Makale

Toplumsal Takvanın Temel Unsurları

Toplumsal Takvanın
Temel Unsurları

Dr. Adil Bor

Takva bireysel ve toplumsal boyutları olan çift kutuplu bir kavramdır. Bireysel takva, Kur’an ve sahih sünnet rehberliğinde bireylerin zihin ve kalp dünyalarının bilgi, ibadet, fikir ve zikir gibi Kur’ani kavramlarla toplumsal sorumluluklarının farkında olacakları şekilde inşa edilmeleridir. Buna göre takva hak, adalet, ahlaki ve insani değerlerle bireylerin zihin ve kalp duvarlarını örmek ve bunu fikir sütunlarıyla da desteklemektir. Bu da gösteriyor ki takva sadece bireyin şekli ve endamıyla değil, onun düşünce ve amelinin niteliğiyle ilgilidir. Hz. Peygamber, “Allah, şekil ve endamınıza bakmaz. Sizin kalbinize ve amelinize bakar.” hadisinde bunu ifade etmektedir. (Müslim, Fedailü Yusuf, 2379.) Buna göre insanların kalitesi ve değeri fizikive şekli yapılarına göre değildir. Yani kişinin uzun veya kısa, güzel veya çirkin olması, itibarlı bir aileye veya belli bir kavme ve kabileye mensup olması bir üstünlük ölçüsü değildir. Çünkü takva, düşüncenin kalitesi ve üretilen değer ve gerçekleştirilen iş ile ilgilidir. Zira Kur’an, insanları değerlendirirken onların ırk ve neseplerini değil, takvayı ölçü almaktadır. Buna göre değerli ve kaliteli olmak belli bir ırk ve kabileye mensup olmayı gerektirmez. Zira bireysel takva, kişinin kalp ve zihin dünyasını Kur’an ve sahih sünnetin ölçülerine göre inşa ederek, Allah, insan ve toplumla ilişkisini buna göre düzenlemesidir. Hülasa, değerli olmak ırk ve kabile eksenli değil, takva eksenlidir.
Toplumsal takva ise, Müslüman bireylerin, Kur’an, sünnet ve aklıselimin öngördüğü çerçevede kaliteli ve erdemli bir toplumun inşası ile ilgili bir kavramdır. Kur’an’da öngörülen asıl takva ise toplumsal takvadır. Bireysel takva, toplumsal takvanın inşası için bir hazırlık aşamasıdır. Zira erdemli bir toplumun inşası ancak bireysel takvanın gerçekleşmesiyle mümkün olabilir. Dolayısıyla bireysel takva ile toplumsal takva birbirine bağlı iki temel unsurdur. Birisi olmadan diğeri anlamını yitirir.
Ferdî takva yerine toplumsal takvayı ön plana çıkardığı anlaşılan Ebussuud, takvanın temel parametrelerinin adalet, ihsan, yakınlara katkıda bulunma, kötü davranıştan, zülüm ve saldırganlıktan kaçınmak olduğunu ifade etmektedir. Ünlü tefsiri “İrşadu Akli’s-Selim”’de takvayı tanımlarken, Nahl suresinde geçen, “Allah, adil davranmayı, yaptığı işi en iyi şekilde yapmayı ve yakınlara katkıda bulunmayı emreder. Çirkin davranışları, İslam’a ve akla göre uymayan durumları ve başkalarına haksızlık etmeyi yasaklar. Allah, İslam’ın bu temel prensiplerini hatırlayıp yaşamanız için size öğüt verir.” ayetinde yer alan unsurların takvanın özeti olduğunu belirtir. (Nahl, 16/90.) Ebussuud takva ilgili yaptığı bu tespiti, Hz. Peygamber’e isnat etmektedir. (Ebu’s-Suud, İrşadu’l-Akli’s-Selim, I, 48.) Ebussuud’un bu tanımı, takvanın bilinen “Allah’ın emirlerini yerine getirme ve yasaklarından kaçınma” tanımından farklıdır. Hâlbuki gelenekselleşen takva tanımının daha çok bireysel takvayla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
Toplumsal takvanın özü ve temel parametreleri olarak kabul edilen unsurların izahedilmesi faydalı olacaktır.
