Makale

Aşk ve yol

Aşk ve yol


Lamia Levent


Meçhule giden yol…
Bir aşka meftun olanı bekleyen yol hem uzun hem kısa, hem acı hem tatlı, hem hüzün hem sevinç, hem uzak hem yakındır. Bize çelişki gibi görünse de bu tarif, aşkın bizatihi kendisinin karmaşık ve karmaşık olduğu kadar da tanımlanamaz olmasının bir sonucudur. Aşk için bir tanım, bir tarif vermek beyhude bir çabadır. Hele bir yol tarif etmek imkânsıza talip olmaktır. Üç kelimelik bu sözcük için nice kitaplar kaleme alınmış, divanlar yazılmış, kuralları, kaideleri sayılıp dökülmüş lakin daha onun künhüne vâkıf olana rastlanmamıştır. Ne büyük bir iddiadır aşkı kıyl ü kal ile ifadeye çalışmak…
Amma yaratılış mayamız ve sebebimiz olan aşk, bizi sevgiliye ulaştıracak yegâne yoldur ki, ona talip olanlar hiç eksilmemiş ve aşka giden yolun yolcuları her dem yarenlik yapacak nice âşıklarla bu yolda meşk eylemişlerdir. Bu yola talip olmak demek esasında meçhule giden bir yola talip olmak demektir. Yol uzun da olsa kısa da, yolcuları bekleyen bir muammadır aslında. Sonunun nereye varacağını kestirmek öyle kolay değildir. Çünkü yol boyunca sınanır insan ve her an yoldan çıkmak ve sapmak tehlikesiyle karşı karşıyadır âşık.
Hakikatin bu kadar bedii olsa da, aşka giden yollar yolcusunu da hep bulur. Her daim yola revan olan yolcular, yolları ıssız ve sessiz koymazlar… Yol ve yolcu ayrılmaz birbirinden; eğer ki, aşkın peşindeyse yolcu, yolun tuzaklarını ve zorluklarına da hazır olmalıdır… Aşka giden yollar yolların en zorudur. Bu yolda her adımda karşına nice derin vadiler, Kaf dağları, ateş saçan ejderhalar, çetin tuzaklar çıkar.
Bu yol insanın benliğini değiştiren, dönüştüren bir yoldur ki, sonunda elde edilecek mükâfat da yolun zorlukları oranında büyüktür. İnsan, aşkın pişiren, olgunlaştıran ve dönüştüren ateşiyle yanar ve sonunda gayelerin en yücesi olan insan-ı kâmile ulaşır. Bu sayede aşk makamına ehil olur.
Âşıkın yazgısı yollar…
“Neyi arıyorsan o’sun.” der Mevlana. Eğer zulmün peşindeysen zalim, aşkın peşindeysen âşıksındır. Herkes neyi arıyorsa biraz odur ve arayıp bulduğundan bir parçadır. Eğer ki aşkın yolcusuysa insan, aşkla revan olur yola… Sevdasına yollar terennüm eder, yollar şahidi olur çilesinin ve aşkının… bir arayışın, bir gerçeğin, bir gayenin ve elbette aşkın peşindeyse insan, yol onun yazgısı olur… gidilmeyi bekleyen yollar uzayıp gider önünde…
Bu yoldan kimler geçmedi ki? Aşkı arayan nice âşıklar hep kendilerini kızgın çöllerin, inişli çıkışlı yolların, uçsuz bucaksız denizlerin ortasında buldu. Aşkın peşinde olmak demek, yolda olmak demektir. Yol aşığın yazgısıdır. Mevlana’nın aradığı Şems değil onu Mevlasına götürecek olan aşktı. İbn Arabi’yi diyar diyar gezdiren, beldeler dolaştıran yine aşkın karşı konulmaz çağrısı değil miydi? Mevlasını arayan Mecnun’u çöllere düşüren de O’na ulaştıracak olan aşkın ateşiydi.
