Makale

Nevruz'da Birleşmek - Nevruz'da Buluşmak Nevruz'da Orta Asya'da Olmak

Nevruz’la Birleşmek – Nevruz’la Buluşmak
NEVRUZ’DA ORTA ASYA’DA OLMAK
Bünyamin Albayrak

Milletleri uzun ömürlü kılan, bağlı oldukları maddî ve manevî değerlerdir. Her milletin kendine has örf, âdet, gelenek ve dinî inançları bulunmaktadır. Bir milleti güçlü kılan ve diğerlerinden ayıran da, sahip olduğu tarihî ve kültürel değerlere bağlılıktır. İnsanlık tarihinin en eski milletlerinden olan Türkler, gelenek ve göreneklerine bağlı kalmakla varlıklarını devam ettirebilmişlerdir. İslâm dinini kabul eden Türkler, hayatlarını inançla geleneği birleştirerek sürdür-müşlerdir. Orta Asya’dan Anadolu topraklarına göç eden Türklerin asıl gayeleri ekonomik hedeflerdir. Bununla beraber onlar, İslâm’a hizmeti ve onun tebliğini hiçbir zaman aksatmadan sürdürmüşlerdir.

Türklerin önemli günleri arasında Nevruz Bayramının ayrı bir yeri olduğu hepimizin malumlarıdır. Biz bu çalışmamızda Nevruz’un tarihine kısaca değinerek, günümüz Orta Asya’sında kutlanan Nevruz Bayramını sizlerin bilgilerine sunmak istiyoruz.

Türk dünyasının her tarafında büyük coşkuyla kutlanan Nevruz, “Yılbaşı” ve “Ergenekon Çıkış” günü olarak kabul edilmektedir. Kültürlerin birbirinden etkilendiği tarihî bir gerçektir. Türk mitolojisi bu hususta İran mitolojisinden ciddi manada etkilenmiştir. Farsça “Yeni gün” manasına gelen “Nevruz” kelimesi, eski Ön Asya kavimlerinin yılbaşı ve bahar bayramlarının adıdır.

Nevruz, milâttan önce III. Yüzyıldan, Mete Han zamanından beri Türklerde var olan, Türk unsurlarının etkili olduğu Abbasiler döneminde de bayram olarak kutlanan ve vergi toplama mevsiminin başlangıcı sayılan, bahar bayramıdır. Osmanlılar döneminde nevruz günlerinde “Nevruziye” denen bir macun veya tatlı yemek bir âdet haline gelmiştir. Nevruz kutlamaları dinî yönden gündeme gelmiş, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, bu günün Mecusî âdeti olmadığını, eğlence ve şenliklerle kutlamanın dinen bir sakıncası bulunmadığını belirtmiştir.

Nevruz, 20 Mart’ı 21 Mart’a bağlayan geceyi ifade etmektedir. Yeni bir yılın başladığını haber vermektedir. Gece ve gündüzün eşit olduğu bu gece, bütün Türk toplulukları tarafından kutsal sayılmakta, 21 Mart günü resmî tatil ve bayram olarak kutlanmaktadır. Nevruz Bayramı kutlamalarına Devlet erkânı resmen katılır ve onların himayeleri ile şenlikler, kutlamalar gerçekleştirilir.

Bolu Eğitim Merkezimize Orta Asya’dan gelen Kırgız, Özbek ve Kazak öğrencilerimizle yapmış olduğum söyleşilerde, kendi ülkelerindeki Nevruz kutlamalarını şöyle ifade etmektedirler:

Baharla beraber her canlı diriliyor. Ağaçlar çiçek açıyor, ekinler yeşeriyor, kurt, kuş, börtü böcek âdeta yeni bir güne (nevruzla) merhaba diyor. Nevruz günü; gece ile gündüzün eşit olduğu, iyilik ve bereketi temsil eden baharla, kötülük ve sıkıntıyı temsil eden kışın mücadelesidir. Hayvancılıkla uğraşan ağır kış şartlarından bıkan Orta Asya milletleri için yeşilliklerin ortaya çıkması müthiş bir sevinç kaynağıdır. Nevruz günü kar ve yağmur yağarsa, “nuryağdı” denir ve o yılın bereketli olacağına inanılır. Ağaç dikmeye önem verilir.

