Makale

Ailede kuşaklararası dil farklılığı

Ailede kuşaklararası dil farklılığı

İhsan Kurt
Emekli Öğr. Görevlisi
İnsan kavramlar ve kavramlara yüklediği anlamlarla düşünür, konuşur ve yazar. Bunun için doğrudan konuya girmek yerine aile, kuşak, dil, farklılık gibi kavramların genel kabuller dikkate alındığında en azından bu yazıda hangi anlamlara geldiğini, ne gibi manalar yüklendiğini açıklamakta yarar olacağı düşünülmektedir.
Ailenin çok tekrarlanan ve bilinen çeşitlilikleri yerine artık zamanımızda aile dendiği zaman, anne, baba ve çocuklardan oluşan “çekirdek aile” kavramı anlaşılmaktadır. Çünkü aile, zaman içinde değişim ve gelişim göstererek çeşitli sebeplerden dolayı bu noktaya gelmiş, insanlığın gelişimi içinde ayakta kalabilmeyi başarmış sosyal ve köklü bir kurumdur.
Aile, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir birimi olan Devlet Planlama Teşkilatı ‘Türk Aile Yapısı Özel İhtisas Komisyonu’ tarafından 1987 yılında şöyle tanımlanmıştır: “Aile; kan bağı, evlilik ve diğer yasal yolardan, aralarında akrabalık ilişkisi bulunan ve çoğunlukla aynı evde yaşayan bireylerden oluşan, bireylerin cinsel, psikolojik, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarının karşılandığı, topluma uyum ve katılımlarının sağlandığı ve düzenlendiği temel toplumsal bir birimdir.”
Bazı kaynaklarda ‘jenerasyon’ olarak da ifade edilen kuşak kavramı ise, bir toplumun yaklaşık olarak aynı zamanlarda doğan üyelerinden oluşan yaş gruplarının bir biçimidir. Kuşak terimi, bir nesil ile öteki arasında geçen dönem için yaklaşık olarak 25-30 yıllık yaş kümelerini oluşturan bireyler öbeği için de kullanılır. (Gordon, Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, 1999, s. 439 ve Tezcan, Mahmut, “Aile ve Kuşak Problemleri” Türk Aile Ansiklopedisi, C. 2, s. 706.)
Çatışma “iki ya da daha fazla kişinin ya da grubun birbirlerini reddetmelerini ifade eder. Bir başka açıdan çatışma; ahenk, düzen, denge ya da anlaşma yokluğudur. Yani iki kuşağın sağlıklı ilişkiler içinde olmaması kuşaklar arası çatışmanın varlığını gösterir.” (Tezcan, a.g.e., s. 706.) Bir ailede sağlıklı ilişkiler içinde olmamanın başta gelen belirtisi konuşmama-diyalogsuzluktur. Yetişkinlerin genç ile aile içinde yeterince konuşmaması, dolayısıyla onları dinlememesi durumudur. Bu durumda da dil, kullanılmadığı için iki kuşak arasındaki işlevini yerine getirememektedir.
Birbiri ardı sıra gelen kuşakların sosyalleşmesinde bazı farklılıklar oluşur ki bu durum da ‘kuşaklar arası çatışma’ denilen kavramla açıklanmaya çalışılır. Psikososyal etkenlerden biri olan kuşak farkı kavramı sosyolojik anlamda, “nesil” veya “kuşak” yaklaşımı 25-30 yıllık yaş farkı olan bireylerin olduğu gruplar için kullanılır. İki kuşağın sağlıklı ilişkiler içinde olmaması, aralarında anlaşmazlıkların bulunmasıdır. Yetişkin kuşak ile genç kuşak arasında konuşma biçimi, beğeniler, giyim-kuşam, davranış biçimleri, dünya görüşü, hayat felsefesi, siyasal anlayış, değer ve tutumlar gibi oldukça geniş konularda iletişim çatışmaları yaşanabilmektedir. Bunlardan biri de “konuşma biçimi” olarak da adlandırılan dildir.
Dil; düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan öğeler ve kurallardan faydalanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü, çok gelişmiş sistemdir. (Topaloğlu, Ahmet, Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü, Ötüken Y. İstanbul 1989, s. 55.) Duygu ve istekler kuşaklar arasında doğru aktarılmadığı, aktarılanların dinlenilmediği gibi benzer durumlar görünüşte aynı dili konuşan kuşakların dil farklılığını ortaya koyar.
Dil, lisan; insanlar, hayvanlar, hatta zamanımızda makineler tarafından gerçekleştirilen sözlü ya da sözlü olmayan iletişim olarak tanımlanır. Diller akrabalık ilişkilerini, hayvanlar âlemini, renkleri, yiyecekleri, doğal dünyayı da içine alacak şekilde, toplumların, konumuzu da ilgilendiren kuşakların çevrelerini nasıl sınıflandırdıklarını ve değerlendirdiklerini gösterir. Bundan dolayı kullanılan dilin dilbilimsel anlamı kadar kültürel anlamının da karşılıklı olarak anlaşılması, yanlış anlamaları önlemekte temel öneme sahiptir. (Gordon, a.g.e. s. 153, 154.) Dil kültürün bir unsuru olduğuna göre, dil farklılığı aynı zamanda kültür farklılığını da beraberinde getirebilir. Dolayısıyla kuşaklar arası bir kültür farklılığından da bahsedilebilir.
