Makale

Vicdanlı İnsan Olabilmek İçin Vicdan Eğitim

Vicdanlı İnsan Olabilmek İçin
Vicdan Eğitimi
Prof. Dr. Ali Akpınar
Selçuk Üniv. İlahiyat Fak.

Sözlükte vicdan, bulma, görme, hissetme, duygu, kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç diye tanımlanmıştır. İnsaflı kimseler için vicdanlı, insafsız olanlar için de vicdansız kavramı kullanılmıştır. Bu bağlamda kalp gözü, basiret (kalp gözü açık, basireti bağlı) gibi ifadeler de kullanılır.

İnsanda var olan şuur, irade, adalet-iyilik-güzellik eğilimi, sevinç, üzüntü, beğenme-nefret etme, gelecek endişesi, utanma, insaf gibi duyguların kaynağı vicdandır.
Vicdan, insandaki ahlaki bilincin adıdır. İnsanın yaratılışında var olan iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebilme yeteneğidir. İyi ile kötüyü tartan terazi, ölçek, miyardır. İnsanın içinde var olan iyilikten zevk alma, kötülükten nefret etme duygusudur.

Vicdan, kişinin hayır ve güzellikten zevk alması, onlarla huzura, doyuma ermesi; şer ve kötülükten rahatsız olmasıdır.

Bir de maşerî vicdan vardır ki o da bir toplumu meydana getiren fertlerin veya çeşitli millet fertlerinin vicdani hükümlerinin toplamı veya çoğunluğudur. Bir iyilikten toplum fertlerinin tümünün hoşnut olması ve ona destek çıkması; bir kötülüğe karşı da topyekûn karşı çıkma ve ondan rahatsızlık duyulmasıdır. Maşerî vicdan, toplumda iyilik ve güzelliklerin hâkim olması ve sürecin devamını sağlayan, süreci yöneten çok önemli bir kontrol mekanizmasıdır. Kur’an, İslam toplumuna iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma misyonunu yükleyerek bu gücü sürekli çalıştırmayı hedefler.

Kur’an, hedeflediği iyi/hayırlı/yararlı insanı yetiştirmek için, öncelikle onun iç dünyasını inşa etmekle işe başlamıştır. Nitekim ilk inen ayetler, insanın iç dünyasının düzenlenmesiyle ilgilidir. Güçlü bir iman ve o iman doğrultusunda oluşacak iyi niyet, iyiye temayül, iyiden taraf olma gibi hususlar Mekke döneminde inen ayetlerin en temel konusudur. Bu konudaki yönlendirmeler, Medine döneminde inen ayetlerle de devam etmiştir. Demek ki insanın vicdan eğitimi, vahiy temelli ve devamlı olmalıdır. Böylece iç bilinç düzeyi aktif olan vicdan sahibi insan, iyilik ve güzelliklerin adamı olacak, iyilik ve güzellikleri düşünecek, iyilik ve güzellikleri işleyecek ve başkalarının da böyle olmasını isteyecektir. Aynı şekilde o, kötülükleri istemeyecek, kötülük kurguları içerisinde olmayacak, onlara yaklaşmayacak ve başkalarının da kötülüklerden uzak kalmasını isteyecektir. Huzurlu ve mutlu olmanın yolu da budur. Nitekim hadislerde bu husus şöyle açıklanmıştır:

“İyilik ve hayır ahlakın güzelliğidir. Kötülük ve günah, vicdanını tırmalayan ve halkın bilmesini istemediğin tutum ve davranışlardır.” (Müslim, Birr, 14-15; Tirmizî, Zühd, 52; Ahmed, IV, 182, 228-229)

“İyilik ve hayır kalbin tatmin olduğu şeydir. Kötülük ve günah da vicdanı sızlatan ve ona acı veren şeydir. İnsanlar aksine yargıda bulunsalar da sen aldırma!” (Darimî, Büyu’, 2; Ahmed, IV, 194)

Pek çok ayetinde Kur’an, kalbin eylemlerinden bahseder ve insanın iç dünyasının inşasını gerçekleştirme adına anlamlı açıklamalar yapar. Sözgelimi günahın açığını da gizlisini (bâtıneh) de bırakın. Günah kazananlar, kazandıklarına karşılık şüphesiz ceza göreceklerdir (Enam, 20) ayetinde geçen bâtıneh kelimesi kalbî günahlar, günaha niyet/yönelme/tasarlama olarak anlaşılmış olup bunların hepsi insanın iç dünyası ile ilgilidir.

