Makale

İstiklal Marşı: ÖZGÜRLÜK DESTANI

KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT

İstiklal Marşı: ÖZGÜRLÜK DESTANI

Mustafa UÇURUM

AHLAK, erdem, samimiyet, güvenilir ve tam bir mümin. Bunlar ve daha fazlası sayılabilir Mehmet Âkif için. Hiçbiri fazla değil, hatta eksiği var. İşinin ehli, öğrenmenin âşığı. Bunu, kendi çabasıyla öğrendiği yabancı dillerden, baytar mektebi mezunu iken kendisini geliştirip Darülfünun’da verdiği edebiyat derslerinden anlayabiliyoruz.
Bizim edebiyat ve düşünce dünyamız; adını unuttuğumuz, adlarının unutturulduğu sayısız gönül insanıyla dolu. Birçok sebep var ki gönlümüze dokunan söz ustaları hoş bir seda bırakıp göğümüzde aramızdan ayrılıp gitmişler. Birçoğunun adını bile hatırlamakta zorluk çekiyoruz.
Mehmet Âkif, yaşadığı dönemde tam anlamıyla rahat yüzü görememiş bir gönül ve dava adamı. Haksızlık karşısında susmamış, munis duruşunun altında haksızlık karşısında yüreğini ortaya koymuş bir erdem insanı.
“Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki fakat çekmeye gelmez boyunum”
Arkadaşına yapılan haksızlığı kendine yapılmış sayacak kadar dost düşkünü, adalet sevdalısı bir başka âlem insanı. Arkadaşları onun hassasiyetlerini gördükçe, onun bu dünyadan olmayacağına inanacak kadar farklı bir insan.
Verdiği sözü tutan, sözünü tutmayanı affetmeyen sözünün eri bir mümin. Arkadaşları onunla konuşurken bütün cümlelerini özenle seçmeye gayret gösteriyor. Yanlış bir cümle kullanırız ya da bir söz verir de tutamazsak diye hassas teraziye koyuyorlar cümlelerini. Çünkü biliyorlar ki Mehmet Âkif’e söz verildiği zaman mutlaka o sözü tutmak gerek. Onun kitabında boş söylenmiş söze hiç yer olmamıştır.
“Adam aldırmada geç git diyemem, aldırırım”
Rehberi Kur’an olan bir şair Mehmet Âkif. Sadece yaşantısında değil, yazdığı her satırda Kur’an’dan izler var Âkif’in. Anlaşılan, yaşanılan, anlatılan Kur’an onun istediği. İlhamı, rehberi, önderi Kur’an.
“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.”
Memleketini öylesine sever ki Mehmet Âkif, bu uğurda evini, ailesini bile terk etmekte bir an için tereddüt etmez. Şehirleri, köyleri, kasabaları dolaşır, bulduğu her fırsatta vatan savunması için insanlarla buluşur, onlara vatanı savunmanın da imandan olduğunu anlatır.
“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.”
Sürekli izlenir, attığı adım takip edilir; maaşı ödenmez, yapacağı bütün işler engellenir. Akla uymayacak iftiralara maruz kalır. Fakat hiçbirinden de yılmaz. Bildiği yoldan asla geri dönmez.
“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!”
İstiklal Marşı demek; özgürlük mücadelesinin destanı demek... Topyekûn girişilen bir savaşın adım adım gönüllere nakşedilmesidir İstiklal Marşı. Zulümden, işgalden kurtuluşun müjdesidir. Bunun farkında olarak bir alın yazısını resmeder gibi yazmıştır bu marşı Âkif. Bu yüzden de “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” demiştir.
Mehmet Âkif’in yaşantısı, yaşadığı dönemde kendisine takınılan tavırları görünce daha gür sedadan şu duayı etmek gerek; “İyi ki İstiklal Marşı’nı yazmış Mehmet Âkif.” Hiçbir akıma, gruba bağlı kalmadan bildiğini haykıran bu vatan şairini eğer İstiklal Marşı’nı yazmamış olsaydı elbette unutturulacaktı. Cenazesinin sahipsiz kalması, evlatlarının biçare hâlde hayatlarını sürdürmesi, arada birilerinin çıkıp “Bu marş bizi temsil etmiyor, değiştirelim.” çıkışlarının devam etmesi bunun en net kanıtıdır.
Mehmet Âkif, bu milletin hafızasıdır. Bir tefsir hassasiyetiyle kaleme aldığı Safahat’ı bunun bir göstergesidir. Âkif’i bilmek, geçmişimizi bilmektir. Onu hatırlamak, vatan toprağının ruhunu duymaktır.