Makale

Hz. Peygamber'in ilk eşi Hz. Hatice (r.anha)


Doç. Dr. Adem Apak
Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.
Hz. Peygamber’in ilk eşi

Hz. Hatice (r.anha) miladi 556 yılında Mekke’de doğdu. Babası Kureyş’in Esedoğulları kabilesinden Huveylid, annesi ise yine Kureyş’e mensup Âmiroğulları’ndan Fatıma bint Zaide b. Cündeb’dir. Üstün iffeti sebebiyle İslam’dan önce “Tâhire” lakabıyla tanınmış, daha sonra Allah Rasulü (s.a.s.)’nün en büyük hanımı olması hasebiyle “Kübra” olarak künyelenmiştir.

Kureyş kabilesi mensuplarının büyük çoğunluğu gibi ticaretle uğraşan, kumaş ve tahıl ticareti yapan Ebu Talib’e yardım etmek suretiyle bu mesleğe başlayan Hz. Muhammed (s.a.s.), bu amaçla Hubaşe panayırına, bir veya iki defa Yemen’e, ayrıca Doğu Arabistan’daki Muşakkar ve Deba panayırlarına ve Habeşistan’a ticari seyahatler gerçekleştirmiştir. Alış-veriş merkezlerini dolaşmak suretiyle bir taraftan ticarette tecrübe kazanmış, diğer taraftan da Arabistan’ın çeşitli yerlerinde yaşayan insanları yakından tanıma, onların dil ve lehçelerini, dinî, siyasi ve içtimai durumlarını öğrenme imkânını elde etmiştir. Allah Rasulü (s.a.s.) 25 yaşına geldiği sırada, maddi durumu bozulan amcası Ebu Talip, Mekke’nin tanınmış tüccarlarından Hz. Hatice (r.anha)’ye müracaat ederek ona fiam’a gidecek kervanında yeğeni Hz. Muhammed (s.a.s.)’i de dâhil etmesi talebinde bulundu. Hz. Hatice (r.anha) doğru sözlü, güvenilir ve güzel ahlaklı oluşu sebebiyle bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.)’e ticari işbirliği teklif etmiş, kabul etmesi durumunda kendisine iki kat ücret vereceğini vaat etmiştir. Bunun üzerine Rasul-i Ekrem (s.a.s.) Hatice (r.anha)’nin yardımcısı Meysere ile birlikte Suriye tarafına hareket etmiş, burada yapılan alış-verişin ardından beklenilenin üzerinde bir kârla geri dönmüştür.

Gerçekleştirilen seferin sonucundan ziyadesiyle memnun kalan Hz. Hatice (r.anha), Meysere’nin de Hz. Muhammed (s.a.s.) hakkında naklettiği müspet izlenimlerini aldıktan sonra onunla evlenmeye karar verdi. Bizzat kendisi veya Nefîse bint. Münye adlı bir kadın aracılığıyla ona evlilik teklifinde bulundu. Allah Rasulü (s.a.s.) amcalarıyla yaptığı istişarelerden sonra amcası Amr b. Esed’den Hz. Hatice’nin istenmesine karar verildi. İlk görüşmelerin ardından nikâhın gerçekleşmesiyle Hz. Muhammed (s.a.s.) Ebu Talib’in evinden eşinin yanına taşındı.

Kaynaklarımızın bildirdiğine göre Esedoğulları’ndan Huveylid’in kızı olan Hatice (r.anha), Hz. Peygamber (s.a.s.)’den önce ilk olarak Ebu Hâle ile evlenmişti. Bu evlilikten, Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’in şemailine dair rivayetiyle tanınan ve onun terbiyesinde yetişen Hind adlı oğlu dünyaya geldi. Hz. Hatice’nin (r.anha) Ebu Hale’den bir de kızı olduğu söylenmektedir. İlk eşinin ölümünden sonra da Atîk b. Âbid ile evlenen Hz. Hatice, bu izdivaçtan Hind adında bir kız dünyaya getirdi.

İkinci eşinin ölümünden sonra bir kez daha dul kalan Hz. Hatice (r.anha), zenginliği yanında, akıllı, zeki, namuslu ve güzel oluşu sebebiyle pek çok kişinin evlenmek istediği bir kadın olarak teklifler almış, bütün talepleri geri çevirmiş, ancak Hz. Muhammed (s.a.s.) ile evlenmeyi bizzat kendisi isteyerek ona eş olmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Hz. Hatice (r.anha) validemizle evlendiği sırada yirmi beş yaşında olduğu rivayeti ağırlık kazanmakla birlikte, Hatice (r.anha)’nin yaşıyla ilgili kaynaklarda farklı bilgiler vardır. Genel kanaat, Hatice (r.anha)’nin evlendiğinde kırk yaşında olduğu şeklindedir. Ancak evliliği esnasında onun daha genç yaşlarda bulunduğu da zikredilir. Siyer müelliflerinden İbn Sa’d’ın, Hatice (r.anha)’nin yirmi sekiz yaşında olduğu yolundaki rivayeti, bu evlilikten yedi çocuğun dünyaya gelmiş olması dikkate alındığında daha isabetli görünür.

