Makale

İlk Adım

İlk Adım

Remziye Yılmaz
Ankara Univ. İlahiyat Fakültesi

"En uzun yolculuklar ilk adımla başlar."

Televizyonlarda yayınlanan belgeselleri seyrederken insan hayret ve hayranlık duygularını dizginleyemiyor. Tabiatın dengesini ve uyumunu düzenleyen olaylar, insanların "vahşilik" olarak nitelendirdikleri birtakım güçlü-güçsüz ilişkileri, doğumlar, ölümler... Eşrefi mahlukat olarak yaratılmış olmanın gerektirdiği sorumlulukla hayret ve hayranlık sınırlarını aşması beklenen ibret verici düşündürücü yaşantılar...
Varlığı bir bütün olarak düşündüğümüzde oradaki yerimiz ve sorumluluğumuzla ilgili inceliklerin farkına varmamız gerekir, insan tabiattan kendi içine çevireceği gözleriyle bunun ne kadar önemli ve gerekli olduğunu kavrayabilmenin ilk adımını da atabilecektir. Belgesellerde beni en çok etkileyen manzara doğum manzarasıdır. Bir başkasına bir şekilde -ya yem olarak, ya da yeni doğumlar yaparak- kaynaklık edecek yeni bir varlığın ortaya çıkışı ve çok kısa bir zamanda kendini ispatlaması beni çok düşündürür. Ya biz? Allahın izniyle varlığa hükmeden varlıklar olarak biz? Kayda değer bir hale gelinceye kadar geçirdiğimiz evreler boyunca neyiz? Ne olduğumuz ve ne olacağımıza dair en erken ne zaman bir aydınlanma yaşadık? Bu nokta beni en çok etkileyen noktadır. Kendi kişisel tarihimde en eski hatıram dört yaşında yaşadığım ve beni etkileyen bir olay. Peki ben daha önce yok muydum? Bana karanlık olan dönemleri büyüklerimin anlatımıyla ancak öğrenebiliyorum. Yine de karanlıklar kalkmıyor; neler hissettiğimi, bana değerli, anlamlı gelen şeyleri, beni güldüren, ağlatan şeyleri hiç hatırlamıyorum. Ama bir gerçek var ki, o andan itibaren ben olmaya başlamışım ve bugün anlıyorum ki hâlâ da olmaya çalışıyorum. Nelerle donatılmışsam, nelerle yoğrulmuşsam onlar bana geri dönüyor. Olumlu ve olumsuz yanlarımı şimdi daha iyi anlayıp anlam- landırabiliyorum. Her şey daha iyi nasıl olabilir, bunun için ben neler yapabilirim, kendimi nasıl daha iyi ifade edebilir ve nasıl daha iyi karşılık alabilirim, dış dünyadan gözlerimi her içime çevirdiğimde bu soruların cevaplarını bulmaya biraz daha yaklaştığımı hissediyorum. Ama biraz cesaret, canım böyle gelmiş böyle giderlerin arkasına sığınmayacak, içiyle dışının birbirinin aynası olabilecek kadar özgüvene ve değer bulma duygusuna sahip bir cesaret... Canım ben neyim ki, değil, ben de buyum ve daha şu da olabilirim, dedirtecek bir cesaret... Ruhumla bana hediye edilmiş o güzel vasıfları ön plana çıkarabilecek bir cesaret... ilk adımlar böyle atılır, zannımca. İlk adım atılmadan da sonraki, bir sonraki gelmez herhalde. Başlamadan bitiremez insan. Kendisinden yalnızca kendi yapabileceğinin sorulacağı bilincini geliştirirse de herhalde daha cesur olur o ilk adımı, adımları atmaya.
Kendimizde kalıcı değişiklikler yapmayı gerçekten çok istiyorsak, daha önce nasıl alıştığımızı belki de hiç hatırlamadığımız sevimsiz davranışların önce farkına varmak zorundayız. Birilerinin sen hep böyle yapıyorsun zaten, hitaplarına muhatap olma lüksüne sahip olamayız çoğu zaman; zira bu şekilde ilişkiler çok yara alabilir. O halde kendi iç denetimimizi kendimiz sağlamalıyız, öyle ya bu gücü ve güveni yaratıcı koymuş insanın içine, önemli olan onu durup durduğu yerden bulup ortaya çıkarmak. Sonra, farkına vardığımız o şeyi değiştirmek için yeni davranışımızı bilinçli bir şekilde defalarca tekrar etmek zorundayız. Bu şekilde bir müddet sonra adeta otomatiğe bağlanmış gibi bu davranışları sergiler halde buluruz kendimizi. İşte bir ilk adımdan sonra gerisi gelmiş ve başarmışızdır, bir zamanlar imkansız gibi gözüken şeyi. Ruhen ve bedenen daha önce bizi rahatsız ettiğini düşündüğümüz yönlerimizle yüzleşmişizdir böylece. Korkularımızı yenmiş, "yapabilirim ’in farkına ve zevkine ulaşmışızdır. Allah ancak kendilerini değiştirme niyeti ve gayreti içinde olanlara netice vaat ediyor. Onun için dağlardan taşlardan aldığımız sorumluluğun bilincinde olup, kendimizi kendi iç dinamiklerimizle inşa etme cesaretiyle ilk adımlardan hiçbir zaman çekinmemeli ve cesaretimizi kaybetmemeliyiz.
Son sözü Peygamber terbiyesiyle yetişmiş Hz. Ali’den nakletmek istiyorum: "Kim içini ıslah ederse, Allah da onun dışını ıslah eder. Dini için çalışan kimsenin, dünya işini de Allah düzenler. Allah ile ilişkileri güzel olan kimsenin, insanlarla arasını da Allah güzelleştirir."