayrıca ortamla doğrudan iletişim kurabilme, ortamdan ötekilere bilgi aktarımında aracılık etme gibi bir çağrışımdan esinlenen ve hemen her dilde kullanılan “medyum” anlamı da var. Tüm bu anlam katmanları birbirleriyle bağlantılı. Her kültürde, ortalama, vasati insanın içinde yaşadığı, ilişkide bulunduğu, kendine özgü bir ortamı, vasatı var ve bunun adı medya. Modern zamanlarda gazete, radyo, mektup, ev telefonları, telgraf gibi posta hizmetlerinden oluşan kitle iletişim araçları, tüm bu işlevleri üstlendiği için bizim belirleyici medyamız oluyor. Postmodern zamanların belirleyici teknolojisi, yani medyası ise televizyonla birlikte kendini gösteriyor ve hayatın taklidi esprisine dayanıyor. Postmodern hayat taklit teknolojileri televizyondan başlayarak günümüzün tüm enformasyon teknolojilerini kapsıyor. Bir bakıma bu teknolojiyle hayatımız, fiziksel kuralların artık kalktığı, sanal bir boyutta (da) cereyan ediyor, klonlanıyor.
Her kültürün bir medyası var ve bunu ana iletişim teknolojisi belirliyor dedik ve yukarıda da her teknoloji, zihinlerimizi, psikolojilerimizi kendisine uydurur tespitini yaptık. İnternet teknolojisi, psikolojimizin ilkel ve çocuksu derin katmanlarını kolayca harekete geçiren bir yapıya sahip. Biz ruh sağlığı profesyonelleri, yetişkin bir insanın psikolojisinde, ilkel ve çocuksu, toplumsal kuralların, normların süzgecinden geçmeyen davranışların, birdenbire ortaya çıkıvermesine, yani çocukluk zamanlarına gidilmesine “gerileme” (regression) diyoruz. Psikolojik yapımız, bazı zorluklarla baş edemeyecek kadar yorgun düştüğünde ve işlevsiz kaldığında, hatta bazen eşlerin birbirine çocukça davranışlarında gördüğümüz gibi hayata eğlence katmamız gerektiğinde hepimizde zaman zaman gerilemeler görülebilir, çocuklaşabiliriz. Bu tutum ve davranışlar köklü bir hâl aldığında ortaya psikolojik rahatsızlıklar çıkabilir. İşte İnternette psikolojimizin en derindeki ilkel ve çocuksu yanları harekete geçiyor derken, bunları kastediyoruz.
İnternet ilişkisi sırasında insanların psikolojisinde bir gerileme olduğu, aniden parlama, içinden geçenleri hiçbir süzgece tabi tutmaksızın bir anda söyleyiverme gibi İnternette çok sık görülen durumların bu nedenle ortaya çıktığı, araştırmacılar tarafından ileri sürülmektedir. Araştırmacılar, İnternetteki gerileme davranışına İnternet kullanıcısının insan yerine bir makine ile konuşmasının ortaya çıkardığı yanılsamanın yol açtığı kanaatindeler ve İnternetin bu etkisine “ketlenmeyi ortadan kaldırıcı (disinhibition) etki” adını veriyorlar. Gerçek hayatta toplumsal konumunuz ne olursa olsun, psikolojik yapınızda ketleyici özellikler ne kadar güçlü biçimde yerleşirse yerleşsin hepimiz, İnternetin bu geriletici, çocuklaştırıcı, daha doğrusu ve/veya çileden çıkarıcı etkisine maruz kalabiliyoruz. Zira içimizdeki çocuk, İnternette iletişimde bulunulduğu sırada, kendisinin kimse tarafından görülmeyeceğini, tanınmayacağını, dilediğine dilediği gibi davranmakta özgür olduğunu fısıldayıp durur kulağımıza.
İnternet iletişimi sırasında her iki taraf da ketlenmeyi ortadan kaldırıcı etkiye maruz kaldıklarına göre, böyle bir ilişkide olabilecekleri varın siz düşünün artık. Gündelik hayatımız sırasında sürekli olarak birbirimizi uyarıp kızdırdığımızda, hayal kırıklıklarına uğrattığımızda neler oluyorsa, İnternet ilişkisinde onların olmasına hazırlamalıyız kendimizi. Bir öfke yumağına dönmemizin, karşılıklı olarak birbirimizi artan oranlarda hırpalamaya, kışkırtmaya çalışmamızın, alınganlığımızdaki ve ima edişlerimizdeki artışın, ani moral bozukluklarının ve küsmelerin olağan ve sıradan şeyler olduğu bir ruh hâline hazır olmalıyız.