Bu yazıda ‘kuşaklar’dan bahsedildiğine göre, elbette bir farklılıktan da bahsedilecektir. Bu farklılık sadece kuşak farklılığı değil aynı zamanda bir ailenin yaş, meslek, eğitim düzeylerinden kaynaklanan farklılığını da kapsamaktadır. Aileler arasında nasıl bir değişim, farklılık var ise kuşaklar arasında da bir değişim söz konusudur. Bunun için değişim süreç, değişiklik ise farklılıktır. Sosyal değişme ise çeşitlilik ve farklılıktan oluşur. Aile de çeşitlilik ve farklılıklardan doğan heterojen bünyeli, homojen yapılı bir bütünlüktür. Ailede sosyal problemler uyumun, bütünleşmenin bozulmaya başladığı her yerde, faktörlerin birbirini tamamlaması bulunmadığı zaman, yani fonksiyonel tamlaşmanın olmadığı yerlerde, sosyal problemler görülmeye başlar. (Nirun, Nihat, Sistematik Sosyoloji Yönünden Aile ve Kültür, Atatürk Kültür Merkezi Y. Ankara 1994, s. 141.) İşte aile içinde kuşaklar arası dil farklılığı aile çeşitliği ve yapısının yanında bu sosyal problemlerden birini de oluşturabilir. Ya da toplumda benzer durumlardan kaynaklanan çatışma öncelikle ailede başlar. Bu durumun kaynağını ise öncelikle dil farklılığı oluşturur. Fakat her aile bu durumu farklı yaşayabilir.
Aile-kuşak-dil-farklılık kavramlarına getirilmeye çalışılan açıklamalardan sonra ‘Ailede Kuşaklararası Dil Farklılığı’nın sebepleri, çeşitliliği, getirdikleri, götürdüklerinin tartışılmasının yanında dilin aile bütünleşmesindeki fonksiyonu üzerinde kısaca aşağıdaki şekilde durulabilir:
Bilindiği gibi dilin birinci ve asıl işlevi anlaşma aracı olmasıdır. Lisan, ailede başlar, sözü çok yerindedir. Ancak ailede çocuk ya da genç bir önceki kuşağa göre hızlı bir gelişmenin ve değişmenin oluşturduğu engellerle karşılaşabilmektedir. Yapılan kuşak analizleri, aynı kuşaktan insanların, kendilerinden önceki kuşaklara göre dünyaya nasıl farklı biçimlerde bakabileceklerini anlatır. Her kuşağa has olan eşsiz deneyimler toplumsal değişime imkân sağlar. Fakat bu imkân bazen atılımı sağlayacak bir bütünleşme ve uyum yerine önce aile içerisinde dilde başlayan bir çatışmayı da peşinden sürükleyebilir. Bu durumun nedenlerinden biri de kuşaklar arası dil farklılığı olabilir. Aynı dili konuşmak ama anlaşamamak… Aynı kelimeleri telaffuz etmek ama anlam yüklemede ayrılmak… Yazıda “dil farklığından” da bu kastedilmektedir. Dolayısıyla dil farklılığı denilen durum kuşaklar arası kültürel kodlama meselesinden kaynaklanabilir.
Oysa “günlük konuşma dili, bütün toplum katmanlarını kuşatan bir üst referans çerçevesi olarak büyük önem taşımaktadır. Bütün diğer tarihi ve kültürel referanslar, toplum tarafından, bu üst referans çerçevesinin yardımıyla muhtevalandırılabilir. Bu çerçevede meydana gelen kopmalar, bulanıklıklar, çatlamalar, daralmalar, yenilikler, genişlemeler, bir başka deyişle doğal gelişme çizgisini zorlayan bütün olumlu ve olumsuz değişiklikler, başta aile içi iletişim olmak üzere bütün toplumsal iletişim süreçlerinde çok vahim tıkanıklıklara yol açabilir.” (Avcı, Nabi, “İletişim Araştırmaları Açısından Bir Sorun Alanı Olarak Aile”, Türkiye Aile Yıllığı 1990, Ankara 1990, s.101.) Bu tıkanıklara sebep olan faktörlerden biri de kuşaklar arası dil farklılığı olabileceği söylenebilir.
Genç kuşakların ailede ve sosyal hayata karşı uyum sağlamada zorluk oluşturan bu engellerden biri de maalesef dil olmaktadır. Çünkü yeni kuşaklar, kendinden önce yaşamış olan kuşaklara göre kuşaklar arası farklılığı daha hisseder şekilde yaşamaktadır. Bunun nedenlerinden biri de her alanda olduğu gibi kültürün bir unsuru olan dilde de hızlı gelişme ve değişmelerin olmasıdır. Neredeyse artık evde ana-baba dili, sokakta sokak dili, gazete, televizyon ve basında bir medya dili veya üslubu oluşmaya başlamış ve bunlar arasında da farklılıklar, anlaşmazlıklar söz konusu edilir hâle gelmiştir. Yeni kuşak bunlardan hangisine uyum sağlayacağı konusunda çatışmalar yaşayabilmektedir. Sokakta argo, telefon mesajlarında, bilgisayarda sadece seslerden meydana gelen kısaltmalar, medyada kural tanımayan bir dil anlayışı yeni kuşağın ailesiyle konuşmasını, anlaşmasını ister istemez etkilemektedir. Eğer o ailede kültür ve değerler aşınması daha fazla ise durum daha da vahim hâle gelebilmektedir.