Nevruz kutlamaları şehrin en büyük alanlarında, park ve bahçelerinde yapılmaktadır. Kutlamaların yapılacağı alana önce bir kıl çadırı kurulur. Kırgızlar bu çadırın adına “bozüy” adını vermektedirler. Genelde yuvarlak daire biçiminde yapılan bu çadır, nevruz bayramında ev sahibinin hörmetli mihmanları (büyük misafirleri) ve aksakalları (yaşlıları) kabul edip, ağırladığı yerdir.

Nevruzun en önemli bir geleneği, bayram gününden önce herkes evinin çevresini güzelce temizler. Etrafta hiçbir çöp bırakılmaz. Çünkü bu temizlik bereket kaynağı olarak kabul edilir.

Bu günde sabah erkenden kalkılır, en güzel ve yeni elbiseler giyilir. Evin kapısı gün boyu açıktır, hiç kapanmaz yani “kapımız her gelene açık” demektir. Önemli bir gelenekte, bu günde kimse kimseyi evine davet etmez, herkes kendiliğinden gelmelidir. Yaşlılar ziyaret edilir. Karşılıklı ziyaretler yapılarak, hediyeler verilir. Bayram günü günlük işlerle meşgul olunmaz. Gıybet, dedikodu, küfür gibi kötü sözler asla söylenmez. Hastalara Nevruz’dan pay gönderilir. Herkes “bayramınız menen” ifadesiyle birbirinin bayramını kutlar.

Nevruz programları bazı farklılıklar olsa da genelde şöyledir: Nevruz’un açılış konuşmasını programı düzenleyen kurumun başındaki yetkili yapar. Günün mana ve ehemmiyetini vurgular. Daha sonra sırayla seçkin davetliler bu konuşmayı destekler mahiyette konuşmalar yaparlar. Nevruz kutlamalarında İslâmî kimliğe vurgu yapan en önemli âdet, kutlamalar okunan Kur’an’la başlar. Herkesin büyük huşu ile dinlediği Kur’an’ı, peşinden yapılan dua takip eder ve kurban kesilir. Daha sonra halk oyunları, konserler ve gece boyunca çeşitli eğlenceler tertip edilmektedir. Belediyeler şehir merkezlerinde halka pilav ve çorba ikram ederler.

Nevruzda Oynanan Oyunlar

Güreş ve at yarışları; Orta Asya denince, akla gelen ilk oyunlar güreş ve at yarışlarıdır. Her ikisinde de güç gösterisi vardır. Kahramanlıkları ve büyük savaşlarıyla ün kazanan Türkler için tabiî ki güç büyük önem arz etmektedir. Güreş ve at yarışları Nevruz kutlamalarının vazgeçilmezleridir.

Tenge İlüv; atlarla oynanan bir oyun türüdür. Kıymetli bir eşya veya para yere bırakılır ve at sırtındaki yarışmacılar onu almaya çalışırlar. O kıymetli eşya veya para alanın olur.

Kökpar; beş ve on kişiden oluşan takımlar karşı karşıya gelirler. Kafası kesilmiş bir keçi sahanın ortasına bırakılır. Takımların reisleri ortaya çıkar karşı karşıya gelirler ve oyun başlar. Bunlardan birisi at sırtından düşmeden, yere eğilerek keçiyi alıp kendi tarafına götürmeye çalışır. Keçiyi kapan başkan kendi tarafına doğru giderken, diğer grup toplu saldırıya geçer. Buna karşılık karşı tarafta harekete geçince artık ortalık toz duman olur. Hangi takım keçiyi kendi tarafına götürmeyi başarırsa, oyunu o kazanır. Kökpar, Kazakların oynadığı bir oyundur. Bu oyunun Kırgızlardaki adı ise Ulak’dır.

Ögiz köterüv; tam bir güç gösteri oyunudur. Üç dört yaşında, ikiyüz kilodan aşağı olmayan bir öküz meydana getirilir. Kendine güvenen yiğitler meydana çıkarlar. Bu oyunun kuralı, öküzün altına girip onu kaldırmak ve becerebilirse taşımaktır. Kim fazla adım atarsa oyunu o kazanır.

