Makale

Gençlerde Vicdan Eğitiminin Önemi

Gençlerde
Vicdan Eğitiminin Önemi
Dr. Nesrin Türkarslan
Aile ve Sosyal Araştımalar Genel Müdürlüğü

Toplumların devamını sağlayan süreç, aile kanalıyla, mevcut sosyo-kültürel kalıbı oluşturan ögelerin çocuğa kazandırılmasıdır. Bunun sosyolojideki karşılığı “sosyalizasyon”dur. Etkili ve başarılı sosyalizasyon süreci sonunda, toplumun temel yapı taşları olan bireyler, mevcut değerlerle donanarak, toplum yapısının güçlü bir şekilde devamının sağlanması rolünü üstlenirler. Böylece birey içinde yaşadığı toplumun bir ferdi haline gelir, mevcut davranış örüntülerini, insanın davranışlarına yön veren, bunları belirleyip şekillendiren temel toplumsal ve kültürel değerleri (normları) öğrenir. Öğrenmekle de kalmayıp bunları içselleştirip kendisine mal eder ve bu değer ve normlar doğrultusunda davranmaya başlar. Daha öz bir anlatımla, birey toplumu ile bütünleşir ve kişilik kazanarak toplumunun bir parçası haline gelir. Bu süreç bireylerin varlığı kadar toplumların bekası açısından da önemlidir. Toplumun sağlıklı bir şekilde büyümesi ve varlığını devam ettirebilmesi, toplumsallaşma sisteminin sağlıklı bir şekilde sürmesi ile mümkündür. Her millet yeni nesile sahip olduğu kültürel mirası etkili bir şekilde aktararak kendini geleceğe taşımayı hedefler.

Bir toplumun temel taşı ailelerdir, ailelerin toplum açısından önemli fonksiyonu ise yeni nesilleri dünyaya getirmek ve onları yetiştirmektir. Bu oluşumun temelinde çocuğun dünyaya getirilmesi yatmıyor, çocuğun sosyalizasyonu yatıyor. Bu sayede insan sosyal bir varlık olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında aileler, çocuk büyürken onlar için hayati öneme sahip bir çevreyi oluştururlar. Toplumsal kuralların yeni bireye aktarılması görevi başarıyla sonuçlandığı zaman toplum açısından istendik durum gerçekleşmiş mevcut yapı ve fonksiyonlar korunmuş olur. Toplumun sağlıklı devamının sağlanmasında bu sürecin başarısı çok önemlidir.

Sosyalizasyon sürecinde bireyin kişilik yapısının şekillenmesinin temelini oluşturan, öncelikle ve özellikle ilk çocukluk yıllarında başlayan süreç, ahlaki değerlerin kazanılmasıdır. Ahlaki gelişim olarak ifade edilen bu süreçte insan, içinde bulunduğu toplumun değerlerini benimseyerek kendi ilke ve değer yargılarını geliştirir. Bireyin doğuştan getirdikleri dışında toplumda var olan iyi-kötü, doğru yanlış kavramlarının inanç, huy, tutum, alışkanlık, âdet, gelenek, görenek gibi manevi değerleri oluşturan değerlerin tümü ahlaki sistemi oluşturur.

Ahlaki yapının şekillenmesi sürecindeki önemli unsurlardan biri vicdan oluşumudur. Pek çok kavram için olduğu gibi vicdan içinde değişik tanımlar yapılır. Örneğin: Vicdan insana doğruyu ve yanlışı ayırt etme gücü veren bir iç sestir; vicdan neyin yanlış neyin doğru olduğunu gösteren tek ve gerçek ahlak hocasıdır; vicdan hata ve doğrunun sınırını belirleyen, uyumak bilmeyen, kişiyi her an her yerde izleyen, kişinin niyetlerine göre yargılarda bulunan bir hakimdir. Tanımı değişmekle birlikte değişmeyen, vicdanın bireyin içinde cereyan eden bir durum olmasıdır.

Çocukta yetenek halinde var olan vicdanın uyandırılıp geliştirilmesi, eğitim sorunudur. Çocuk, vicdanı çevresindeki insanlar ve gruplarla girdiği etkileşimler ile geliştirir. Tıpkı başka davranışları taklit ettiği gibi karşılaştığı olaylar karşısındaki tavır alışları da taklit ederek vicdanı geliştirir. Kendileri farketsin ya da etmesin, vicdan eğitimi konusundaki ilk yapı taşlarını da anne ve babalar koyar. Vicdanın çekirdeği erken çocuklukta ve aile ortamında gelişir. Bu nedenle ailelerin, içinde yaşadıkları toplumun geleceğini ellerinde şekillendirdiklerinin bilincinde ve sorumluluğunda olmaları gereklidir. Aileler çocuklarına her zaman için canlı örnekleridir. Örnek doğru olmalıdır ki sonuç da doğru olsun. Anne-baba ve ailenin diğer fertleri toplumun değerlerini ve normlarını içselleştirmiş modeller olursa çocuk için karakter oluşumunda olumlu sonuçlar ortaya çıkabilir.