1. Adalet: Adaletin zıddı zülümdür. Adalet herkese hakkını vermeyi ifade ederken, zulüm başkalarının hakkına tecavüz etmek demektir. Adalet, bireysel ve toplumsal takvanın önemli esaslarındandır. Buna göre adalet, kişinin kendisine ve topluma karşı adil davranmasını ifade etmekle birlikte, Müslümanların birbirlerine karşı dürüst davranmaları ve birbirlerinin hakkına riayet etmelerinide içermektedir. (İbn Aşur, et-Tahrir ve’t-Tenvir, XIV, 255.) Bundan dolayı Kur’an’da sadece adil davranmak emredilmemekte, onunla birlikte adalete tanıklığında yapılması istenmektedir. (Maide, 5/8.)
2. İhsani takvanın esaslarından biri olan ihsan, Kur’an’da farklı bağlamlarda zikredilmektedir. İhsan, Allah ve insanlarla en iyi şekilde iletişimi, ibadeti, sosyal hayat ve yaşamın bütün alanlarını içermektedir. İbadette ihsan, Allah’la iletişim hâlindeyken onun büyüklüğünün hissedilmesidir.Aynı şekilde ihsan, Müslüman bir şahsiyetin gerçekleştirdiği eylemde, ortaya koyduğu bir düşüncede ve toplumsal ilişkilerinde yapabileceğinin en güzelini ortaya koymasıdır. Buna göre faydalı bir icatta bulunan, doğru bir düşünce ortaya koyan ve güzel işleri gerçekleştiren kişileri ödüllendirmek de ihsan kapsamında değerlendirilmektedir. (İbnAşur, et-Tahrir ve’t-Tenvir, XIV, 255.) Kur’an’da hem fikir hem de eylemde en iyisini yapmanın hedef olarak tespit edilmesi, ihsanın İslami tasavvur içindeki yerini ortaya koyması bakımından önemlidir.
3. Yakınlara katkıda bulunmak. Kur’an yakınlara ve toplumda muhtaç olanlara katkıda bulunmayı emretmekle bencilliği ve bireyselliği ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Çağımızda Müslümanlar arasında yaygınlaşmakta olan bireyselleşme Kur’an’ın omurgasını oluşturan toplumsal takvayı ortadan kaldıracağı için Kur’an’ın ruhuna aykırıdır.
4. Çirkin davranışlardan kaçınmak, aklıselim ve İslam’ın emrettiği bir davranış biçimidir. Bu çerçevede şehevi duygulara esir olmak, başkalarının onurunu kırıcı davranışlarda bulunmak fahşa olarak ifade edilmektedir. Buna göre aklın ve vahyin onaylamadığı davranışlardan kaçınmak toplumsal takvanın önemli özelliklerindendir. Dolayısıyla akıl ile vahiy birbirlerinden ayrılmaz iki unsurdur. Biri diğerinden ayrıldığında diğeri işlevsiz hâle gelir. Çünkü vahyin muhatabı akıldır. Akıl işlevsiz bir hâle getirildiğinde, vahiy misyonunu icra edemez.
5. Başkalarının hakkına saldırıda bulunmamak toplumsal takvanın en önemli sacayaklarından biridir. Çünkü Kur’an’da adaletin ikamesi emredilirken zulmün her çeşidi de yasaklanmaktadır. Aslında bir bütün olarak adaletin tesisi ve zulmün yasaklanması Kur’ani ve nebevi değerlerin omurgasını oluşturmaktadır. Buna göre bireysel takva en üst seviyede yaşansa da başkalarının hakkı zayi ediliyorsa gerçek anlamda takvadan söz edilemez.
Netice itibarıyla bireysel takva toplumsal takvanın hazırlık aşamasıdır. Her ikisi beraber gerçekleştiğinde düşünen, üreten, sadece kendini değil başkalarının da faydasını düşünen ve insanlara rehberlik yapabilecek şahsiyetler inşa edilebilir. Aynı şekilde güvenli, erdemli, hak, adalet, insanî ve ahlaki değerleri önceleyen bir toplumun varlığı da bireysel ve toplumsal takvanın beraber gerçekleşmesiyle var olabilir. İslam dünyasındaki zihinsel ve düşünsel çöküş, değer üretememe ve güvenli bir ortamın oluşturulamamasının, takvanın toplumsal boyutunun göz ardı edilmesinden kaynaklandığı söylenebilir. Zira tefekkürden yoksun ve bireyselleşen bir takva, Kur’an coğrafyasında gereken etkiyi yapamaz.