Makale

Popüler Kültürün Kimsesizleri

Popüler Kültürün
Kimsesizleri

Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü

Kimsesizleri sadece varoşlarda, köprü altlarında ya da şehrin arka sokaklarında aramamak gerekiyor. Bazen hiç tahmin etmediğimiz yerlerde kimsesizliği en derin şekilde yaşayan insanlara rastlayabiliriz. Onlar pek çok şeye sahip olan ama nefsine sahip olamadığı için kalabalıklar arasındaki yalnız kimsesizlerdir. Kimsesiz olmak demek sadece maddi ve manevi destekten yoksun olmak anlamına gelmiyor. Dünyevi refahın ve zevklerin içinde kaybolan ve tutunacak bir dal bulamayan bu yüzden de uyuşturucudan sapkın deneyimlere kadar bir yığın hastalığın pençesinde kıvranan insanlar popüler kültürün ürettiği yalnızlardır.
Kaliforniya Sendromu
Popüler kültürde Kaliforniya sendromu diye tanımlanan durum, tam da bahsettiğimiz insanları anlatıyor. Bu sendroma yakalanmış kişiler hazcı yani hedonist ve egoist oluyor. Sendromun ilerleyen aşamalarında gittikçe yalnızlaşıyor ve mutsuz olup depresyona aday hâle geliyorlar. Yaşam stiliyle ilgili bir hastalık olarak karşımıza çıkan Kaliforniya Sendromu, zevkçiliğin ve bencilliğin ön plana çıkmasıyla boşanmadan intihara kadar sonuçlar doğurabiliyor.
Bu sendroma yakalanmış kişilerde beklentiler sürekli artıyor ve her geçen gün daha da doyumsuz hâle geliyorlar. Ortalama ihtiyaçlarını gidermek yeterli olmuyor. Bu tarz insanlar, 20 sene öncesinden çok daha fazla şeye sahip olsalar da bunları kendileri için yeterli bulmuyor ve yine de mutsuz oluyor. Mutsuzluk hâli insanları yalnızlaştırıyor ve onları intiharlara götüren sosyoekonomik etkenlerezemin hazırlıyor. California, ABD’nin eğlence odaklı yaşam merkezlerinin tipik bir örneği. Bu nedenle sosyoekonomik şartlara bağlı olarak intihar olayları California Sendromu adıyla tanımlanıyor.
Bu sendromun kişide 4 aşamada yaşandığını ifade edebiliriz:
İlk adımda zevki kurtarmak var!
Her kültürün karakterini gösteren baskın bir ruhu vardır. Doğu kültürünün baskın ruhu yardımlaşma, paylaşma olarak ön plana çıkarken, Batı kültüründe bu ruh kendisini bireysellik olarak göstermektedir. Batı doğuya oranla çok daha bireyseldir.
Batı’nın kültürel bir değeri olan hedonizm, yaşam amacını zevklerin tatmini olarak görmüştür. Freud’dan etkilenen bu görüş insanın varoluşunu haz peşinde koşmaya bağlar. Cinsel haz da hazların en doruğu olduğu için ana motor olarak kabul edilir. Sevgi dâhil her şey bu hazdan türemiştir diyerek her şeyi cinselliğin alt katmanı olarak kabul etmiş, cinselliğe indirgemiştir. Cinsel tatmin olduğu zaman mutlu olunacağı ve ruhsal hastalıkların düzelmesinin ancak cinselliğin yoğun bir şekilde yaşanmasıyla mümkün olacağı savunulmuştur. Hedonizm zevkçiliğin sonucunda ortaya çıkmıştır.
İkinci adımda ben merkezli yaşam!
Batı kültüründe ben merkezcilik gibi kötü hastalıkların arttığı görülmeye başlandı. Batılı, hastalanan eşine, yaşlanan annesine babasına, 15 yaşına gelen çocuğuna karşı görevlerini bırakıp devletin ilgilenmesini bekler, dünyaya bir kez geldiğini ve konforunu düşünen, mutlu olmak için canının istediğinin yapılması taraftarı olan bencil bir zihniyete sahiptir.
Bencillik, sosyal kanserdir…
Bencillik kanser hücreleri gibi kötü bir duygudur. İnsan vücudundaki en bencil hücreler kanser hücreleridir. Otlar içerisindeki en bencil ot ise ayrık otudur. Bunların her ikisi de birbirlerine benzer davranış gösterirler. Ayrık otu bahçe yalnız kendisine aitmiş gibi çoğalırken, kanser hücresi de vücuda gelen glikozu acımasızca tüketir. Hızla yayılırlar. Bencil insan da toplumdaki kanser hücresi gibidir. Mesela, çalışmaya başladığı iş yerinde kendisine yardımcı olan kişinin ayağını rahatlıkla kaydırabilir. Çok çalışkan, yetenekli, idealist ve başarılı ise hızla yükselebilir. Fakat acımasız bir bencilliği varsa, her şeyi yakıp yıkabilir. Bencillik, topluma bütün kötülüklerin girdiği kapıdır.