Hz. Muhammed (s.a.s.) ile Hz. Hatice (r.anha)’nin evliliklerinin ilk meyvesi oğulları Kâsım olup, daha iki yaşında iken vefat etmiştir. Nitekim Rasul-i Ekrem (s.a.s.) bu sebeple Ebu’l-Kasım olarak künyelenmiştir. Kasım’dan sonra sırasıyla Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsum ve Fatıma adında kızları; Tahir ve Tayyib (Abdullah) isimlerini verdiği oğulları dünyaya gelmiştir. Tayyib ile Tahir’in iki ayrı çocuk değil, Abdullah isimli oğlunun lakapları olduğu da rivayet edilir. Allah Rasulü (s.a.s.)’nün Hz. Hatice (r.anha)’den doğan bütün erkek çocukları İslam öncesi dönemde vefat etmişler, hayatta kalan kızları ise Müslüman olup Medine’ye hicret etmişlerdir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) peygamberlik görevini üstlenmesinin birkaç yıl öncesinden itibaren özellikle yılın ramazan aylarında Hira dağındaki bir mağarada mistik bir hayat yaşamaya başladı. 40 yaşına ulaştığında, Hira’da bulunduğu 610 yılı Ramazan ayının 27. gecesinde, vahiy meleği Cebrail (a.s.) gelerek kendisine Allah’ın “oku” emrini ulaştırdı. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu isteğe, “Ben okuma bilmem.” cevabını verdi. Bu diyalog aynı şekilde tekrarlandıktan sonra Cebrail en sonunda ona Alâk suresinin ilk beş ayetini okumaya başladı:

“Oku, yaratan Rabbinin adıyla. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O Rabb ki, yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini de o öğretti.” (Alâk, 1-5.) Rasul-i Ekrem (s.a.s.) bu hadise üzerine korku ve heyecanla Hira’yı terk ederek evine koştu. Eşi Hz. Hatice (r.anha)’den üstünün örtülmesini istedi. Bir süre sakinleştikten sonra kalktı ve başından geçenleri eşine anlattı. Hz. Hatice (r.anha) bunların kötü bir şey olamayacağını, zira onun akrabayı gözeten, ihtiyaç sahiplerine yardım eden ve misafirlere ikramda bulunan bir kişi olduğunu söyleyerek onu teselli etti. Gerçekten de Hz. Hatice (r.anha)’nin Rasulüllah (s.a.s.)’ın hayatındaki en önemli rollerinden biri, peygamberlik geldiği zaman kendisine herkesten önce iman etmesi ve onu bütün varlığı ile desteklemesidir. Hz. Hatice (r.anha) daha sonra Rasulüllah (s.a.s.)’ı amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’e götürerek olanları bir de ona anlatmasını söyledi. Varaka, Mekke’de Tevrat ve İncil’i okumuş, geçmişe ait bilgilerden haberdar bir kişi olarak tanınıyordu. Allah Rasulü (s.a.s.)’nü dinledikten sonra kendisine gelenin bütün peygamberlere ilahî emirleri ulaştıran vahiy meleği Cebrail olduğunu söyleyerek onun peygamberliğini müjdeledi.

Allah Rasulü (s.a.s.) ilk vahyi almasından sonra nazil olan, “Ey elbisesine bürünen peygamber, kalk ve korkut. Rabbini yücelt, elbiseni temiz tut, azaba sebep olan şeyleri terkte sebat et.” (Müddessir, 1-5.) ayetiyle birlikte artık ilahî tebliğin insanlara ulaştırılma zamanının geldiğini anladı. Bunun üzerine başta eşi olmak üzere ailesini risaletini tasdike çağırdı. Gizli şekilde devam eden bu davetin yaklaşık üç-dört yıl sürdüğü rivayet edilir. Bu sürecin başlangıcında ilk önce Hz. Peygamber (s.a.s.)’in eşi Hz. Hatice (r.anha) Müslüman oldu. Hz. Hatice (r.anha), bu andan itibaren müşriklerin zulmü ve haksızlığı karşısında Rasulüllah (s.a.s.)’ı hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Mekkeli müşrikler fii’bü Ebi Talip de Müslümanları muhasara altına aldığında kendisi de Hz. Peygamber (s.a.s.) ile birlikte iki üç yıl boyunca yıpratıcı boykota göğüs gerdi. Bu sıkıntılı süreçte sahip olduğu bütün servetini onun davası uğrunda harcadı.

