Makale

RAHMET ve Merhamet Çağrısı Olarak İSLÂM

RAHMET ve Merhamet Çağrısı Olarak İSLÂM
Prof. Dr. Ferhat Koca
Hitit Üniv. İlâhiyat Fak. Dekanı

Rahmet ve Merhamet Ne Demektir?
Rahmet, “incelik, kalp inceliği, iyilik ve ihsan etmeyi gerektirecek biçimde şefkat göstermek, cezayı hak edene ceza vermekten vazgeçmek” demektir. (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, İstanbul 1986, Kahraman Yayınları, s. 279; Muhammed A’lâ b. Ali et-Tehânevî, Keşşâfu Istılâhâti’l-fünûn, Beyrut ts., Dâru Sadr, II, 588)

Rahmet kelimesiyle aynı kökten türemiş olan merhamet de, “acıma duygusu, bu duygunun etkisiyle yapılan iyilik ve lütuf” anlamına gelir.

Bu tanımlardan, rahmet ve merhamet kelimelerinin, öncelikle “Allah’ın bütün yaratılmışlara yönelik lütuf ve ihsanları”, daha sonra da “insanlarda bulunan, onları hemcinslerinin ve diğer canlıların sıkıntıları karşısında duyarlı olmaya ve yardım etmeye sevk eden acıma duygusu” manalarına geldikleri söylenebilir. (Çağrıcı, “Merhamet”, DİA, XXIX, 184)

Rahmet ve merhamet, başta insanlar olmak üzere, bütün mahlûkatın iyiliğini isteyip onlara yardım ve ihsanda bulunma duygusudur. Bu duygu aynı zamanda adalet duygusunun da kaynaklarından birini oluşturur. Şu kadar var ki, adalet, birine lâyık olduğu bir hakkı; merhamet ise daha fazlasını vermektir. Suçluya hak ettiği cezayı vermek adalet; onu zavallı telâkki ederek affetmek ise merhamettir. Bu sebeple, rahmet ve merhamet göstermek, adaleti uygulamaktan daha zordur. (M. Yaşar Kandemir, Örneklerle İslâm Ahlâkı, İstanbul 1984, Nesil Yayınları, s. 159–160)

Rahmet ve merhamet, insanlar arasındaki duygu birliğinin, dayanışma ve paylaşmanın başta gelen amillerindendir. Evlât sevgisi, ana babaya saygı ve itaat, sıla-i rahim, yaşlılara, yoksullara, hastalara ve kimsesizlere yardım gibi erdemler merhamet duygusunun birer yansıması niteliğindedir. (Çağrıcı, a.g.e., XXIX, 184)

Rahmet ve Merhamet Çağrısı Olarak İslâm Dini
Özü, “barış, güven, emniyet ve Allah’a teslimiyet” olan İslâm, bütün insanlığı Rahman ve Rahîm olan Yüce Allah’ın varlık ve birliğini kabule ve ona ibadet etmeye çağırmakta; peygamberi olan Hz. Muhammed (s.a.s.)’i “âlemlere rahmet”, ilâhî kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i ise “rahmet kitabı” olarak nitelemekte, Müslümanları canlı ve cansız bütün varlıklara karşı rahmet, merhamet ve şefkatle muameleye davet etmekte ve insanlar arasında sevgi, rahmet ve merhamete dayalı bir ahlâk düzeni inşa etmeyi hedeflemektedir. Bu sebeple, İslâm dini, ceza ve tehditler içeren bir ceza külliyatı değil, tam anlamıyla bir rahmet ve merhamet çağrısıdır.

a. Yüce Mabut: Rahman ve Rahîm Olan Allah
İslâm dininin temelini tevhit akidesi oluşturur. Bu inanca göre, âlemlerin yaratıcısı ve terbiye edicisi, kendisinin hiçbir dengi bulunmayan, doğmamış ve doğrulmamış olan ve her türlü ibadete lâyık bulunan Yüce Allah’tır. (İhlâs, 1-4) İslâm inanç esaslarına göre, Yüce Allah’ın çeşitli güzel isimleri bulunmaktadır. (İsrâ, 110) Bunların başında Rahman ve Rahîm isimleri gelir. “O, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’tır. Gaybı da, görünen âlemi de bilendir. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir.” (Haşr, 22) “Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir.” (Kehf, 58)
Rahman, rahmetin en yüce derecesine sahip olan, sonsuz rahmet sahibi, mahlûkatının her türlü iyilik ve ihtiyaçlarını esirgemeden ihsan eden; yine aynı kökten gelen Rahîm ise, müminlere şefkat eden ve onlara her türlü iyilik ve ihsanda bulunan demektir.

Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti olan besmele (Neml, 30), Cenab-ı Hakk’ın Rahman ve Rahîm isimleriyle başlamaktadır. Kur’an-ı Kerim’de 57 ayette Rahman ismi kullanılırken, 115 yerde Rahîm ismi, “çok bağışlayıcı” anlamına gelen “Gafûr” ismi ile birlikte, dört ayette ise “Erhamü’r-râhimîn (merhametlilerin en merhametlisi)” tamlaması geçmektedir. Bu ayetlerde sürekli olarak Cenab-ı Hakk’ın çok bağışlayıcı ve merhamet edici olduğu vurgulanmaktadır. (örnek olarak bk. Bakara, 182, 192, 199, 218, 226; Âl-i İmrân, 31, 89, 129; Nisa, 16, 25)

Kur’an-ı Kerim’de daima “er-Rahmân” şeklinde geçen ve insanlar için kullanılmayan bu ilâhî isim gereği Cenab-ı Hak, dünyada insanların din ve inançlarına herhangi bir müdahalede bulunmadan, onların akıl ve iradelerini kullanmalarına fırsat verir ve O’nun rahmeti; inanan-inanmayan, âdil-zalim veya çalışkan-tembel gibi herhangi bir ayırım yapmadan yaratma, rızık verme, yararlarını celp ve zararlarını def etme yönlerinden bütün varlık ve insanlık âlemini kapsar. Yüce Allah, Rahîm sıfatının tecellisi olarak ise daha çok ahirette olmak üzere ve münhasıran müminler için iyilik ve ihsanda bulunur. Bu itibarla da Rahman’ın anlamı, Rahîm’in manasından daha geniş ve kapsamlıdır. (Muhammed A’lâ b. Ali et-Tehânevî, Keşşâfu Istılâhâti’l-fünûn, Beyrut ts., Dâru Sadr, II, 588)

Yukarıda zikredilen iki yüze yakın ayet-i kerimede belirtildiği üzere, İslâm dininin kabul ettiği Yüce Mabut, dünyada bütün insanlara sonsuz rahmet ve şefkat gösteren; ahirette ise hususen müminlere rahmet ve merhametiyle muamele edecek Rahman ve Rahîm olan rabbimizdir ve onun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. (A’râf, 156) O, karaların ve denizlerin karanlıkları içerisinde insanlığa yol bulduran ve rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen Yüce Allah’tır ve O’ndan başka tapılacak tanrı yoktur. (Neml, 63)

b. Peygamber: Âlemlere Rahmet Olan Hz. Muhammed (s.a.s.)
İslâm’ın peygamberi, peygamberler halkasının sonuncusu olan Hz. Muhammed’dir. (Ahzâb, 40) Yüce Allah, onu insanlara sıkıntı, zorluk ve meşakkat vermek için değil, bilâkis bütün âlemlere rahmet ve merhamet olarak göndermiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “(Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107) denmiştir. Merhum Ali Ulvi Kurucu, bu ayet-i kerime ışığında, Hz. Peygamber’i ne güzel vasfeylemiştir:

“Mahşerde nebiler bile senden meded ister,
“Rahmet” diyen âlemlere Rahman’dır Efendim!”
Hz. Peygamber pek çok keder ve sevinçlerle dolu tevhit mücadelesi sırasında, hiçbir an “rahmet” peygamberi olduğunu unutmamış ve karşılaştığı olumlu ve olumsuz bütün olaylara sevgi ve rahmet perspektifinden bakarak, model bir şahsiyet ortaya koymuştur. O, kahraman amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi’yi ve ciğerlerini ağzında çiğneyen Hind’i bağışlamış, Veda Hutbesi’nde ise bütün kan davalarını kaldırdığını ilân etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber’in bu mücadelesi anlatılırken, onun rahmet ve merhametine vurgu yapılarak şöyle denmiştir:

“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış.” (Âl-i İmrân, 159)

“Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Tevbe, 128)

“Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.” (Fetih, 29)

Yine Kur’an-ı Kerim’de onun tebliğ metodunun genel çerçevesi şu şekilde çizilmiştir: “(Rasûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!” (Nahl, 125)

Bizzat Hz. Peygamber Efendimiz de peygamber olarak gönderiliş gerekçesini şu şekilde açıklamıştır: “Allah beni zorlaştırıcı ve şaşırtıcı (muannit ve müteannit) olarak göndermedi. Ancak, muallim ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi.” (Müslim, “Talâk”, 29; Ahmed b. Hanbel, III, 328)
O, insanların şefkat ve merhametleri ile Yüce Allah’ın şefkat ve merhameti arasında ilişki kurarak şöyle demiştir: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” (Buhârî, “Tevhîd”, 2, “Edeb”, 18; Müslim, “Fezâil”, 66); “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” (Buhârî, “Edeb”, 18; Müslim, “Fez’ail”, 65, 66; Ebû Dâvud, “Edeb”, 145)