Kartal (yırtıcı kuşlar) gösterileri; Göçebe hayatı yaşayan bu topluluklarda avlanmak geçim kaynakları arasındadır. Özel olarak eğitilen kartallarla tavşan, tilki avlanmaktadır. Moğolistan da yaşayan Kazaklar, yetiştirdikleri bu çeşit kuşlarla sürülerini kurtlardan koruduklarını söylerler. Şöyle ki, bu yırtıcı kuş bir hamleyle pençelerini kurdun çenesine geçirir ve artık eğiticisi gelmeden kuş, kendi başına pençelerini onun ağzından çıkaramaz. Bu kuşlar sahiplerine çok aşırı bağlıdırlar. Nevruz Bayramında bu kuşlara sahip olanlar onlarla gösteriler yaparlar.

Müzik ve eğlence; Kırgız kutlamalarında Manas destanından, kendilerine has söylemleriyle parçalar okunur. Kopuz eşliğinde şarkılar seslendirilir. Kazaklar ise dombıra ve sazi (saz) adını verdikleri âletler eşliğinde şarkılar söyler ve eğlenirler. Bu eğlencelerde sözlü atışmalar, (bizdeki âşıkların karşılıklı atışması gibi) son derece hoş ve eğlendiricidir.

Altı bakan; iki kişinin bindiği bir tür salıncak, yandaki toplanarak hem onları sallandırır hem de şarkılar söyleyerek eğlendirirler. Bu daha çok akşamları olur.

Asık atu; Bizdeki daha çok köylerde hayvanların aşıklarından çıkarılarak oynanan oyun gibidir. Oyunun farklı çeşitleri vardır.

Nevruzda Pişirilen Yemekler

Orta Asya da Nevruz Bayramı dendiğinde hiç şüphesiz akla ilk gelenlerden biri de o günde pişirilen yemeklerdir. O gün de yemek pişirmek ve o yemeği başta fakirler olmak üzere insanlara dağıtmak bereket kaynağıdır. Yeni yılda ev halkına bereket getirecektir. Bu yemekler; Sümölök (Sümelek) Kırgızlarda, Navrız köce Kazaklarda çok meşhurdur. Kokchuchvara, kokmanti, kokprashka, bu günde pişirilen yemeklerdendir.

Navrız köce; yedi türlü şeyden yapılır. Et, tuz, su, buğday, pirinç, bulgur, katık (Anadolu’da kurut veya keş denilen, kurutulmuş yoğurt) dan yapılır. Navrız köce de bu yedi şeyin bulunması şarttır. Önce et pişirilir, belli kıvama geldikten sonra etin suyuyla pirinç ve bulgur konularak pilav tarzı yapılır. Yemek piştikten sonra katık (kurut, yoğurt kurusu) suyla yumuşatılır ve yemeğe karıştırılır. Çok nefis bir yemek olduğu söylenir. Bu yemekten ne kadar insan yerse, o kadar sevap ve bereket olur. Kazakların her nevruzda itina ile hazırladıkları yemekleridir.

Sümelek; Kırgızlara ait olan bu yemeğin yapılışı oldukça zordur. Halk arasında yaygın inanışa göre, su ve melek kelimelerinden birleşen Sümelek, cennet yemeklerinden ve kutsal sayılan bir yemektir. Nevruz tarihi kadar eski olan bu yemek, Türk dinî inanışlarından İslâm’a kadar her motifi içerisinde bulundurmaktadır. Halk arasında yaygın olarak anlatılan Sümeleğin en önemli özelliği: “Yüce Tanrı’nın rahmet ve bereketinin insanlara ulaşması, yeni yılın bolluk ve bereket yılı olmasına vesile olması, insanlar arasında birlik, beraberlik ve dayanışmaya katkı sağlayacağına inanılmasıdır.”

Yemeğin tarihçesi hakkında Hz. Ömer döneminde meydana geldiği rivayet edilen olayın bir benzerinin de Türkler arasında yaşanmış şekli anlatılmaktadır. Eski tarihlere dayandırılan bu hikâyenin, İslâmî motiflerden etkilenerek şekil değiştirdiği de muhtemeldir. Öyküye göre; kocasını yitirmiş on çocuklu bir kadın fakir düşmüştür. Çocuklarına yiyecek bulma sıkıntısı çeken bu kadın, yavrularının feryatlarına çare bulamayınca, tencerenin içerisine birkaç tane buğday ve taş koyup ateşin üzerinde kaynatmaya başlamış ve çocuklarını rızıklandırması için Allah’a dua etmiştir. Sonuçta Allah, kadının duasını kabul etmiş ve tenceredekileri leziz bir yemek hâline dönüştürmüştür.