Makale

Ev adresim sokaklar

Ev adresim sokaklar

Ayşe Toker
Psikolog

İstanbul gibi kalabalık bir şehirde sabahları sıcacık yataklarımızdan çıkıp işimize gücümüze koşarken anlık manzaralar gözümüze çarpar. Sıra dışı hayatları anlık dikkatle yakalayıverir beynimiz. Evsiz insanlar ya bir bankın tepesinde büzüşmüştür soğuktan korunmak için ya da soğuk bir kaldırımın serinliğinde uzanmıştır boylu boyunca. İnsanın içine bir ürperti verir bu insanlar, biraz acıma, biraz korku, karışıverir duygular. Hayatını tahmin etmeye çalışırız. “Burada onu seven koruyan birileri, içinde güvenle uyuyabileceği bir evi yok mu?” derken dünya telaşıyla yol alırız, artık beynimiz başka manzaraların, başka telaşların, başka hayatların peşine düşer. Birkaç dakikalık bir seyir belki de birçok insanda aynı hissiyatı uyandırır. Ancak sonrası malumdur. Sonrası yoktur. Unuturuz, unutmak isteriz böyle hayatları. Kendi hayatımıza, kendi derdimize sığınırız. Malum en iyi dert alışılmış derttir. Yeni derde ihtiyaç yoktur.
Çocukluğumuzda sokak oyunlarıyla gönlümüzü eğlendirirken olur da yağmur yağarsa bir tarafımız heyecanla coşar, bir tarafımız hüzünlenirdi. Çünkü yağmur demek evlere dönmek demekti. Hep bir ağızdan evli evine, köylü köyüne evi olmayan... O zamanlar evsizlik kavramı bize ne kadar yabancıydı. Herkesin sığındığı bir evi, sevdiği bir ailesi vardı. Ya çocukluğun saflığıydı bizi böyle düşündüren ya da zaman geçtikçe evi olmayan, köyü olmayan, ya da akrabası, ailesi olmayan insanlar arttı. Artık sokaklarda, evli evine diyen çocuk çığlıkları yok. Belki de evi olmayan insanların farkına vardı çocuklar, onun verdiği hüzünle söylenmez oldu bu tekerlemeler.
Sebebi ne olursa olsun evsiz olmak, evi olmamak, evde olmamak her ne derseniz deyin, çok zor bir durum. Evin dışında uzun bir vakit geçirdiğiniz zaman, koşarak güvenli çatınıza gidesiniz gelmez mi? Evlerimiz kalelerimiz, içinde kendimizi güvende hissederiz. Ancak kendini güvende hisseden insan hayatın başka alanlarında kendini ifade edebilir. Güven, insanın hayata devam edebilmesinin garantisi gibidir. En kontrolsüz anlarda yani uykuya dalarken insanın yeni güne zinde, mutlu, umutlu uyanacağından emin olması ne denli mühim. Evi olmayan, sokakları mesken edinen evsizler bu tedirginliğin, güvensizliğin acısını daha çok yaşarlar. Çünkü insanoğlunun elinde olan nimetin ancak hayatından çıktığı vakit kıymetini anlamaya yatkın bir fıtratı var.
Evsizliğin tarifi malumdur. İnsanın barınacağı, güvende ve sağlıklı yaşayabileceği bir alanının olmaması. Evsizler başka bir tanımda, "Uygun barınak, gelir ve toplumsal bağları olmayan bireyler" olarak tanımlanmıştır. (ABD Alkol Madde Kötüye Kullanımı ve Akıl Sağlığı Kurumu, 1983; Akt. Düşünen Adam Dergisi 1996 - 9 (4): 8-14.) Sokaklar, barakalar, banklar, bankamatikler evsiz insanların meskeni. Peki, neden bu insanlar dışarıda? Ve neden sayıları giderek artıyor? Neden bu kadar yalnızlaşıyoruz? Neden duyarsızlaşıyoruz? Neden bu manzaralar alışıldık hâle geldi?
Kültürümüzde evsizlik kavramı çok farklı algılanmaktadır. Kolay kolay evsiz kalınmaz bizim ülkemizde. Aileye verilen önem, akrabalık bağlarındaki yakınlık, yardımlaşma ve dinî motivasyonlarımız, bizim bu sosyal vakayla geç tanışmamızda en önemli koruyucu etkenler. Ancak kültürel değerlerimizden uzaklaşmamız ve bu değerlerin yerini modernizmle birlikte bireyci yaşam biçiminin yer alması bu süreci hızlandırmıştır. Üstelik toplumsal sorunlara çözüm olacak kadar güçlü sosyal değerlerin yok olması ve yerini kısmen telafi edecek kurumsallaşma sürecini yakalayamamış olmamız sorunun çözümünü zorlaştırmakta. Ekonomik koşulların zorluğu, bütçeye uygun barınma imkânlarının azlığı, işsizlik, aile ve toplumsal bağların olmayışı ve psikiyatrik rahatsızlıklar evsizliğin nedenleri gibi gözükse de özelde modernizmin, genelde toplumsal olarak kimliğimize yabancılaşmamızın bedelidir.
