Makale

Hakkâri’de Dört Mevsim

DİN GÖREVLİSİNİN
HATIRA DEFTERİNDEN

Hakkâri’de Dört Mevsim

Mehmet UYSAL
İmam-Hatip/Isparta

YIL 1984... Aylardan Ağustos...
Hakkâri’ye tayin emri geldiği zaman gitmekle gitmemek arasında bir süre düşündüm. İnsanlarını tanımak, ülkemin en uç ilinde görev yapmak belki bir şanstı. Gitmeye karar verdim.
O yıllar terör olaylarının başladığı ilk yıllardı. Van’dan yola çıktığımda sıkı güvenlik uygulamaları vardı.
Hakkâri Müftülüğü, Yüksekova Müftülüğü derken Pınargözü köyü Camii’nde göreve başladım. Henüz yirmi yaşındayım. Isparta nere Hakkâri nere! Bizim yörelere benzemeyen buralar beni biraz heyecanlandırıyordu. Gittiğim yerde neyle karşılaşacağım, nerede kalacağım, köyün camisi nasıl, insanları nasıl, köy merkeze uzak mı? Hep merak ettiklerim…
Bir gün sonra akşam vakti kamyonla köye vardım. Önceleri muhtarlık yapmış Şükrü amca misafir etti. Ertesi günü Kurban Bayramı idi. Aynı zamanda benim için gurbette ilk bayramdı.
Sabah namazında beraber camiye gittik. Namazdan sonra bayram namazı için beklemeye başladık Bir süre sonra cemaat de gelmeye başladı. Bu durum şanstı. Çünkü cemaati tanıma fırsatı olacaktı.
Yarım saat kadar genel bir konuşma yaptım. İslam’dan, dinin güzelliklerinden temizlikten, birlik ve beraberlikten bahsettikten sonra konuyu tamamladım.
Namaz bitti, herkes bayramlaştıktan sonra camiden çıktık. Gündüz gözüyle köyü ilk defa görüyordum. Kırk haneli olduğunu söyledikleri köy toprak damlı evlerden oluşuyordu. Cami de taş duvar ve toprak damlı 70-80 kişinin namaz kılabileceği bir yerdi. Saç kaplamalı iki yer görünüyordu, onlar da köyün okulu ve lojmanı imiş. Bolca ceviz ve servi ağacı görünüyordu.
Sonradan camiye yakın olduğunu öğrendiğim bir eve kahvaltı için buyur ettiler. Eve geldiğimizde cemaatin hepsi oradaydı. Meğerse cemaat dağılmadan camiye en yakın evden başlayarak bütün evleri dolaşıp ya yemek yemek ya da çay içmek bayram âdetlerindenmiş.
Benim için o gün olanlar yalnızlığımı unutturdu. Bütün gün evleri dolaştık. Ziyaretler yaptık. O günüm dolu dolu geçmişti.
Köyde caminin lojmanı da vardı. Toprak damdan yapılma iki odalı, camiye yakın önünde bir dönüm kadar bahçesi vardı. Okullar açılınca öğretmenler de geldi. İki kişiydiler. Konuşup anlaşabileceğim kimselerdi. Uzun kış gecelerinde çok sohbetlerimiz oldu.
Buralarda kış erken geliyor, yollar kardan bir kapandı mı nisan ayının sonuna kadar açılmıyormuş. O sebeple un, yağ, şeker gibi ihtiyaçları yeteri kadar önceden almak gerekiyormuş. Ben de öyle yaptım.
Önceleri korkarak geldiğim bu yere yavaş yavaş alışıyordum. Cemaatten ziyaretime gelenler oluyor, bazen de ben gidiyordum. O zamana kadar Batı bölgesinden din görevlisi gelmediğinden köylülerde bir tereddüt vardı. İki üç ay içerisinde onlar bana alışmıştı, ben de onlara alışmıştım.
Uzun kış günlerinde kendi evimde okumaya gelen çocukları okutuyordum. O bölge Şafii mezhebinden olduğu için bu konuda bilgi sahibi olmam gerekiyordu. Halil Gönenç’in Şafii İlmihali kitabını aldım. Hem öğrendim hem çocuklara anlattım. Kış o kadar sert geçiyordu ki bizim bölgeyle kıyaslamak mümkün değildi. Her gün yağan karı damdan temizlemek gerekiyordu. Evin ve caminin etrafı temizlenen karlarla dolmuş kar kalınlığı iki metreyi geçmişti
Boş zamanım çoktu. Bu durum benim için bir fırsattı. Zamanımın çoğunda kitap okumaya başladım. Riyazü’s-Salihin’i Arapça ve Türkçesi ile bitirdim. Okuldan aldığım birkaç romanı da okudum. Ezberlerimi artırdım.
