Makale

İslami Hayatta Eğlenme ve Tatil Sorunu

İslami Hayatta Eğlenme
Ve Tatil Sorunu

Doç. Dr. Burhanettin Tatar
Ondokuz Mayıs Üniv. ilahiyat Fakültesi

Günümüzde Müslümanlar nasıl eğlenirler? Müslümanlar için eğlence ve tatilin anlamı nedir? İslam geleneği ince bir zevk ve estetik duyarlığı yansıtacak şekilde eğlence ve tatil kavramlarını yeterince geliştirmiş midir? Yoksa bu kavramlar, geleneğin sınırlarında ve hatta çoğu kez sınırlarının dışında tutularak kısmen/tamamen anlamsızlaştırılmış iğreti şeyler midir?
Hayatı çok fazla ciddiye alanların veya ciddi yaşamayı gaye edinmiş olanların eğlence ve tatil kavramlarını büyük bir ihtimalle hayatın "iğreti" ve "gayrı ciddi" bir boyutu olarak algılayacaklarını düşünebiliriz. Diğer bir deyişle, "ciddiyet" kavramını hayatlarının merkezine yerleştirenlerin, eğlence ve tatil kavramlarına hayatın sınırlarında durması gereken bir değer atfedeceklerini varsayabiliriz. Bu tür insanlar için eğlence ve tatil ancak ciddiyetten kaçış anlamında ara sıra kendisine kaçamak yapılan şeylerdir.
"Ciddiyet" kavramını zamanın anlamını belirleyen temel faktör haline getirenlere, eğlence ve tatil sanki zamanın askıya alındığı veya zaman dışı şeylermiş gibi görünmeye başlar. Sözgelimi, bir konuyu ciddiye aldıkları esnada, binlerinin fıkra anlatması, şaka yapması ve bu esnada gülüşme ciddiyetten kaçış ve zamanı askıya alma hadisesinden ibarettir. Bu durum karşısında onların parolası şudur: "Asıl konuya dönelim!"
Ancak hemen herkesin teorik düzeyde de olsa kabul edebileceği bir husus şudur: Ciddiyet psikolojik ve fizyolojik gerilime yol açtığı için bir süre sonra bunaltıcı bir etki oluşturur. Böylesi durumlarda "ciddiyet" ve "gerilim" çoğu kez eş anlamlı hale gelir. Buna göre hayatı bütünüyle ciddiye almak hayatı bir gerilim süreci içinde geçirmeye karar vermek demektir.
Bu noktada kendimize şu soruyu sormamız uygun görünüyor: Gerçekte "ciddiyet" müslümanlar için hayatın genel bir karakteri midir? Yoksa o, eğlenmesini ve tatil yapmasını bilmeyenler için zorunlu bir sığınak mıdır? Yani o, "ciddiyet"i aşırı ciddiye alanların kendilerini bir şekilde rahatlatmak ve haklılaştırmak için başvurdukları bir referans noktası mıdır?
"Ciddiyet"i aşırı ciddiye alma sorunu karşısında müslüman hayatını teorik düzeyde de ilgilendiren bir ikilem ortaya çıkmıştır. Ciddiyeti eğlence haline getirmek veya eğlenceyi ciddiye almak! Bu ikilem, Türk halkının geleneksel muhayyilesinde daha çok Bektaşi ve sofu tiplemeleriyle irdelenmiştir.
Bektaşi, ciddiyeti eğlence haline getiren; sofu ise eğlenceyi ciddiye alan bir tiplemedir.
Bektaşi ve sofu tiplemeleriyle irdelenen söz konusu ikilem henüz çözülmüş değildir. Hayatın en ciddi konularını bile eğlenceye dönüştürebilen Bektaşi tiplemesi, bütün kuralcılığın gerisinde bir tür kuralsızlık veya oyun sezmektedir. Bu tiplemeye göre, hayatın kendisi bizzat kuralcılık veya ciddiyet mantığı içinde anlaşılabilecek ve yaşanabilecek bir şey değildir. Kuşkusuz hayat kendisini dışa vururken ve insan eylemleri içinde somutlaşırken bir takım kuralları doğurabilir. Ne var ki, kuralları doğuran hayatın kendisi bir kuralsızlık alanıdır.
