Makale

KİMLİK VE YABANCILAŞMA BAĞLAMINDA Hz. Peygamber’in Gençlerle İletişimine Genel Bir Bakış

DİN VE HAYAT

KİMLİK VE YABANCILAŞMA BAĞLAMINDA

Hz. Peygamber’in Gençlerle İletişimine Genel Bir Bakış

Yrd. Doç. Dr. Cafer ACAR
Gaziosmanpaşa Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

ŞAHSİYET, insanın kendine has hayata dair duygu ve davranışlarının tamamını ifade eden özel bir kavramdır. İnsan şahsiyetiyle hayatta var olur ve kendini var kılar. Bu bir öz gayrettir. İnsanı değerli kılan, değerli olduğunu hissettiren ve varlık anlamının teşekkül ettiği cevherdir. İnsanın şahsiyeti eserinde mündemiçtir. Ustanın eserinde; karakterinin, duygu ve düşünce dünyasının yansıması gibi bir şey…
Şahsiyetin değerle buluşması ile kazanılan yeni ruh ve biçim ise kimliği oluşturur. Bir başka ifade ile “kişi-değer” buluşması sonucunda iradi olarak ortaya çıkan ve bireyin tüm hayatına rengini kokusunu veren en temel öz. Kimlik kişinin/toplumun ayırıcı vasıflarını ve tanınmasını sağlayan bir bütündür. Hayatı idame ettirirken karşılaşılan olumlu ve olumsuz her ne var ise “kişi-değer” ikilisinin etkisinde şekillenen şeylerdir. Bu nedenle insanlık hayatı, hayatın akışını belirleyen ve “kişi-değer” ilişkisinin oluşmasını etkileyen süreçleri etkileme mücadelesine sahne olmuştur ve olmaktadır. “Kişi-değer” ilişkisini etkileyebilenler değişimi başarabilenlerdir.
Değişim, kimlik, şahsiyet gibi konular gündeme geldiğinde ilk hedef gençlerdir. Gençler hayatın akışı içinde inisiyatif alma imkanını elde edeceklerinden onları etkilemek bu süreçleri de etkilemek anlamına gelmektedir. Olumlu ve olumsuz her kimlik iddiası, gençleri muhatap yelpazesinde öncelemiştir.
İnsanın yaratılışı ile birlikte Allah Teala fıtrat düzeyinde bir “kişi-değer” dünyası kurmuş ve insanın düzene uygun kimlik kodlarını bozmaması için elçiler ve kitaplar göndermiştir. Son peygamber Hz. Muhammed de (s.a.s.) bu anlamda örnek olarak önümüze konulmuştur. Peygamberimizin davetine (belki) öncelikle ve özellikle gençlerin itibar etmesi dikkatlerden kaçmayan bir gerçektir. Genç kişiliklerle İslam’ın değerleri bir araya gelince bu değişim sürecini tetikleyen bir başlangıç gerçekleşmiştir. Doğrusu bu vurucu ve değiştirip dönüştürücü değerin öz niteliklerine odaklanmak ve gençlerin buradan nasıl bir sonuca ulaşarak tercihlerini yaptıklarına dair bugünden okumalar yapmak bize önemli kazançlar sağlayacaktır.
Hz. Peygamber tarafından davet, tebliğ ve irşad süreçlerinin ilk aşamasında ortaya konulan temel ilkeler, öyle anlaşılıyor ki gençlerin dünyasına bir ışık olmuştur. Davetin onlar için ifade ettiği karşılık icabete değer görülmüştür. Bu bağlamda iki basamak söz konusudur. Giriş ve kalıcılık… Işığı görenler kapıdan girmiştir ve kalmıştır. Doğrusu bu girişin kalıcı hale gelmesi hem zor hem de merak konusu olsa gerektir. Tarihsel süreçte bir sahabe kimliğinden bahsetmek mümkün ise bu süreçler neticesinde ortaya çıkan bir durumdan bahsediyoruz demektir. Öyleyse nedir bu değerler diyerek başlamalı ve bitirmeli...
Hz. Peygamber’in hayatında bu anlamdaki ilklere göz gezdirmekte fayda var. İlk iman edenler, ilk davetler, ilk mektuplar. Ardından süregelen ilişkiler manzumesi. Her iki kanat da olmazsa olmaz… Bu denge kurulamadığı takdirde yabancılaşma başlar. Kişi kendi kimliğinden ve kimliğine can veren ruhundan uzaklaşır. İnsan kalabilme ile insanlıktan çıkma arasında bir şuur sorunu yaşamaya başlar. Hz. Peygamber kendi hayatında ortaya koyduğu örnekliklerle etrafında oluşan iman halkasının genç müntesipleri ile daha başlangıçtan itibaren kendi hayatının sonuna kadar bir etkileşim alanı oluşturmuş ve bu zamanla “mümin kimliğine” dönüşmüştür. Mümin kimliği totalde ekser bazda muhafaza edildiği ölçüde yabancılaşma ile aradaki mesafe, cemiyet ölçeğinde korunabilmiştir. Şimdi sevgili peygamberimizin hayatından bu etkileşim alanını nasıl oluşturduğuna dair üç ana başlığı maddeler hâlinde paylaşalım.
