Makale

İkbal'e Göre Sanat Felsefesi

Yazar: Razi Hakim Çev: Doç. Dr. Metin Yasa Dr. Dursun Ali Türkmen
O.M.Ü. İlahiyat Fak. O.M.Ü. İlahiyat Fak.

İkbal’e göre
Sanat felsefesi

Şair Muhammed İkbal, Siyalkut kentinde doğdu. İkbal çocukluğunda ilk eğitimini babasmdan aldı. Daha sonra, Siyalkut’taki Scotch Mission College’e kaydoldu ve buradan üstün bir dereceyle diploma almaya hak kazandı. Lahor Oriental Studies’de tarih ve felsefe okumayı tercih ederek, fakülte eğitimini Lahor’da tamamladı. İkbal, 1905’te Cambiridge’e, Heidelberg’e sonra da Münih’e gitti, böylece de Doktora yapma imkânı buldu. 1908’te "İran’da Akli Düşüncenin Gelişimi" isimli teziyle Doktorasını tamamladı. 1908’te yurduna döndükten sonra avukatlık ve şiir yazmakla meşgul oldu. İkbal’in sanata ilişkin felsefesini anlamak için, onun genel felsefesinin kimi yönlerini bilmemiz gerekir. Çünkü, Ikbal’in sanata ilişkin felsefesini diğer düşüncelerinden soyutlayarak anlama gücüne sahip değiliz.
Öz’ün felsefesi...
Ikbal’in felsefesi (öz) üzerine kurulur. Ona göre, insanın dinsel ve etik amacı, özü yadsımak değil, kanıtlamaktır ve insan, anılan amaca kendi özünü gerçekleştirdiği oranda yaklaşır. İnsanın bireyselliği Yaratıcı’dan uzaklaştığı ölçüde azalır.
Öz’ün gücü, engellere karşı koyup, onları yenmede ve bertaraf etmede kendini gösterir. Öz, yoluna çıkan tüm engelleri aştığında özgürlük mertebesine ulaşır; böylece de hakkında öncelikli söz edebilme imkânına kavuşur.
İkbal’in, özü idrak etmeye, güçlendirmeye, verimli işe ve kesintisiz çalışmaya ilişkin çağrısı buradan kaynaklanır. İşte, özü güçlendirmenin ve amacına ulaştırmanın biricik yolu budur.
Öz, İkbal’in dediği gibi, sevgi ve aşkla güçlenir. Öz diye isimlendirilen ışık noktası, kuşkusuz, toprağımızın altındaki hayat kıvılcımı rolündedir. Hayat veren kıvılcım, sevgiyle daha çok güçlenir, daha çok hayat bulur, daha çok parlaklık kazanır ve etrafa daha çok ışık saçar. Öyleyse, hayat veren kıvılcımın cevherini sevgi ateşler.
İkbal, öz ile öze güç veren ve özü iyi iş yapmaya iten güzel sanatı birleştirir, bunları ayrı ayrı görmez. Çünkü, iyilik, özü güçlendirir, geliştirir ve yetkinleştirir; kötülük ise özü zayıflatır ve eksiltir. Öyleyse çirkin sanat, özü güçlendirmeyip, zayıflatan sanattır; belki de, Muhammed İkbal, bu nedenle bu tür bir sanata karşı çıkmıştır.
Sanat nedir?
İkbal, sanatı tanımlamayı ve anlamayı ele alırken İslâmî bir bakış açısından hareket eder. Ona göre sanat, insanın kalbi ve ruhuyla ilintilidir; dahası, sanat, insanı Yüce Allah’a götürür. Böylece gerçek sanatçı kendini yücelten biri olmuş olur. Ikbal’in, sanat ile hayatı birleştirmesi ve böylece sanatı bizzat amaç edinen ’sanat, sanat içindir’ görüşünü yadsıması hayret edilecek bir durum değildir. Ikbal’e göre sanat, bizatihi var olamaz; sanatın amacı hayattır.
İnsanın ve sanatın ölümsüzleşmesi, kendilerindeki güçle, özgürlükle ve zayıf hayatı güçlendirerek, güçlü hayatı daha da güçlü yaparak hayata güzelce yön veren etkiyle mümkün olur.
Sen Güneş’in altında kıvılcım gibi hareketlisin
Bilmiyorsun. Konumları nedir varlığın?
Sanatında yok yapıt Öz’e ilişik.
Betimine, şiirine, marşına. Yazık!
Sanatın, izini hayata nakşetmesi kaçınılmazdır. Eğer bunu yapmamışsa, ne kıymeti var! O, sanat olarak anmaya değer mi? Tabii ki değmez...
Sanat kesinlikle taklitsiz olmalı
İkbal, sanata ilişkin taklitsizlik kuramını, ’sanat özgündür, taklit değildir; çünkü sanat, yeni olan bir şeyi ortaya koyar ve ona ansızın varlık verir, kişi onu ilk kez görüyormuş gibi olur’ sözleriyle vurgular.
Sanatın, doğada, sanatçının etkinliği sonucu ortaya çıkması gerekir... Kimi eleştirmenlerin haklı olarak dile getirdiği gibi, sanat insanın iliştiği bir özdür.
