Makale

İslam Düşünce Dünyasında Kadınlar

İslam Düşünce Dünyasında Kadınlar

Dr. Hilal Görgün

Allah Teala, insanı bir erkek ve dişiden yaratmış ve onlara bu dünyada rehberlik yapacak kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Hz. Âdem’e isimleri öğreten Yaratıcımız, insana demiri işlemeyi öğretmiş ve böylece insan “tesadüfen” değil, bir “öğrenmenin” neticesinde bir “dünya inşası”na başlamıştır. Yani bugün yaşadığımız zaman diliminde insanlığın istifade ettiği sosyal ve fenni bilimlerin ortaya çıkışı ve gelişmesi hiç şüphesiz ki sadece tek bir toplumun veya cinsin değil, çeşitli şekillerde ilahî hidayete ittiba eden ortak bir insan aklının eseridir.
Her şeyden önce ilim, akil baliğ olmuş kadın erkek bütün Müslümanlara farz kılınmış bir husustur. Müslümanların davranışlarını farz, vacip, müstahap, mübah, mekruh ve haram olarak tasnif eden İslam âlimleri, ilimleri de farz-ı ayın ve farz-ı kifaye olmak üzere iki kategoride ele alırlar. Müslümanın günlük hayatını devam ettirebilecek kadar dinî konularda bilgi sahibi olması, en asgari bilmesi gereken hususlardan biri olarak kabul edilmiş ve küçüklüğünden itibaren çocuklara bunların bilgisi verilmiştir. Kabiliyet ve imkânları ölçüsünde farklı ilim dallarında uzmanlaşmak isteyen gençler de desteklenmiştir. Eski dönemlerdeki seyahat ve ev dışında yaşam şartları göz önüne alındığında, kadınların bu konuda imkânlarının daha kısıtlı olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Buna rağmen Müslüman hanımlar, Peygamber Efendimiz zamanından itibaren ilim ve irfan hayatının içinde olmuş; bu konuda bütün imkânları kullanmaya çalışmışlardır. Sahabe, tabiin, tebei tabiin ve sonraki dönemlerde de alanında uzmanlaşmış sayısız kadın âlim bilinmektedir. Kadın muhaddisler konusunda araştırma yapmış olan M. Ekrem Nedvi, kırk cildi aşacak tarzda hazırladığı ansiklopedik bir çalışmasında sadece hadis alanında 8000’den fazla kadın muhaddisin ismini tespit etmiştir. Bunlardan pek çoğu sadece hadis rivayet etmekle kalmamış, çok sayıda talebeye de ders vermişlerdir.
Müslüman kadınların ilim hayatına yaptıkları katkılardan bazı örnekler vererek, asırlar boyunca kadınların hayatın bütün alanlarında olduğu gibi, bu alanda da hep etkin olduklarını açıkça göstermek mümkündür. Müslüman hanımlar tarih boyunca başta hadis, fıkıh, tasavvuf olmak üzere pek çok ilim alanında ders verip talebe yetiştirecek kadar ilim hayatının içinde olmuşlardır. Şunu ifade etmek gerekir ki, kadınlar başından itibaren ilim ve fikir hayatının aktif parçası idiler. Nitekim Peygamber Efendimizin evi Müslümanlar açısından ilk ilim yuvası, ilk talebeler de evin içindeki hanımlar ve çocuklardır. Hz. Hatice annemiz Peygamberimizin risaletine ilk iman eden insan olma şerefine ermiş ve ömrü boyunca maddi manevi Peygamberimizin en büyük destekleyicisi olmuştur.
Peygamberimiz hayattayken hanımlarla ilgili meseleler başta olmak üzere, çeşitli konularda eşlerinin fikrini alır ve ona göre Müslümanlara tavsiyelerde bulunurdu. Onun ahirete irtihalinden sonra da hanımları müminlerin anneleri olarak Müslümanların çeşitli konularda başvurdukları ilk kaynaklardan birisi olmuşlardır. Sahabe ve daha sonraki âlimler de, kadın erkek ayrımı gözetmeksizin hepsinde aynı şartları arayarak ravilerin rivayetlerini kabul etmişlerdir. Peygamberimizin rahle-i tedrisinden geçen Hz. Aişe; Ebu Hüreyre, Abdulah b. Ömer ve Enes b. Malik’ten sonra en çok hadis rivayet eden dördüncü sahabi olma özelliğine sahiptir. 