Makale

Türk Süsleme Sanatlarında Minyatür

Türk Süsleme Sanatlarında Minyatür
Suzan Çataloluk

Ara ara tarih kitaplarını karıştırdığımızda, eskilerden kalma baskılarda uyuyan hamselerin, Mesnevilerin sahifelerini çevirirken, eski bir takvimin yaprağında birden karşılaştığımız veya hasbelkader bir sergi salonunda açılan ve eski rüzgârların diyarlarından ilham alan Türk Süsleme Sanatlarıyla ilgili sergiyi gezindiğimizde rengârenk, ışıltılı tasvirler güzellikleriyle gönlümüzü başka âlemlere götürüverir.

İki boyutludurlar, derinlikleri yoktur. Altınlıdırlar, tahrirleri çok incedir, neredeyse gözle zor görülecek kadar ince detayları, sıra dışı şekil ve konularıyla, bin bir rengin ahengi ile insanı şaşırtırlar.

Müthiş bir sabır ile yapılmışlardır. Âdeta sabır hazineleri sarf edilerek adım adım meydana getirilmişlerdir.

Baktığımızda onlar ne bir yağlı boya tablo gibidir, ne sulu boyadır, ne de günümüzde sıkça gördüğümüz başka bir şekilde ve tarzdaki resimlere benzerler. Onlar kendilerine özgü bir haldedir ve biriciktirler.

Eski ata sanatı bu resimlerin genel adı “minyatür sanatı”dır. Bir başka ifade ile tasvir veya nakış sanatı... Minyatür yapan sanatkârın adı da nakkaş veya musavvardır.

Gelelim minyatür kelimesinin kaynağına: Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’e göre minyatür “minyon” kelimesinden türeme ve Batı dillerinden geçme. Küçük resim demek...

Bazı sanat tarihçilerine göre de minyatür kırmızı boya manasına gelen “miniare”den geliyor. Orta Çağ Avrupa’sında yazılan el yazması kitapların bölüm başlıkları kırmızı renkle süsleniyor. Bu rengin adı da Latince’de minium. Türkçe karşılığı sülyen, yani kırmızı. Bu kitaplardaki kırmızı renkle yazılan bölüm başlıklarına verilen minium adı giderek resimlerin de genel adı oluyor. Dolayısıyla el yazması kitapları süsleyen resimler minyatür adını alıyor.

Minyatürler genellikle el yazması kitapları süslemek için kullanılmış. Bu kitapların konu sınırlaması da yok. Yani neredeyse her kitapta minyatür görebilirsiniz. Konuyu anlatmada pek zengin bir metot olarak değerlendiriliyor. Mesela Osmanlı döneminde yazılan ve tedavi metotlarını gösteren pek çok el yazması kitapta minyatürler var. Dağlama metodundan tutunuz değişik hastalıkların nasıl tedavi edileceğine kadar konu ile ilgili pek güzel minyatürler var.

Makine mühendisi olan ve dünyada ilk robot fikrini ortaya atan Cizreli el-Cezeri’nin "Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap" (El Câmiu’l Beyne’l İlmî ve El-Amelî’ en-Nâfi fî Sınâ’ati’l-Hiyel, Arapça) adlı muhteşem eserinde konuları anlatan pek güzel minyatürler bulunmaktadır.

Bir misal daha getirelim: Matrakçı Nasuh “Seferi Irakeyn” adlı eserlerde Kanuni dönemine ait Irak seferlerini anlatırken hakikaten çok güzel minyatürlerle konuları desteklemiştir.
Ayrıca eski dönemlerin şiir ve hikâye kitapları olan hamse ve Mesnevilerde de pek nadide minyatürler bulunmaktadır.

Elbette tasvir sanatı yani minyatür, Osmanlı Türklerine has bir sanat olmayıp sadece kitaplarla da ilgili değildir. 8. ve 9. yüzyıla ait olduğu bilinen ve Turfan bölgesindeki Hoço, Bezeklik, Sorçug gibi Uygur merkezlerinde yapılan araştırmalar neticesinde ortaya çıkan Türk resim sanatının örnekleri arasında, duvar resmi ve figürlü işlemelerin yanında minyatürler de bulunuyor.

Orta Asya’da yapılan kazı ve araştırmalar neticesinde mezar buluntularında da mimari eserlerdeki duvar ve diğer unsurlarda da minyatürlere rastlanmıştır.

Daha sonra bu konuya tekrar döneceğiz. Çünkü gerçekten önemli bir tarihi seyri olan Türk minyatürü her devre göre ilgi çekici özellikler gösteriyor ve söylenecek pek çok söz var.

Acaba minyatürün temel özellikleri nedir diye sorarsak hemen şu kurallar karşımıza çıkar:

-Perspektif yani derinlik yoktur.
-Gölge ışık oyunları kullanılmaz.
-Hacim verilmez.
-Figürler önemine göre büyük veya küçük tasvir edilir.
-Yine figürler birbirini kapatmamalı, birbirinin üstüne gelmemelidir.
-Büyük bir renk özgürlüğü vardır. Musavvar hayal dünyasına göre kırmızı dağ, mor at yapabilir.

-Tasvir yapan sanatkâr büyük bir sabırla en ince farklılıkları ortaya çıkarmak zorundadır. Çok uzaklarda dağ zirvesinde otlayan ceylanın göz bebeklerindeki çizgi çizilir, Ufuktaki lalenin yaprağındaki damarlar çizilir ve taranır. At üstünde cenk eden süvarinin sakalları tek tek belirlenir... Gökteki bulutlar en ince teferruata kadar açık bir biçimde çizilir, boyanır.

-Minyatür hiçbir şekilde boşluk ve muğlâklık göstermemelidir. Dememiz o ki sulu boya resimlerdeki net olmayan renk geçişleri nakış sanatında kullanılamaz.
-Minyatürün en önemli özelliklerinden biri de içinde diğer bezeme sanatlarının da kullanılabilmesidir. Bu sanatlardan tezhip ve hüsnühat minyatürde çokça kullanılmıştır.

-Minyatürde diğer bir özellik de gerektiğinde altının toz veya varak halinde sürülmesidir. Mesela altını gökyüzü olarak sürebilir, padişahın muhteşem çadırının tezhibinde altından rumi yapabilirsiniz.

-Minyatürler genellikle konuludur.
Tasvir sanatının neticelerine gelirsek çok mühim vazifeleri ifa ettiğini görürüz:
-Evvela kitabın konusuna uygun yapılan tasvirler bu konuyu hikâye etmek açısından destek verirler.
-Kimi kitaplarda fotoğraf görevi görürler; Fatih’in gül koklayan minyatürünü misal verebiliriz.
-Hangi dönemde yapılmışsa o devrin gelenek ve göreneklerini, inançlarını, göz önüne sererler.

-Minyatürler tasvir edilen devrin giyim, kuşamlarını ortaya koyarlar.
-O dönemin insan tipolojisini gösterirler.
-Tasvir edilen yörenin bitki örtüsünü ve hayvan çeşitliliğini anlatırlar.
-Tarihi seyir içinde savaşlardaki teknolojiyi açıkça ortaya koyarlar. Misal olarak Mohaç ile ilgili savaş sahnelerini anlatan minyatürler pek güzeldir.

-Gelişmişlik çizgisini ifade ederler.
-Hangi döneme ait ise yazılan hikâye, şiir gibi edebiyat eserlerinin âdeta canlı ve hülyalarla dolu tercümanlığını yaparlar.