1. Özgürlük: Allah Rasulünün etrafında öncelikle ve çoğunlukla gençlerin toplanmasında en etkili teklif özgürleşmedir. Dünyada en değerli duygu, insanın özgürlüğünü hissetmesi ve üzerinde hiçbir beşerin ve dünyevi mekanizmanın baskısını yaşamamasıdır. Gençler bunu kat be kat daha fazla önemsemektedir. Bu bağlama kadınları ve köleleştirilmiş insanları da katmak gerek. Özgürleşmenin dinî lisanımızdaki karşılığı tevhittir. Minnet ve mihnet sadece hamd etmeye layık olan Allah’adır. Hiçbir güç ve kuvvet karşısında boyun eğmemek, onurunun zedelenmesine müsaade etmemek, dünyevi kaygılara itibar etmeyen bir bıçkınlık gençliğin kanını delirten bir aşkla dalgalanıp fırtınalar yaşarken, imanla buluşunca denize kavuşan nehir misali dinginleşip huzura ermiştir. Bu duygusal dinginliği cahiliyenin vermesi mümkün değildi. Hz. Peygamber’in yaptığı davet gençlerin ve toplumun diğer unsurlarının üzerindeki her türlü prangayı bir anda ortadan kaldırmıştır. Öyle ki bu değer uğruna her şeyin feda edilebileceği bir onuru kazandırmıştır. Hz. Peygamber hem Akabe biatlarında hem de davet mektuplarında bu ana ilkeyi her zaman öncelikle zikretmiştir. Kimse tanrılık taslamayacak, kimse hiçbir şeyi tanrılaştırmayacak, putlaştırmayacak. O makamın tek sahibi var. Ona kul olmak özgürlüğün anahtarını bulmaktır. Diğer dile getirilen hususlar ise yabancılaşmanın karşısında direncimizi inşa edip kalıcı kimlikler inşa eden sorumluluk duygusudur. Tevhide icabet etmeyenler hem kendilerinin hem de kendileri ile beraber hareket edenlerin vebalini yüklenmektedir. Kimlik ve yabancılaşma bağlamının odak ve başat meselesi tevhidin getirdiği özgürleşmedir. Gençlik özgürlük ister…
2. Güven: Hz. Peygamber’in özgürlük vaad eden tevhide daveti ile iman kapısından giren gençlere kimlik kazandırıp yabancılaşmış oldukları özleri ile buluşturmasında etkili bir değer de güvendir. Gençlere güvenmiştir Peygamberimiz. Onlara değer vermiş ve değerli olduklarını hissettirmiştir. Esma bnt. Harise’yi kendi kavmine elçi olarak gönderip onlara oruç ibadetini öğretmekle görevlendirmiştir. Genç bir hanımefendinin böyle bir sorumluluğu üstlenmesi calibi dikkattir. Erkam b. Ebi’l-Erkam isimli genç bir delikanlının evini imanın ve İslam’ın öğretildiği, çok özel kararların alındığı bir merkez olarak seçebilmiştir. Yine bu bağlamda köle kökenli bir babanın oğlu olan on sekizlik Üsame’yi, içinde Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer gibi güçlü kişiliklerin olduğu bir büyük ordunun başına komutan olarak tayin edebilmiştir. Hz. Peygamber, gençleri özgürleşme sonrasında kendilerini gerçekleştirebilecekleri ve şahsiyetleri ile toplumda var olabilecekleri bir kimlikle kabullenmiş ve kabullendirmiştir. Onlarla İslam’ın bugünlere ulaşmasını mümkün kılacak taşıyıcı bir medeniyeti kurmuştur.
3. Saygı: Allah bizi değerli yaratmış ve değerli olduğumuz duygusunu da fıtratımıza yerleştirmiştir. O nedenle değerli olduğumuzu her zaman hissetmek hem bir ihtiyaç hem de temel bir beklentidir. Saygı görmek hepimizin ayrıca hazzettiği fıtri bir durumdur. Gençler bu duyguyu daha bir yoğun yaşar. Onların isimlerinin zikredilmesi, bulundukları ortamda var olduklarının hissettirilmesi aidiyet ve kimliklerinin tamamlayıcı unsurlarındandır. Hz. Peygamber de buna özen göstermiştir. Bir mecliste kendisine getirilen içeceği içtikten sonra hemen sağında bulunan genç delikanlıya dönüp, bu içeceği solunda oturan yaşlılara vermek için izin istemiştir. Zira usule göre sağdan başlanarak ikram edilmesi gerekmektedir. Ancak sol tarafta yaşlılar olduğunda onların yaşına hürmeten bir tasarrufta bulunmak üzere örfen hak sahibi konumunda olan bu gençten izin almak istemesi son derece değerli bir örnektir.
Sonuç olarak Hz. Peygamber gençlerin kimlik oluşumunu destekleyip İslam toplumu içinde aidiyet oluşturarak yabacılaşmalarına yol açacak unsurları devre dışı bırakmak adına özel çabalar göstermiştir. Fırsatlar vererek, onların bir çiçek misali yerli yerince iltifatlar ile kabiliyetlerini ortaya çıkaracak yönlendirmeler yapmıştır. Nesillerimizin İslam’ın kazandıracağı kişilik ve kimlik hamurunda yoğrulmaları için çabalamak aşkımızın yeşermesi dileğiyle...