Mam Halid isminde gözleri görmeyen bir cemaatim vardı. Gündüzleri camiye gelir müezzinlik ederdi. Önceleri Kur’an’dan bazı sureleri ezberlemiş fakat unutmuş. Benim gelmem onun için de fırsat olmuştu. Türkçe bilmiyordu ama biz bir şekilde anlaşabiliyorduk. Ben ayetleri okuyorum o da tekrar ediyordu. Böylece ezberlerini yeniledi. Ben de bilmediğim yerleri ezberledim. Mam Halid baharda vefat etti.
Mart ayında unum bitti. Komşulardan Mustafa amcaya yollar açılınca ödemek üzere bir çuval un istedim, yok dedi. Ertesi gün evinden bir çuval almış her evden bir tas un istemiş öğleden sonra aldı geldi. Hocam bizde hocaya parayla un verilmez dedi. O kadar duygulandım ki oturup ağlayasım geldi.
Buraların baharı bir başka oluyor. Kar alttan eriyor, her taraftan küçük dereler oluşuyor. Otlar kar biter bitmez boy veriyor. Ot buraları için çok önemli. Hayvancılıkla geçinen köylüler için bu lazım. Dağlarda düzlüklerde otları biçip, yığın yapıp kışın keçi ve koyunlara yem olarak veriyorlar.
Nisan ayının sonuna doğru karlar eridi yollar açıldı. Dört ayın sonunda şehre gidebileceğim. İlçeye vardığımda duydum ki askerliğim çıkmış. Köye dönüp veda ettikten sonra askerliğin yolunu tuttum.
On sekiz aylık vatani görevden sonra kışa yakın bir zamanda tekrar göreve başladım. Köye geldiğimde cami ve oturduğum evin damı kardan yıkılmış. Beni zorlu bir kış bekliyordu.
Okulda lojmanın bir tarafı boştu. Milli Eğitim Müdürlüğüne söyledim. Oturmak için izin aldım ve ev işini böylece hallettim. Lakin caminin durumunu çözmek o kadar kolay değildi. Kış gelmek üzereydi. Müftü hocama durumu arz ettim bahara kadar idare etmemi istedi.
O kış benim için daha zor geçecek gibiydi. Görevimi yapamıyordum. Namaz için bulunduğumuz evlerde cemaat oluşturuyorduk. Bazen akşamları evlerde sohbet meclisleri olurdu. Bu toplantılarda caminin yeniden yapılması için taleplerimi dile getiriyordum. O kış böyle geçti.
Mayıs ayında köyün ileri gelenleriyle bir toplantı yapıp camiyi yeniden yapmaya karar verdik. Para verenden para, koyun keçi verenden keçi koyun, kavak verenden kavak alıp komşu köyden iki usta ile anlaşıp işi verdik. Artık her gün işin başına geliyor ustaların çaylarını hazırlıyor görünen işlerini yapıyordum.
Duvar tamamlandı üstüne çatı yapmaya karar verdik ki bir daha kardan zarar görmesin. Buralarda çatıda kiremit kullanılmayıp oluklu saç kullanılıyor. Cami tamamlanmış içinde küçük işleri kalmıştı.
Bu fırsattan yararlanarak on aydır uzak kaldığım memleket, anne baba ziyareti yapmak, boş kadro bulabilirsem tayin istemek için izin aldım. Bu izinde işim rast gitti. Boş bir kadro buldum. Nakil sınavına girdim, nakil isteğim uygun bulundu ve tayin yazım yazıldı.
İzinim bittikten sonra görev yerime döndüm. Durumu köylülere anlattım, tayin beklediğimi, yakında buradan ayrılacağımı söyledim.
- Yapılır mı bize bu hocaefendi?
- Camiyi yaptırıp içinde bir vakit namaz kılmadan gidilir mi?
Görevlilik böyle bir şey, birisi yapar bir başkası devam eder. İki ay sonra tayin emrim geldi. Cemaatimle vedalaşıp yeni görev yerime doğru yola çıktım.
Biraz korku, biraz endişe, biraz heyecanla geldiğim bu yerlere, görevini yapmışlığın huzuru ile memnun olarak ayrılıyordum.
Şimdi görevde yirmi beşinci yılımı dolduruyorum. O günler tatlı bir anı olarak hâlâ içimde saklı duruyor.
“Hakkâri’de dört mevsim” işte öyle bir şey…