Bencillik empati yoksunluğunu da beraberinde getirir. Duygusal zekâ ile ilgili yapılan araştırmalarda beynimizde empati ile ilgili aktif olan alanlar bulunduğu ortaya çıktı. Bunun neticesinde bencil insanlarda empati duygusunun harekete geçmemesinden ötürü bencilliğin ortaya çıktığı gözlendi. Duygusal zekâ kavramıyla birlikte, bencilliğin ilacının uzlaşmacı ve empatik olmaktan geçtiği belirlendi.
Herkes bencil midir?
Bütün insanların bencil olduğu tezini savunanlar, insanda erdemli olma ve suçluluk duygusuna kapılma gibi özelliklerin mevcudiyetini düşünmezler. Mesela küçük bir çocuk, kendi hâline bırakıldığında erdemli olmayı öğrenemez, yaptığı kötülüklerde de suçluluk duygusuna kapılamaz. İçinden gelen ne ise hep onu yapmak ister. Yani “Hoşlandığım şey iyidir, hoşlanmadığım şey kötüdür” gibi, bencilce duygular taşır. Her çocuğun içinde bulunan bu eğilim ancak eğitim ile değiştirilebilir. Böyle bir terbiyeden geçmemiş insanların benzer türden çocuksu davranışlarına şahit olmuşuzdur. Mesela, bir yere gidecek veya bir iş yapacakken hoşuna giden bir şey görüp ona takılabilirler. Yapması gerekenleri ve sorumluluklarını unuturlar. Bu çocuksuluktur ama erişkinlik döneminde de böyle davranıyorsa insan, o zaman bencildir.
Bilindiği gibi, hayatta kısa ve uzun vadeli amaçlar ve buna paralel olarak mutluluklar vardır. İnsanın kendisini uzun vadede memnun edecek davranışlar sergilemesi geleceği açısından önemlidir. “Her insan bencildir” diyenler, ileriki mutlulukları göz ardı ederek, anlık zevklerin peşinde koşarlar. Bunun karşısında ise ‘diğerkâm ahlak’ durur. Diğerkâm ahlakta insan, kendisinde keşfedilmesi, törpülenmesi gereken arzu ve isteklerin varlığı söz konusu olduğunda, sorumluluklarıyla isteklerinin çatışmasını engelleyerek tercihini ortak çıkardan yana kullanması gerekir.
Bu yaşam üçüncü adımda sizi yalnızlaştırıyor!
Batı’da günümüzde ortaya çıkan diğer bir hastalık da yalnızlıktır. Bencil, zevk peşinde koşan insanlarda empati duygusu geriler ve yardımlaşma zayıflar. Böyle durumlarda da insanlar yalnız kalır. İnsan sosyal bir varlık olarak düşünülmediği için özellikle üretkenliğin bittiği dönemde yalnız kalır. Parası ve gücü olanların etrafında insanlar bulunurken, olmayanların çevresinde kimse yoktur. Aynı durum kadınlar için de geçerlidir, çekiciliği olduğu zaman etrafında var olan insanlar, kadının çekiciliği kalmadığı an onu terk ederler. Bu nedenle Batı’da yalnızlık ihtiyacı hayvanlarla giderilmektedir. Vergi gelirlerinden anlaşıldığına göre Hollanda’da nüfusa kayıtlı köpek sayısı insan nüfusuna eşittir. Batı kültürünün ciddi şekilde değiştiği ve evlat sevgisinin bu şekilde giderildiği görülmektedir.
Son adımda ise mutsuzluk hâli ve depresyon yaşanıyor!
Bencillik mutluluğun en büyük düşmanıdır. Zira mutluluğun önündeki en büyük engel insanın kendini merkeze alarak yaşamasıdır. Ayrıca bencillik arttığı oranda olumsuz duygular da çoğalır. Tersine, narsisizmin azalması, menfi duyguları yok ederek, olumlu hislerin fazlalaşmasını sağlar.
Bencil insanlar yaptıklarının sonucu olarak bir müddet sonra yalnız kaldıkları için mutsuzdurlar. Yalnızlık ise insanı depresyona götürür. Ancak bencil kimse aynı zamanda güç, otorite, para, güzellik gibi toplumun değer verdiği şeylere sahipse, insanları etrafına toplamaya devam eder. Çünkü o anda çevresindekilere verebileceği bir şeyler vardır. Fakat çıkar dağıtmadığı zaman yalnız kalır.
Egoist bir kimsenin en dikkat çekici özelliklerinden birisi de sürekli şikâyet etmesidir. Vaktiyle yakınında bulunan kişilerin şimdi neden kendisinden uzaklaştıklarını anlayamaz ve bunu bir şikâyet konusuna dönüştürür. Eğer mutsuzluk ve depresyonda olan birinin ümidi de yoksa yaşanan süreç intiharla sonuçlanabilir. Küçük şeylerle mutlu olmayı başaramayan, hep daha fazlasını isteyen ve bu nedenle elindeki imkânları yetersiz gören kişilerde intihar vakaları yaşanabiliyor.
İngiltere’de bugün gençler, trafik kazasından çok intihar nedeniyle ölüyor. Bu nedenle birçok ülke parlamentosu intiharları önleme projeleri geliştiriyor.
Aşırı hırs ve isteklere sahip olanlar ve hayatlarını dünyevi zevklerin peşinde harcayanlar; fıtratlarının tersine davrandıklarından yalnızlığın en derinini yaşayan kimsesizlerdir…