İnsanoğlunun hayatını devam ettirme isteği en temel ihtiyacıdır. Hayatımızı ve sevdiklerimizi korumak adına canımızı veririz. Evsiz insanların yaşadığı zorlukları düşününce başta tehlikelere açık olmaktan, sağlıksız yaşam koşullarına varana kadar mücadele etmeleri gereken ne çok sıkıntıları var. Dünya Sağlık Örgütünün tarifine göre sağlık; fiziksel, zihinsel, ruhsal ve sosyal iyilik hâlidir. Evsiz insanların sağlıksız koşullarda ve uygun olmayan hava şartlarında, hastalığa davetiye çıkaran ortamlarda fiziksel, ruhsal, zihinsel sağlıklarını korumaları hiç de mümkün gözükmüyor. Sağlıklı ve güvende yaşayan bir insan ancak kendi istek, hedef ve amaçlarına yönelebilirken, sürekli kendini maddi manevi tehditlere karşı savunma zorunda kalan evsiz insanlar âdeta tüm yaşam enerjilerini, yaşamlarını devam ettirebilme gayretine adamışlardır. Güvende uyumak, karınlarını doyurmak, onların en önemli kaygılarıdır. Eğer nasipli iseler esnafın, yardımseverlerin desteğiyle karınlarını doyururlar. Doyuramazlarsa tok uyumak için çöpler karışır, karıştırılır. Tüm bu yoksunluk hisleri, yaşamını sürdürmedeki zorluklar ve toplum tarafından gördükleri muamele yoğun bir strese neden olmakla birlikte, bu stres toplumda insanlara karşı öfkeye, güvensizliğe, şüpheciliğe dönüşerek evsizleri toplum için bir tehdit unsuruna dönüştürebilmektedir. Hayata, insanlara kızgın olabilirler ancak ağır psikotik hastaların ve madde bağımlılarının dışındaki evsizler başkalarına zarar vermezler. Evsizler toplumu, toplum evsizleri tehdit kabul ediyor. Evsizler böylece sosyal izolasyon, içe çekilme ve ilişki yoksunluğu nedeniyle toplumdan her geçen gün daha da soyutlanmış, soyutlandıkça daha çok tehditkar olarak algılanmışlardır
Çok katlı binalar, geniş caddeler, kalabalık yollar ve çokluğun içinde yalnızlaşan insanlar… Neden sokakta oldukları, neden yalnız oldukları artık umurlarında bile değil. Sanki canları daha fazla acımaz gibi hayata karşı umursamazlar. Bazıları kalelerimiz dediğimiz evlerinden kaçıp sığınmışlar sokaklara. Belki dayaktan, belki örselenmekten, belki birilerinden kaçmışlar. İnsanoğlunun öteki yüzüyle erken tanışmış çocuklar. Öyle olmalı çünkü sokak çocuklarının sayısı her geçen gün artmakta. Çocukken en güçlü benim babam dediğimiz babalarımız, hayran hayran baktığımız annelerimiz yaşlanınca işe yaramaz olmuşlar. Bir de hasta olunca kaldıramaz olmuş modern evlatlar… Devleşen anneler babalar küçülmüş, kaybolmuşlar sokaklarda. Öyle ya, iki oda bir salondan ibaret evlerde yatılı kalmak kolay değil. Binalar bile bu günün algısına göre tasarlanmış. Herkes kendi evine, evi olmayan sokaklara...
Evsizlerin büyük bir grubunu ağır ve kalıcı psikotik hastalar ve madde kullanan evsizler oluşturmaktadır. Bu kişileri rehabilite eden kurumların olmayışı, insanlara karşı saldırgan davranışlara ve suça meyletmelerine neden olmaktadır. Özellikle uçucu madde kullanan çocukların işledikleri cinayetler uzun süre konuşuldu ve bu çocukların sokaklardan nasıl kurtulacağına dair yazıldı çizildi... Ama yine de kalıcı bir çözüm üretilemedi.
Bir tarafta tek tuşla tüm işlerimizi halleden teknolojik gelişim, devleşen makineler, yükselen yaşam standartları, uçan otomobiller… Diğer tarafta küçülen, yalnızlaşan insanlar… İşe yaramama duygusu, kaybedilen yaşama sevinci, başarısızlık hissi, kendine ve çevresine güvensizlik, iş görememe ve hepsinden önemlisi sevgi yoksunluğu.
Evsiz insanların insanca yaşama hakkının devam etmesinde, fiziksel, ruhsal ve zihinsel sağlıklarının devamında ve sorunlarının çözümünde kurumsallaşmak en önemli çözüm noktası. Bu insanları şiddete, tecavüze, cinayete, saldırıya karşı koruyarak, toplum içinde rehabilite etmeli, ailesinden koparmadan, evlerinden kaçmadan; iş vererek, imkân sunarak topluma kazandırmalıyız…
Etrafımıza duyarlı olmalıyız. Komşumuza, akrabamıza… Ailesinden, akrabasından, çevresinden, komşusundan ilgi ve sevgi gören; destek alan insanlar hayatlarını sokaklara teslim etmezler. İnsani hassasiyetlerimize, kültürümüze yabancılaşmayalım. Toplum olarak gücümüzü tarihimizden, kültürümüzden, vicdanımızdan ve hepsinden önemlisi inancımızdan alabiliriz.