Ailede atılan temeller doğru ve sağlam olursa karakter de o ölçüde sağlam oluşur ve gelişir. İlk çocukluktan sonra yavaş yavaş değişen çevrede girilen ilişkiler de karakteri etkiler ve değiştirir. Birey sürekli olarak etrafından bir şeyler alır. İç süreçlerinden geçirir kabul eder ye da etmez. “Gören kuşlar gördüğünü işler”, “üzüm üzüme baka baka kararır”, “bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözlerimiz çevrenin insanlar üzerindeki etkilerini anlatır. Ailede başlayan karakter oluşumu okulda devam eder, verilen eğitimle de pekiştirilir. Yalnız okul hayatı dış çevrenin olumlu örnekleri kadar olumluz örnekleriyle de karşılaştırır. Burada önemli olan ailelerin dış çevre etkileşiminde çocuğu izlemektir. Yanlış arkadaşlar seçmemesi için yönlendirmektir. Çünkü her ne kadar aileden doğru ahlaki değerleri almış olsa da değişme kaçınılmazdır ve bazen cezbedici pek çok uyaranlarlarla yanlışa kayabilir. Aile çocuğu her zaman iyiye doğruya güzele yöneltmek zorundadır. Bireyin ahlak yapısının unsurlarından olan vicdanı aile çocuğa kazandırabildiği ölçüde kişilik kazandırmada başarı sağlanmış olur. Bu işi aile yapmazsa çevrenin zararlı etkilerine açık olarak bırakırsa sonuç hiçbir şekilde istenmeyen şekillerde gerçekleşebilir. Karakter oluşumu süreklidir. Gençlerin gelecekteki örnekleri olarak çok katı sınırlar içerisinde davranılmamalıdır. Ailelerin çok katı sınırlar içerisinde olması çocuğu aileden koparıp başka yönlere götürür.

Vicdan eğitiminde izlenecek en doğru yol, gevşeklik kadar katılıktan da uzak olmaktır. Eğiticiye düşen görev, yerinden oynatılamayacak ideallerle beşeri-çocuksal yetersizlikler arasında sabırlı ve iyi yürekli bir aracı rolünü oynamaktır. Genel eğitimin, özellikle ahlak eğitiminin amacı, insanları kendi kendine yargılama yapabilecek duruma getirmek olmalıdır.

Modernleşmenin son haddine vardığı günümüz toplum yapısında manevi değerler son derecede önemli hale gelmiştir. Çünkü baş döndürücü teknik değişmelere toplum ayak uydurmakta güçlük çekmekte ve kültürel boşluklar yaşanmaktadır. Bu boşluklar sorun alanı olarak ortaya çıkmaktadır ve sonuç olarak tüm bireyleri etkiler hale gelmektedir. Şimdiki zamanlarda ailenin çocuk üzerindeki etkisi giderek azalmaktadır. Çünkü birincil grup olan aileye başka üyeler katılmış evin içinde ailenin dışında başkaları da yaşar hale gelmiştir ve değil çocuğu ailenin tüm üyelerini o eğitmektedir. Bunlar çok çeşitli karakterler barındıran televizyon ve sonsuz çeşitlilikteki internet dünyasıdır. Bu şekilde ailenin çocuk üzerindeki etkisi azalarak, bu tür araçlardaki kahramanların etkisi artmaktadır. Aile çocuğuna kavga etmemeyi bir başkasına zarar vermemeyi öğütleyebilir, fakat izlediği filmlerde sürekli olarak şiddet yer alıyorsa ve sevdiği karakterin kavga sahnelerine şahit oluyorsa çocuğun nasıl davranması beklenir. Çocuklar kişilik geliştirirken kendilerine beğendikleri karakterlerin davranışlarını model alırlar. Aile üyelerinin sergiledikleri farklı, beğendiği ve sürekli izlemesine izin verilen karakterlerin sergiledikleri farklı ise çocuk bir çatışma yaşayacaktır. Bu çatışmada seçiminin doğru olması gerekmektedir. Seçim doğru olsa bile esas olan bize göre çocukların bu şekilde çatışmalı durumlarla karşı karşıya bırakılmamasıdır. Buradan hareketle denilebilir ki aile çocuğun birincil grubu olma özelliğini kaybetmektedir. Artık ailenin gizli bir alternetifi bulunmaktadır: Evde çocuğun izlediği televizyon dünyasındakiler ve internet ortamından eriştikleri. Burada aileye düşen görev çocuğun etkili bir şekilde denetimidir.

Vicdan eğitiminde ailelerin başarısızlığı sonuç olarak toplumu etkiler. Kurallara uymayan, toplum çıkarını değil sadece kendini düşünen, çıkarları için diğer insanlarıa zarar vermekten çekinmeyen, bencil bireylerin varlığı toplumsal düzenin varlığı ve devamı için her zaman bir tehdittir. Bu tehditi ortadan kaldırmanın yolu bilinçli, evrensel ahlaki değerleri içselleştirmiş, incelmiş vicdani duygulara sahip bireyler yetiştirmek için tüm toplumsal kurumların uyum ve dayanışma içinde hareket etmesi milletimizin bekası için hayati öneme sahiptir.