Makale

Kimsin?

HADİSLERİN IŞIĞINDA

Kimsin?

Abdullah b. Ömer’den nakledildiğine göre,
Rasulüllah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.”
(Ebu Davud, Libas, 4.)

Rukiye AYDOĞDU DEMİR
Diyanet İşleri Uzmanı

Soru: Kimsin?
Cevap: …
Soru: Kimsin?
Cevap: …

Sustu… (Susmak hiçbir zaman sadece susmak anlamına gelmez.)
Bu soruyu bir başkası sorsaydı keşke. O zaman her şey çok daha kolay olabilirdi. Ama insanın içinden münasebetsiz zamanlarda, hiç beklemediği bir anda, apansız böyle soruların geçmesi ve yine insanın kendi’sinin bu sorulara cevap vermek, daha doğrusu sorunun sebep olduğu dipsiz boşluğu doldurmak zorunda olması pek de kolay değil.
Soru: Kimsin?
Durup düşünmeli, ölçüp tartmalı, aramalı bulmalıdır şimdi kendisini. Bunca yoğunluğun, işin gücün, hesabın kitabın arasında başını ellerinin arasına alıp her şeyi susturup cevap vermelidir kendisine. İnsanın derûnundan gelen ve adeta kendisini delip geçen, her şeye verilecek bir cevabı varken afallamasına, basamakları hızla çıkarken tökezlemesine sebep olan bu tür sorulara cevap bulmak kolay değildir. Çoktan seçmeli olsaydı soru belki durum daha farklı olabilirdi ya da kimliğinde yazanlar kim olduğunu hatırlamasına yetseydi daha kolaydı işi. Gurur kaynağı olan kabarık cv’sinin satırlarında da havalı özgeçmiş dosyasında da aradığını bulamadı.
Şöyle bir etrafına baktı. (Aynı zamanda gördü.)
HERKES birbirine ne kadar benziyordu, kendi’sine döndü baktı. HERKESle ne kadar çok ortak noktası vardı.
Düşündürdü bu durum onu. (Düşünmesi doğru yolda olduğuna işaret…)
HERKESle aynı mekânlara takılıyor, HERKESin kafa yorduğu konular üzerinde aynı edayla konuşuyor, cümlelerinde aynı tonlamayla benzer noktaları vurguluyordu. HERKES gibi giyiniyor, HERKES gibi yürüyor, HERKES gibi okuyor, HERKES gibi yaşıyordu. Bir şeyi HERKES yaptığı için yapıyor, sevdiği için seviyor, bıktığı için bıkıyordu. HERKES kadar düşünceli, HERKES kadar hisli, HERKES kadar merhametli, HERKES kadar hassasiyet sahibi idi. Bunun yanında HERKES kadar duyarsız, HERKES kadar hissiz, HERKES kadar doyumsuz ve bencil biriydi.
Şaşırdı. (Şaşırması hâlâ şaşırabildiğini gösteriyor. Üstelik kimse şaşırmazken bunu yapabilmesi harika!)
Soru: Kimsin?
Kontrolünü asla kaybetmemesi gerektiğini düşündü. (Oysa hayatının kontrolünü çoktan başkalarının eline vermişti.) Profesyonel bir şekilde yaklaşarak bu soruyu cevaplayabilirdi. Bütün kostümleri, bütün maskeleri, bütün markaları, bütün mekân ve makamları denedi, yine olmadı. Bu kadar çok kılık değiştiren bir benliği tanıması hâliyle olanaksızdı. Kendisine yeni bir “ben” lazımdı, mümkün olsa kendisine yeni bir “ben” alıp her şeye yeniden başlayacaktı. Kendisine şöyle bir baktı: BAŞKAlarının beğenileri, eleştirileri, zevkleri, tutkuları, alışkanlıkları o kadar işgal etmişti ki benliğini, bambaşka biri olup çıkmış, tam manasıyla başkalaşmıştı. Üzerinde BAŞKAlarına ait kostümler, kafasında BAŞKAlarına ait fikirlerle, dilinde BAŞKAlarının jargonu, ağzına yakışmayan devşirme kelimelerle, kendisinin ait olmadığı bir yerde BAŞKAlarına ait havayı teneffüs ediyor, bununla kalmayıp ta içine çekerek içselleştirmeye çalışıyor ve yeri geldiğinde kendisine ait olmayan tüm bu şeyleri ölesiye savunuyordu. Sahi ne yapıyordu? Kimdi, kimlerdendi?
Acıdı kendisine. (Kalbi hâlâ diri.)
Ne kendisi ne BAŞKAsı olamamak hayatı boyunca bu arafta yaşamaya mahkûm olmak ne acı. Kimsin dendiğinde sağına ve soluna bakmadan kim olduğunu ve dahi olmadığını anlayamamak ne acı. Ne acı geceyi gündüz gündüzü gece zannetmek. İnsanın zemininin ayaklarının altından kayıp gitmesi, zeminini hep BAŞKAlarına göre tayin etmesi ne acı. Ne acı insanın kendisini bulamaması, kendisi olamaması ve kalamaması… Günbegün BAŞKAlarına benzerken gün gelip HERKESle aynı olacağını kestirememesi ne acı. Ne acı bir zamanlar benzemek korkusu yaşadığı şeylere benzediği için övünmesi…
Fark etti. (Elhamdülillah…)
Hızla yaklaşıyordu yaklaşmakta olan ve o, aynı hızla BAŞKAlarına benziyor, HERKESleşiyordu. Tehlike büyüktü. Kendi zevklerine, heveslerine, hayallerine, ideallerine hep başkalarına ait bir şeyler karışmıştı. Adı yüzünden yolunu yolu yüzünden adını değiştirmişliği çoktu. Böyle giderse ne adı ne yolu olacaktı. Yer-yön kabiliyetlerini yitirmeye başlamış yersizlik ve yönsüzlük arasında sıkışıp kalmıştı. İstikrarlı bir şekilde başkalarına özenip başkalarına benzemek için yaşamıştı. Şimdi benliğinin ellerinden akıp gittiğini görüyor, zamanın kendiliğini hızla erittiğini fark ediyor, kendisine yabancılaşıyordu. Sınırları belirsizleşince, benzemekten korktuklarıyla ne kadar çok benzer yönünün olduğunu fark etti. “Benzemek” fiilinin insanın hayatını tüm kılcallarına kadar böylesine etkileyeceğini daha önce hiç düşünmemişti. Kim olduğu kadar önemliydi insanın kime benzediği. Aksi hâlde kendisini BAŞKAlarından farklı görmesinin hiçbir anlamı yoktu.

Dünya üzerinde gelmiş geçmiş tüm insanlar arasında benzenilmeye en layık olan, örneklerin en güzeli Peygamberi’nin (s.a.s.) şu sözü her şeyi özetliyordu aslında:
“Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.” (Ebu Davud, Libas, 4.)
Artık kim olduğunu biliyordu.
Soru: Kimsin?
Cevap: Benzediğin…