Özselliğin ya da doğaya kendini nakşeden ve eşya üzerinde etkilerini bırakan özün önemi işte burada ortaya çıkar...
Gerçek sanatçı, taklitçi değil, özgün kabul edilir. O, devamlı olarak, gönlündeki yetkinliğin ve güzelliğe olan aşkın neşesiyle hareket eder ve bu ikisinin özünde ve çevresinde kalıcı en güzel örnek olması için çabalar. Onun görevi, hayata mesaj vermek, sevgiyi ve ümidi uyanık tutmaktır.
İkbal, anılan görüşü destekler mahiyette şöyle der: "İnsan, taklitçi değil, özgündür; av değil, avcıdır." "İşte o, doğaya katkı sağlayan ve gizemlerini gözlerimizin önüne seren sanatçıdır."
Sanatta vicdan...
İkbal, akla gereken önemi verse de, yine de sanatın bir vicdan işi olduğunu söyleyenler arasında sayılır. Sanatın vicdan işi olduğunu söyleme nedenine gelince: Akıl, tanrısal aşk ve vicdan ile bütünleşmediği müddetçe, tek başına ne bir özgün eser gerçekleştirebilir, ne de bir anlam taşır. Çünkü akıl, çok kuşkucu ve az yetkilidir. Kuşku ve acı aklı oyalarken, aşkın, hayat kafilesiyle bulutlara yükseldiğini görürüz.
Bu, İkbal’in, sanatta aklın önemini göz ardı ettiği ya da yadsıdığı anlamına gelmez asla...
Her ikisi de varış noktasına hızla ilerler
Her ikisi de kafilede lider
Yönetir akıl maharetle
Savunur aşk metanetle...
Öyleyse önemli olan, aklın, kalple olması için, zevkin ateşiyle dost olmasıdır. Ne var ki, kalp, bilinç ateşini yitirirse, toprağı işleyemez, sanat üretemez.
Güzelliğin kaynakları...
Güzelliğin özü nedir? Nereden kaynaklanmaktadır? ikbal, bir yandan, güzelliğin, görünen manzaralarda ve sevilen suretlerde değil, onu hisseden gözde olduğu, diğer yandan, güzellik ve aşk olgularının, hayatın fiziksel görünümlerinden uzak olduğu oranda, iç bilinçle değişmez bir ilişkisi içinde olduğu hususlarını vurgular.
İkbal, sanatı, sanatsal güzelliği idrak eden ve onu kuşatan öze indirger. Bu öz, diğer özlerden ayrıdır. Böyle düşünmesine gelince: O, güzelliğin en büyük özelliğinin değişme ve yok olma olduğuna inanır. Bu, başta güzel ve hoş görünüp, bir süre sonra, güzellik ve hoşluktan izi kalmayana benzer. Sanatçının yaptığı iş şudur: Önce hayali bir şekil tasarımlar, özünde, kendini betimler, sonra da onu hayalinde çizdiği benzer şekiller doğrultusunda somutlaştırır.
İkbal’e göre, güzel sanat, değişen âlemin bağlarından kurtulup, ölümsüzlüğün incilerine katılan öz gibi sanatçının özünü betimleyen sanattır.
Sanatın amacı
İkbal’e göre sanatın amacı hayattır. Kastedilen hayat, güç ve yetkinliğiyle var olan hayattır. Sanatın, anılan hayatı betimlemekle yetinmeyip, aksine ona etki etmesi kaçınılmazdır.
Sanat, hayatın kesintiye uğramayan sonsuz parıltısını betimlemek zorundadır. Sönük bir kıvılcım çıkarıp kısa süre sonra sönen sanat değersizdir. Toplumların hayatı, sanatlarında gösterecekleri özgünlükle süreklilik kazanır... Öyleyse, kendisinde özgünlük bulunmayan sanat köksüzdür, devamdan yoksundur.
Şiirde örnek verilen sabah rüzgarı, musikiden yayılan nağme, bahçenin güllerini soldurur, donuklaştırır. Bu nasıl rüzgardır? Sanatçının, oluş sırlarına ve eşyanın hakikatine bakışı çığır açmıyorsa, böyle bir sanatın ne önemi ne de değeri vardır.
Sanatın amacı; insanı Allah’ın koyduğu ahlâkla ahlâklandırmak, sonra da onunla yeryüzündeki süregelen tecellisini sağlamaktır, ikbal, bu hususu değişik sanat türlerinden örnekler vererek vurgular ve bunun nasıl gerçekleşeceğini açıklar.
Sanatın amacı, özü güçlendirmektir. Sanat, doğayı taklit etmeyen ve başkası tarafından da taklit edilmeyen güçlü bir özden kaynaklanır. Bu öz, sanatı kendi kanı ve nabzı ile şekillendirir ve o sanatla hayatı etkiler.