Müminlerin ilk annesi Hz. Hatice (r.anha) yaklaşık yirmi beş yıl süren mutlu bir evlilik hayatından sonra hicretten üç yıl önce 10 Ramazan’da (19 Nisan 620) vefat etti ve Mekke’deki Hacun Kabristanı’na defnedildi. Allah Rasulü (s.a.s.) kısa süre içinde kendisini destekleyen amcası Ebu Talib’i de kaybetmişti. Rasul-i Ekrem (s.a.s.) bu iki kayıp sebebiyle çok müteessir olduğu için, bu yıl Müslümanlar tarafından “hüzün yılı” olarak isimlendirilmiştir. Gerçekten de Allah Rasulü (s.a.s.) bu sene, eşini kaybetmekle hayat arkadaşından ve en büyük manevi desteğinden mahrum kalmış, amcası Ebu Talib’in ölümüyle de Mekke müşriklerine karşı kendisini koruyan en büyük hamisini yitirmiştir. Nitekim düşmanları onun ölümünden sonra Rasulüllah (s.a.s.)’a karşı daha cüretkâr, daha küstahça saldırmaya başlamışlardır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) Hz. Hatice (r.anha)’nin vefatından sonra çeşitli vesilelerle farklı hanımlarla evlendiği halde, ilk hayat arkadaşını hiçbir zaman unutmamış, onun fedakârlığını, kendisine desteğini her fırsatta anmış, bir hayvan kestiği zaman Hatice (r.anha)’nin eski dostlarına ondan birer parça göndermeyi ihmal etmemiştir. Bir defasında Hatice (r.anha)’nin kız kardeşi Hâle (r.anha)’nin evine girmek için izin istediğini duyan Hz. Peygamber (s.a.s.), onun sesini eşi Hz. Hatice (r.anha)’nin sesine benzeterek heyecanlanmıştı. Rasulüllah (s.a.s.)’ın ilk eşi Hz. Hatice (r.anha)’ye karşı bu vefa duygusunu ve sevgisini hazmedemeyen Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’in genç hanımı Âişe (r.anha), ölüp gitmiş bir kadını ne diye hâlâ anıp durduğunu, üstelik Allah’ın kendisine ondan daha hayırlısını verdiğini söyleyerek kıskançlığını açığa vurmuştur. Genç eşinden duyduğu bu cümlelerden çok rahatsız olan Hz. Peygamber (s.a.s.), tebliğine kimsenin ilgi göstermediği zamanda kendisine ilk önce Hz. Hatice (r.anha)’nin tereddütsüz inandığını, Kureyş’in davetini yalanladığı sırada onun tasdik ettiğini, hiç kimsenin kendisine bir şey vermediği dönemde onun İslam davasına malını harcadığını, üstelik diğer eşlerinden çocuğu olmadığı halde Cenab-ı Hakk’ın kendisine ondan çocuk verdiğini söylemek suretiyle eski eşi hakkında olumsuz kanaat açıklayan Hz. Aişe (r.anha)’ye cevap vermiş, onun bir daha Hz. Hatice (r.anha) hakkında olumsuz kanaat açıklamasına fırsat vermemiştir. Allah Rasulü (s.a.s.) ayrıca şu sözleriyle Hz. Hatice’nin değerini açıkça ortaya koymuştur: “Nasıl ki, Meryem bütün kadınlara üstün kılınmışsa, Hatice de benim ümmetimin kadınlarına üstün kılınmıştır.” “Cennet kadınlarının en faziletlisi Huveylid’in kızı Hatice, Muhammed’in kızı Fatıma, İmran’ın kızı Meryem ve Müzahim’in kızı Âsiye’dir.” “Ben Hatice’yi cennet ırmaklarından bir ırmak üzerindeki inciden bir köşkte gördüm. Onda ne gürültü ve patırtı, ne de bir çalışma ve çabalama vardır.”

Hz. Peygamber (s.a.s.) çok evliliğin yaygın olduğu Mekke toplumunda ilk eşi Hz. Hatice (r.anha) hayatta iken başka bir kadınla evlilik gerçekleştirmemiştir. Gerçekten de o, daha sonraki eşlerinden hiç birini Hz. Hatice (r.anha)’ye denk görmemiş, onun hatırasını hayatı boyunca zihninde canlı tutmuştur. Cariye asıllı Mısırlı Mâriye (r.anha)’den doğan İbrahim dışındaki bütün çocuklarının annesi olan Hz. Hatice (r.anha)’yi hayatı boyunca minnet ve sevgiyle anmıştır. Nitekim rivayetlere göre Rasulüllah (s.a.s.)’ın kızı Zeynep (r.anha), müşrik eşi Ebu’l-Âs’ın Bedir Gazvesi’nde Müslümanlara esir düşmesi üzerine, evlendiği gün annesinin kendisine hediye ettiği gerdanlığı kocasını kurtarmak üzere fidye olarak gönderdiğinde, Hz. Peygamber (s.a.s.) ilk eşi Hatice (r.anha)’nin gerdanlığını görünce duygulanmış, sahabeden gerdanlığın tekrar Zeyneb (r.anha)’e geri verilmesini rica etmiştir.