Vicdanın vahyin ışığında aydınlanıp onarılması, sahibini mutlu edecek, onu stres ve buhranlardan koruyacaktır. Zira vicdanlı insan, temiz kalpli insan, mutlu insandır. Vicdansızlar ise, kötü insanlar olup hep stres ve buhranların adamıdırlar.

İnsanın düşünüp yaptığı her iyilik güzellik, onun iç dünyasını imar edecek ve dış dünyasını da aydınlatacaktır. Nitekim Kur’an’da, hayır onları, kazandıkları günahlar, kalplerini paslandırıp yenmiştir (Mutaffifîn, 14), tespiti yer alır. Hadiste şöyle buyurulmuştur: Kişi bir yanlış yaptığında, kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Şayet kişi, o yanlıştan uzaklaşır ve af talep ederse kalbi cilalanır. Tekrar hataya dönerse kalpteki leke artırılır ve kalbi tamamen kaplar. Nitekim Yüce Allah’ın hayır onları, kazandıkları günahlar, kalplerini paslandırıp yenmiştir ayetinde işaret edilen pas budur. (Tirmizî, Tefsîr; İbn Mâce, Zühd, 29)

Kur’an’ın anlatımına göre Hz. Yusuf’un saraydaki kadın tarafından kendisine yapılan zina çağrısına olumsuz cevap vermesini sağlayan Rabbinin burhânı olmuştur. Tercihe şayan bir görüşe göre, onu günaha düşmekten alıkoyan burhân, Hz. Yusuf’un zinanın haramlığını ve zina yapana terettüp edecek cezayı bilmesi, iç dünyasında günaha karşı duran ahlaki bir duygunun oluşmasıdır. (Bkz. Razî, Mefâtihu’l-Gayb, XVIII, 119-120) Nitekim konuyla ilgili başka ayetlerde şöyle buyurulmuştur: "Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır." (Rahman, 46) "Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir." (Naziat, 40-41) Hz. Adem’in oğlunu da, kendisini öldürmeye kalkan kardeşine elini kaldırmaktan alıkoyan şey Allah korkusundan başka bir şey değildi. O şöyle diyordu: "Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım." (Maide, 28) Evet, iyi insan olabilmek için iyilik düşünmek, iyiliği sevmek, iyiliği benimsemek ve onu içselleştirmek gerekir. Zira iyi düşünen iyilik işler, kötülük düşünen ise kötülüklere düşebilir. Bunun için kişinin fikri neyse zikri de odur denilmiştir.

Pek çok rivayette biz bu bilinç ve içsel gücün yalnızca peygamberlere ait olmadığını da görüyoruz. İnsan, en olmadık zamanda, beklenmedik durumlarla karşılaşabilir. Onu her durum ve şartta istikamette tutacak olan ise güçlü bir iç dünyasının olmasıdır.

Özetlememiz gerekirse vicdan, iç bilinç düzeyidir. Huzurlu bireyler ve onlardan oluşacak huzurlu bir toplum için bu gücün zinde tutması gerekir. Bunun için de bireyin sürekli iyilik ve güzellikle beslenmesi gerekir. İyi örnekler, iyiliklerin dünya ve ahiret kazanımlarını, iyilerin hayat hikâyeleri, iyilik menkıbelerini; aynı şekilde kötülerin dünya ve ahiretteki sonlarını, kötülüklerin dünya ve ahiret kayıplarını anlatan gerçek hikâyeleri çokça okumak gerekir. Bu konuda Kur’an’da pek çok örnek vardır. Bu yüzden de vahiy, ruhun en temel gıdasıdır. Zira Allah ve ahiret inancının zinde tutulması, insandaki iç bilinç düzeyini yüksek tutacak, bu gücün aktif kalmasını sağlayacak ve onu hep iyiliklere sevkedip kötülüklerden alıkoyacaktır.

Huzurlu birey ve huzurlu toplum için, en kritik anlarda bile kendisini gösteren bu, ’Rabbin burhânı’ demek olan ’Ben Allah’tan korkarım’ duygusunu vicdanlara kazımak, bu duygu bağlamında iç bilinç düzeyini geliştirmek ve onu zinde tutmak şarttır. Bu duygunun gelişebilmesi ve aktif olarak kişileri yönlendirebilmesi/yönetebilmesi için de ruhun, en temel gıdası olan vahiyle belenmesi kaçınılmazdır.