Hz. Peygamber Efendimiz, insanlara ve özellikle de küçük çocuklara karşı son derece şefkatli davranmıştır. Torunlarını namazda bile omzunda taşımış, zaman zaman onların ve diğer çocukların oyunlarına katılmıştır. (Buharî, “Edeb”, 81, 112; Müslim, “Edeb”, 30; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 69) Yıllarca onun hizmetinde bulunan Enes b. Mâlik şöyle demiştir: “Aile fertlerine karşı Allah’ın Rasûlü’nden (s.a.s.) daha şefkatlisini görmedim.” (Müslim, “Fezâil”, 63; Ahmed b. Hanbel, III, 112)

Bir eş, bir baba ve bir aile reisi olarak Hz. Peygamber, bu şefkatli davranışlarıyla ahlâk ve dinin özünde bulunan rahmet ve merhamet ilkelerini eylemleriyle yorumlamış olmaktadır. Bu durum ahlâkî ilkelerin yalnızca öğretilerek değil, aynı zamanda yaşanarak öğretilebileceğine işaret etmektedir.

Hz. Peygamber’in bu söz ve model davranışları, İslâm dininin insanlar arasında sevgi, şefkat ve merhamet bağını geliştirmek ve bir sevgi ve merhamet toplumu inşa etmek istediğini ortaya koymaktadır.

c. Kitap: Rahmet Kitabı Kur’an-ı Kerim
İslâm’ın temel kaynağı, tamamı ilâhî vahiyden ibaret olan Kur’an-ı Kerim’dir. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’i insanlar için basiret nuru ve inanan bir toplum için de “hidayet rehberi ve rahmet” olarak göndermiştir. (Neml, 77; Lokman, 3; Câsiye, 20) İçerisinde her şey için bir açıklama imkânı bulunan bu kitap, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjdedir. (Nahl, 89) O, müminler için şifa ve rahmet; zalimler için ise yalnızca zarar ve ziyanı artırıcıdır. (İsrâ, 82) Kur’an âlemlerin rabbi olan Yüce Allah’tan bir öğüt, gönüllere bir şifa ve müminler için de bir hidayet ve rahmettir. (Yunus, 57) Kur’an-ı Kerim’e uymak ve Allah’tan sakınmak, Allah’ın merhametine nail olmak için en önemli bir vesiledir. (Enâm, 155)

Bütün bu ayet-i kerimeler, Kur’an-ı Kerim’in insanlar için bir tehdit değil, bir hidayet rehberi ve özelikle de müminler için bir rahmet ve müjde kitabı olduğunu göstermektedir.

d. Amaç: Rahmet ve Merhamet Ahlâkı
Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Peygamber’in mübarek sözleri ile örnek hayatına istikrâî (tümel, makro) bir bakışla bakıldığı zaman İslâm dininin insanlar, hayvanlar, bitkiler velhasıl bütün canlı ve cansız varlıklarla ilişkilerde rahmet, merhamet ve şefkati emir ve tavsiye ettiği ve böylece, insanlar arasında bir “rahmet ve merhamet ahlâkı” oluşturmayı hedeflediği anlaşılır.

Ana-baba ve büyüklere saygı ve itaat, sıla-i rahim, yaşlılara, yoksullara, hastalara, bakıma muhtaç engellilere, dul ve yetimlere, kimsesizlere, yolda kalmışlara yardım; hayvanlara karşı şefkatle muamele, tabiat ve çevreyi hor kullanmama gibi konularda ortaya konan pek çok dinî emir ve tavsiye, İslâm’ın “rahmet ve merhamet ahlâkı”nın temel parçalarını meydana getirmektedir. Bu konularla ilgili bazı dinî naslar şunlardır:

“Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar ahiret mutluluğuna erenlerdir.” (Beled, 17-18)

“Onları (ana babaları) esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!’ diyerek dua et.” (İsrâ, 24)

“O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Âl-i İmrân, 134)

“(Resulüm!) De ki: Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.” (Müminûn, 118)
“Birbirini sevmede, birbirine acımada ve birbirine şefkat göstermede müminler bir vücut gibidirler. Vücudun bir uzvu rahatsız olunca; diğer uzuvları da ona ortak olur.” (Buharî, “Edeb” 27; Müslim, “Birr” 66; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 270)
“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizi, “Birr”, 15)

“Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere -bütün canlılara- merhamet edin ki, göktekiler de -Allah ve melekler- size merhamet etsin.” (Ebu Davud, “Edeb”, 58)

“Güçsüzlere merhamet edenlere Rahman olan Allah da merhamet eder.” (Ebû Davûd, “Edeb”, 58; Tirmizî, “Birr”, 16)

“Allah insanlardan ancak merhametli olanları bağışlar.” (Buhârî, “Cenâiz”, 32, “Eymân”, 9, “Tevhîd”, 25; Müslim, “Cenâiz”, 9, 11; Ebû Dâvud, “Cenâiz”, 24)

Hz. Peygamber Efendimiz, kendisine “Ey Allah’ın Rasulü! Siz çocuklarınızı öper misiniz, biz çocuklarımızı öpmeyiz” diyen bir bedeviye karşı, “Allah senin gönlünden şefkat ve merhameti çekip çıkarmışsa ben ne yapabilirim?” buyurmuştur. (Buharî, “Edeb”, 18; Müslim, “Fezâil”, 64; İbn Mâce, “Edeb”, 3)

İnsanların hemcinslerine ve diğer canlı ve cansız varlıklara karşı şefkat ve merhametle davranmalarını tavsiye eden bu ayet ve hadisler, İslâm’ın bir sevgi ve rahmet ahlâkı ve bir merhamet medeniyeti tasarımına sahip olduğunu göstermektedir.

Rahmet ve Merhamet Bestesi
İnsanlığın huzur ve saadeti için bazen karşılıklı hak ve hukukun ifa edilmesi ve çeşitli rasyonel plân ve normların ortaya konulması yeterli olmayabilir ve böyle durumlarda daha çok sosyal, daha derin vicdanî ve manevî katkılara ihtiyaç duyulabilir.

Rahmet ve merhamet, âlemlerin rabbi olan Yüce Allah’ın en önemli vasıflarından biridir ve ne mutlu bize ki, bu sıfatlar insanoğluna da lütfedilmiştir. “Şüphesiz acıma, merhamet duygusu Rahmân’dan bir cüzdür.” (Buharî, “Edeb”, 13; Tirmizî, “Birr”, 16)

Varlık âlemi Rahman ve Rahîm olan Yüce Allah’ın rahmet ve merhameti ile var olmuş ve yine onun sonsuz rahmet ve merhametiyle varlığını devam ettirmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Eğer dünyada ve ahirette Allah’ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi.” (Nûr, 14); “Allah’ın lütuf ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı, hâliniz nice olurdu?” (Nûr, 20), “Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı.” (Nûr, 21) buyrulmuştur.

Müslümanlar olarak mutlu ve huzurlu bir dünya hayatı yaşamak istiyor isek, beşerî varlığımızda mündemiç bulunan bu ilâhî rahmet ve merhametle davranmalı, canlı ve cansız bütün varlıklarla ilişkilerimizi bir “merhamet bestesi” haline dönüştürmeliyiz. Üstat Necip Fazıl Kısakürek bu gerçeği ve ihtiyacı Reis Bey’in ağzından şu destansı ifadelerle dile getirmiştir:

“Rahmet… Âlem bu temel üzerinde… Eğer toprağa, tohuma, hatta kire, lekeye merhamet olmasaydı, su olur muydu? Rengi merhamet, sesi merhamet, pırıltılı, şırıltılı su… Ne duruyorsunuz? Sökün sahte su borularını, ev ev merhamet şebekesini kurun! Tepelerinizdeki çatıları da yıkın, göklerle temasa geçin! O zaman göreceksiniz ki, acı su borularından kendi kendisine tatlı su akacak ve başlar üstünde güneşe yol veren kubbeler yükselecek…”

“Merhamet bestesi… Ah bu besteyi bir tutturabilsek, yakan bir şarkı halinde gırtlak yivlerine bir kazıyabilsek! Benim istediğim, güneşin merkezindeki merhamet… Kuzuları da, yılanları da ısıtan merhamet…”

“Merhamet, hiçbir şeyin kendisi değil, su gibi, toprak gibi, hava, ateş gibi her şeyin temeli… Onu getirin, kuracağı iklimde, iyinin ölü bitkileri dirilsin, kötünün de diri bitkileri ölsün…” (Necip Fazıl Kısakürek, Reis Bey, İstanbul 1964, Ötüken Yayınevi, s. 83)

Sözlerime şu ayet-i kerimelerle son vermek istiyorum:
“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer, 53)
“Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru!” (Gâfir, 7)

“Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâ’mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara, 286)

“Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (A’râf, 23)

Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın.” (A’râf, 155)