İnternette her ne kadar yeni teknolojiler bambaşka gelişmeleri haber veriyorsa da temel iletişim tarzı, yazılı metinler aracılığıyla olmaktadır. Yazılı iletişim, söze göre daha kalıcı ve güvenilir gibi görünmekle birlikte, yazılı mesajları okurken onu yazan kimsenin duygusal ve toplumsal bağlamı genellikle ihmalden gelinir. Yazılı mesajı nasıl anlayacağımızı bizim o sıradaki ruhsal durumumuz belirler. Gündelik iletişimde, yüz yüze olmanın getirdiği fırsatlar ve düzeltme olanakları sayesinde asla sorun çıkarmayacak olan basit ironiler, takılmalar, İnternet ilişkisinde büyük kavgalar için tetikleyici bir rol üstlenebilir. Eğer kendinizi formda hissetmiyorsanız ve hele bir de karşınızdan beklediğiniz mesajları alamamanın hayal kırıklığı içindeyseniz, kolayca algınız ve değerlendirmeniz bozulabilir, basit bir espriden düşmanca provokatif anlamalar çıkarabilirsiniz.
Gündelik yüz yüze iletişimde hemen hemen hiç olmayacak ama İnternetteki yazılı iletişimin kalıcı niteliği nedeniyle her zaman gündeme gelebilecek durumlardan birisi de, belli bir ifadeye takılıp kalmadır. Hatalı algılamalara yol açabilecek bir ifade yüz yüze iletişim sırasında hemen düzeltilir ya da zaten ortadaki duygusal bağlama uymuyorsa kimse dikkate almaz, bir eğlence malzemesi olarak kalır, unutulur gider. Ama İnternetteki yazılı iletişimde, o ifadeyi içeren cümle hep karşımızda olduğundan, sürekli olarak yeniden farklı ve olumsuz çağrışımlara yol açar. Genel bağlamla ilgisinden kopartılan bir ifade bitmeyen kavgalara neden olur.
Araştırmalar, ani parlamaların daha çok tartışma gruplarında ortaya çıktığını, nasıl olsa beni kimse tanımıyor hissinin grupta diğer tanınmayan kişiye karşı çok kolayca saldırganca duyguların püskürtülmesine neden olduğunu göstermektedir. Karşımızda yaşattığımız acıyı ve çaresizliği görmediğimizden görüş alanımızın dışında kalan kimselere öfke boca etmenin daha kolay olduğu zaten öteden beri bilinen bir husustur.
İnternet iletişimi sırasında gündeme gelen, Fransız düşünür Baudrillard’ın “hiper-gerçeklik” dediği olguya benzer bir durumun ortaya çıkması da İnternet ilişkisindeki saldırganlığı arttırır. Postmodern enformasyon teknikleri, gündelik hayattaki olağan iletişimde asla görülmeyecek kadar hızlıdır. Sesten hızlı uçaklar bir zamanlar insanlığın hayaliydi. Oysa İnternet iletişimi sırasında, ne ses gerçek sestir, ne görüntü gerçek görüntü. Çok ama çok daha hızlıdır. O yüzden bu durum en çok “hiper-gerçeklik” adını hak ediyor, hatta gerçekte olduğundan çok daha hızlı bir biçimde var ama bu hıza gerçek hayatta rastlanmaması, beynimizin, gündelik hayat dilimizin bu hıza ilişkin bir kodu olmaması nedeniyle gerçek değil. Gündelik hayatta birisine öfkeleniriz ama hemen, o an karşımızda değilse, bu öfkenin muhatabına ifade edilmesi çok zaman alabilir. Bu arada araya giren diğer nedenler, yaşam olayları sebebiyle öfkemiz yatışabilir. Bu yüzden “boğaz kırk boğumdur”; “keskin sirke küpüne zarar”, “öfkeyle kalkan zararla oturur” denilir ve öfkeyi ifade etmeden önce bir süre beklenilmesi önerilir. İnternet ortamındaki hiper-gerçek hız, öfkemizi nerede olursa olsun muhatabına hemen iletebilme şansını verir bize ve bu şansımızı sanki bize sunulmuş bir ikram gibi tepe tepe kullanma yolunu seçeriz.