2200’den fazla hadis rivayet ederek, binden fazla hadis rivayet eden ve “müksirûn” diye adlandırılan yedi sahabi arasında yer alır. Hadis rivayetinde takip ettiği metotla bazı sahabilerin rivayetlerini eleştiriye tabi tutarak hadis ilminin gelişmesinde öncülük etmiştir. Ayrıca geniş fıkıh bilgisiyle Kur’an-ı Kerim’i ve sünnet-i seniyyeyi en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin başında yer alır. Arapçası, şiir ve edebiyatı çok güçlü olan Hz. Aişe, tarih ve ensab ilmini bu alanların uzmanı olan babası Hz. Ebu Bekir’den öğrenmiştir. Tefsir ilminde derinleşen Hz. Aişe; ayetlerin nüzul sebeplerini, delaletlerini, tahlil ve değerlendirmelerini ayetlerden nasıl ahkâm çıkarılacağını çok iyi bilirdi. İçtihat ve fetvalarıyla ilmen fakih ve müçtehit seviyesine çıkan Hz. Aişe, Müslümanların miras meselelerinin çözümünde de büyük bir rol oynamış, feraiz ilminin temellerinin atılmasında etkili olmuştur. Tabiin devrinin âlimleri kendisiyle ilmî istişarelerde bulunurlardı. Ayrıca vefat ve fetihler gibi sebeplerden dolayı Medine’de çok az sahabenin kalmış olması nedeniyle, Hz. Aişe sayesinde Medine-i Münevvere ilim merkezi olarak kalmaya devam etmiş ve onun öncülüğünde İslam ilim dallarının temelleri atılmış, hadis ve fıkıh alanlarında Medine ekolü teşekkül etmiştir.
Peygamberimizin eşleri arasında en son vefat eden ve Hz. Aişe’den sonra en çok hadis rivayet eden Ümmü Seleme de “ashabü’l-miîn” (200 ile 1000 arasında rivayet eden on sahabi) arasına girmiştir. Onun ilme merakı sayesinde kadınlarla ilgili pek çok mesele vuzuha kavuşmuştur. Müçtehit sahabiler arasında yer alan Ümmü Seleme, uzun bir hayat sürdüğü için daha sonraki yıllarda Müslümanların çeşitli meselelerini halletmiş, gerek kendi gerekse sonraki dönemdeki müminler için yol gösterici olmuştur.
Sükeyne bint Hüseyin (ö. 735); Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’in kızı olan Sükeyne başta Kerbela hadisesi olmak üzere çok önemli olaylara şahitlik yapmış, evini şair ve ilim erbabına açmış müstesna hanımlardan birisidir. Dönemin meşhur şairleri onun şiir bilgisine güvenir ve şiirlerini ona okuyarak eleştirilerini alırlardı.
Seyyide Nefise (ö. 824); Hz. Hasan’ın torunu olan Seyyide Nefise, eşiyle birlikte Kahire’ye gitmiş ve ölünceye kadar burada yaşamıştır. Buradaki evi büyük bir ziyaretçi akınına uğrayan Seyyide Nefise tefsir, hadis ve tasavvuf alanında büyük bir birikime sahipti. Kendisini ziyaret edenlerin başında Bişr el-Hafi, Ahmed b. Hanbel ve İmam Şafii gibi mutasavvıf ve âlimler bulunmaktadır. İmam Şafii kendisinden hadis öğrenmiştir.
Peygamberimizin eşleri ve onun soyundan gelen hanımların dışında tarih boyunca pek çok hanım çeşitli ilim dallarında tebarüz etmişler, talebeler yetiştirmişlerdir. Mesela ünlü hadis âlimi ve hafızı İbn Hacer el-Askalani’nin (ö. 1449) kendisinden istifade ettiği 628 hocasından ellibeşi kadındır. Bunlar arasında Fatıma et-Tenuhiyye ile Fatıma el-Makdisiyye gibi isimler zikredilebilir. İslam tarihi boyunca ismini burada zikredemeyeceğimiz kadar çok sayıda kadın; kültür, sanat ve çeşitli ilim dallarında kendilerini yetiştirmiş ve İslam medeniyetinin ortaya çıkışında etkin bir rol üstlenmişlerdir.
Kadınların ismi niçin fazla bilinmiyor?
Peki, İslam tarihi boyunca Müslüman kadınların pek çok alanda var olmalarına ve haklarında ciltler dolusu kitaplar yazılabilmesine rağmen isimleri niçin pek bilinmez? Bunun gerekçesi yine İslam toplumunun kendi yapısıyla ve ahlak anlayışıyla açıklanabilir. Her ne kadar tanınmak, meşhur olmak, şöhret, “isim yapmak”, “ismin markalaşması” vs. modern zamanların yükselen bir değeri olsa da bu durum tarih boyunca İslam büyüklerinin sürekli kaçındıkları bir durumdur. İyi ve güzel bir iş yapıldığı zaman bunun gizli kalması, takdirin Allah’tan beklenmesi İslam ahlakının en büyük şiarlarındandır. Büyük şairler ve sanatkârlar en büyük sanatkârın karşısında isimlerinin yazılmasından teeddüb ederek genellikle mahlas kullanmayı tercih etmişlerdir. Bunlar arasında ne kadarının kadın ne kadarının erkek olduğunu tespit etmek günümüzde çok zordur. Buna ilaveten mahrem-namahrem ayrımı gözeten kadınların bu konuda daha hassas olduklarını tahmin etmek de çok zor değildir.