Bu noktada Bektaşi tiplemesi, sufiler tarafından yeterince vurgulanan şu inancı sergilemektedir.
Hayatın kendisi Allah’ın nefesidir (Ve nefeha fihi min ruhihi). Bu nefes tüm kuralların gerisinde duran mutlak bir enerji ve faaliyettir. Buna göre, en ciddi konuları bile eğlenceye dönüştürebilen Bektaşi tiplemesi ile Türk halkının geleneksel muhayyilesinin ima ettiği husus şöyle özetlenebilir:
1) Bizim en ciddiye aldığımız şeylerin gerisinde İlâhî bir tecelli, nefes veya cilve vardır ki bu kendi ciddiyet mantığımız içinde kavranabilecek bir şey değildir.
2) Sofu tiplemesinin ciddiyetini eğlenceye dönüştürmek.
Bektaşi tiplemesinin hayatı bir eğlence ve tatil alanı olarak görmesi gerçekte onun varlığa bakış tarzı ile bağlantı içindedir. Uçsuz bucaksız kâinat içindeki bir insan hayatı Bektaşi’nin gözüne İlâhî emirle dans eden kâinatın ritmine göre savrulup duran bir zerre olarak görünmektedir. Kâinatın dansındaki ritmi sezmeye çalışmak yerine kendi küçücük hayatını kâinatın merkezine yerleştiren sofu asıl eğlenceye alınacak bir tiplemedir.
Buna karşılık insan hayatının belirlenmiş kurallar çerçevesinde organize edilmesi gerektiğini düşünen sofu tiplemesi eğlence ve tatili bir tür kuralların ve ciddiyetin ihlali olarak değerlendirme eğilimindedir. Bu tipleme için şayet eğlence ve tatil olacaksa bu daha önce belirlenmiş kurallar çerçevesinde kontrol altında gerçekleştirilmelidir.
Günümüzde müslüman hayatı "gayri İslam’ı" (öteki) diye değerlendirdiği bir çok eğlence ve tatil formları arasında kendisini sıkışmış olarak görmektedir. Alternatifsizliğin beraberinde getirdiği gerilim, hayatı aşırı ciddiye almanın yol açtığı gerilimi daha da artırmaktadır. Bu gerilim çoğu kez, yukarıda ele aldığımız Bektaşi veya sofu tiplemelerinden birinin benimsenmesine neden olmaktadır. Bu durumu daha radikal bir biçimde özetlersek, ya her şeye "Eyvallah!" veya "Mazallah!" diyen tiplemeler oluşmaktadır.
Müslüman entelektüeller artık tatil ve eğlence kavramlarının günümüz müslüman toplumları için nasıl bir soruna dönüştüğünü ve bu sorunun nasıl aşılması gerektiği üzerinde düşünmek durumundadırlar. Kuşkusuz bu, eğlence ve tatil kavramlarının teorik düzeyde çözülebileceği veya üretilebileceği anlamına gelmemektedir. Ancak "Müslüman nasıl eğlenir ve tatil yapar?" sorusunun öncelikle tarihsel bir soru olduğunu görmek gerekmektedir.
Burada entelektüel kesimden beklenen şey, eğlence ve tatil kavramları ile ilgili tarihsel birikimimizi ortaya çıkarmak ve müslümanların entelektüel bir dönüşüm geçirmesine katkıda bulunmaktır. Nasıl ki, insanlarımızın büyük bir kısmı şehirleşme adına gecekondulaşma süreci içine girmişse, benzer şekilde müslümanların önemli bir kısmı eğlenme ve tatil yapma adına ciddileşme ve hayatı sunileştirme süreci içine girmişlerdir. Eğlenme ve tatil, hayatın doğal bir süreci olmaktan çıkıp, sahilde çocukların inşa ettiği kumdan kuleler gibi derme çatma bir inşa faaliyetine dönüşmektedir.