Aşka giden yollar…
Aşk yoluna çıkan yolcu, yolun tehlikelerini de göze almalıdır. Karşısına çıkan her badire aşkın gerçek manasının ne olduğunu ona gösteren bir işaret olur. Her zorluk aşk yolunda ona rehber olur. Gerçek aşk, aşk yolunda pişer. Gelip geçici heveslere yol yoktur burda. Gerçek ve sahte, bu yolda ayrışır birbirinden. Eğer sabredersen aşk yolunda olgunlaşır, aşka ehil, aşka layık olursun.
Aşka giden yollar sayısız, sınırsızdır. Çünkü bizatihi aşk sınırsız olandır. Hududu, ucu bucağı olmayan bir okyanusta yol almak demektir aşk. Şairin diliyle, bu aşka bir bahr-i ummandır, ona hadd ü kenar olmaz. Aşka gitmek için korkmadan aşk denizine dalmalısın. Önce o denizde kaybolmalısın. Aşk için kaybolmayı göze almalısın. Çünkü kendi benliğinden aşk için vazgeçmedikçe, aşk yoluna girdim diyemezsin. Bu yola giren niceleri, aşk uğruna canlarını verdiler, aşk şehidi oldular. Ama aşk için ölmek, aşk şehidi olmakla payelerin en büyüğünü kazandılar. Adlarını aşk yoluna kanla yazan bu yolcular, aşk yolunun yolcuları için rehber oldular.
Aşk yolunun merhaleleri (Aşkın yolculuğu)
Noktası bir kitaptır aşkın / Zerresi afitabtır aşkın. / Gark olur katresinde kevn ü mekân / Gizlenir zerresinde her dü cihan (Erzurumlu İbrahim Hakkı)
Aşk yoluna çıkmaya niyet eden âşık, nice merhaleleri kat ederek ulaşabilir aşka. Aşka giden yolda önce onu yola çıkmaktan alıkoyacak her şeyi terk etmelidir. Bütün bağlılıklarından, ağırlıklarından, isteklerinden kurtulmalıdır. Yola çıkabilmek için arkasına dönüp bakacak bir şey bırakmamalıdır. Gönlünü bütün varlıklardan ve kötü sıfatlardan arındırmalıdır. Kalp hanesini aşka hazır etmelidir ki, aşk geldiğinde içeri girebilsin. Yolcunun istek ve iştiyakla bu yola çıkmayı istemesiyle aşkın nuru kalpte parlamaya başlar. Bu nur kalpte öyle bir yanar ki, kalbi arındırıp temizler ve aşk vadisinde aşk ateşiyle yanan âşık O’nun aşkına ehil hâle gelir.
Aşk yolunda her şeyden vazgeçen âşık için diğer bir merhale de aşığın gözünde tüm mevcudatın bir olmasıdır. Kendini dünyaya bağlayan her türlü ağırlıktan kurtulur, kirlerden temizlenir, dünyalıktan uzaklaşır. Artık ehlidünyanın mikyaslarının onun yanında bir değeri olmaz. Kısacası her şey müsavi hale gelir onun gözünde. Çünkü o ballar balını bulmuştur, dükkânı yağma olsa umurunda olmaz artık. Sonsuza uzanan yola, geri dönüşü olmayan yolculuk başlamıştır artık…
Son merhalede âşık için artık sen ve ben ayırımı da ortadan kalkar. Çünkü sen senlikten çıkmadıkça aşka varamazsın. Çünkü aşkta ikilik yoktur. Sen ve ben ortadan kalkar. Baktığı her yerde gördüğü O olur. Zaten O’ndan başka hakikat yoktur âlemde. Âşık da gözünü ona dikmiştir ve gayesi O’na varmaktır. Benlik elbisesinden sıyrılınca sen ve ben ortadan kalkar ve mutlak hakikat tüm nuruyla tecelli eder.