Bu niteliksiz gelişmeler karşısında hayatın kendi doğallığını bozmayacak ve onu sunî eğlenme ve tatil tarzları içinde çarpıtmayacak bir bilincin geliştirilmesi gerekmektedir. Belki ilk bakışta tuhaf görünse de, kanaatimce, eğlenme ve tatil her şeyden önce bir bilinç sorunudur. Eğlenme her şeyden önce bilincin eğlenmesi; tatil her şeyden önce bilincin tatilidir. Halkımız arasında "nüktedan" diye anılan ince zevk sahipleri, gerçek anlamda eğlence bilincini geliştirmiş insanlardır. Bunun yanı sıra halkımızın "hezarfen" diye adlandırdığı çok sayıda hüner sahipleri gerçek anlamda tatil bilincini geliştirmiş kişilerdir.
Tam da bu noktada Hekimoğiu Ali Paşa Camii (Koca Mustafa Paşa, İstanbul) imam-hatibi hattat Hüseyin Kutlu hocamın (kendisini bir hezarfen hünerine sahip kişi olarak görme eğili- mindeyim) bana yaklaşık yirmi yıl önce hat dersleri esnasında söylediği bir sözü hatırlamaktayım: "Dinlenmek (bunu eğlenmek ve tatil yapmak olarak da kabul edebiliriz), boş durmak değil, farklı bir hünerle uğraşmaktır!"
Sayın hocamın bana anlatmak istediği inceliği şu şekilde yorumlayabilirim: Eğlenme ve tatil, insanın bütün işlerine ara vermesi ve hayatının doğal sürecini kesintiye uğratmasıyla gerçekleştirebileceği sunî bir durum değildir. Diğer bir deyişle o, hayatın kendi doğallığını unutarak veya unutmuş görünerek ortaya çıkarabileceğimiz bir olay değildir. Belki daha doğrusu onlar, kendi fıtrî yeteneklerimizi açığa çıkararak ince zevk sahibi insanlar haline gelebilmemiz için zamanı nasıl kullanacağımızı öğrenmektir.
Buna göre, eğlenme ve tatil, insanın kendi yeteneklerini geliştirme ve zamanı kullanma sanatıdır.
Dikkat edilecek olursa, burada göstermeye çalıştığımız husus, ciddiyet ve eğlenmenin, çalışma ve tatilin nasıl bir arada bulunabileceğidir. Çalışmayı ve ciddiyeti verimlilik üzerine kuran ekonomik anlayışın tatil ve eğlenmeyi verimsizlik olarak değerlendireceği açıktır (burada tatile gidenlere hizmet veren çalışanları kastetmiyoruz). Buna karşılık İslâmî anlayışın kendisini, tatil ve eğlenmeyi de verimlilik olarak algılayan bir zihniyet dönüşümüne sokması daha uygun görünüyor. Kanaatimce Hüseyin Kutlu hocamın bana anlatmaya çalıştığı İslâmî anlayış tatil ve eğlenmeyi bir verimlilik olarak algılamayı öngörmektedir.
Şayet bu anlayış benimsenirse, ciddiyet-eğlenme; iş (verimlilik)-tatil arasındaki ikilem hayatın doğal sürecinin unsurları olarak çözülmeye başlayabilir. Böylece eğlenen fakat verimsiz Bektaşi ile ciddi ancak mutsuz (eğlenmesini bilmeyen) sofu tiplemelerinin ötesinde üreterek eğlenen veya eğlenirken üreten üçüncü bir tiplemenin toplumda yaygınlaşması mümkün olabilir.