Makale

Toplumsal Barış, Huzur ve Din Görevlisi

Toplumsal Barış, Huzur ve Din Görevlisi

Toplumları sağlıklı bir şekilde ayakta tutan faktörlerin başında birlik ve beraberlik gelmektedir. Bunun zıddı olan tefrika ise, toplumların karışmasına, anarşi ve teröre bulaşmasına, bir müddet sonra da tarihten silinmesine sebep olabilecek kadar kötü bir hastalıktır.

Üzeyir Yavaş
Ekinözü İlçe Müftüsü

İslam, toplumu oluşturan fertlerin arasını düzeltmeyi amaçladığı gibi cihanşümul olma özelliğinden dolayıdır ki, büyük topluluk ve devletlerin aralarında niza ve sürtüşme olduğunda araya girilerek düzeltilmesini istemektedir. Bu bağlamda Peygamber (s.a.s.) hayatı boyunca hep Allah’ın dini İslam’ı gönüllere yerleştirip dünyaya barış ve huzuru yerleştirmek için çaba sarf etmiştir.
Toplumsal barışı tesis eden unsurlar
Birlik ve beraberlik
Toplumları sağlıklı bir şekilde ayakta tutan faktörlerin başında birlik ve beraberlik gelmektedir. Bunun zıddı olan tefrika ise, toplumların karışmasına, anarşi ve teröre bulaşmasına, bir müddet sonra da tarihten silinmesine sebep olabilecek kadar kötü bir hastalıktır. Ne yazık ki tarihte bunun örneklerini birçok topluluk yaşamıştır. Bu nedenle tevhit dini olan İslam, birlik ve beraberliğe son derece önem vermektedir. Nitekim Allah Teala, Kur’an’da: “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın, ayrılığa düşmeyin.” (Âl-i İmran, 3/103.) Bir başka ayette ise; “Allah’a ve Rasulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz de gücünüz ve devletiniz elden gider.” (Enfal, 8/46.) buyurarak, birlik ve beraberliğin önemine dikkat çekmiştir.
Yardımlaşma ve dayanışma
İslam, toplumun fertleri, hatta toplumlar arasındaki ilişkilerin dostluk ve merhamet esasına dayandırılmasını istemekte, uygulamada bunu desteklemektedir. Toplumdaki bu dostluğu oluşturacak sebeplerden birisi de hiç şüphesiz fertler arasında yardımlaşmanın yayılmasıdır. (Hayreddin Karaman; İslam’ın Işığında Günün Meseleleri, İZ Yayıncılık, İstanbul 2001, 3/194.)
Toplum fertleri arasındaki servet ve gelir uçurumu, o toplumda fakir ve zengin arasında haset ve kıskançlığın, servet düşmanlığının oluşmasına, bu ise, toplumdaki barış ve huzurun yok olmasına sebep olacak bir durumdur. Oysa İslam, adında taşıdığı ‘barış’ anlayışını tüm fertlerin gönüllerine yerleştirmek amacındadır. Bu yüzden yardımlaşma ve dayanışmanın toplum huzur ve barışı açısından küçümsenmeyecek bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Din ve inanç
İnsanın hayatını tek başına devam ettiremeyip, toplum hâlinde yaşadığı bir gerçektir. Toplum hâlinde yaşayan insanların, huzurlu bir hayat yaşamalarında ise, sahip oldukları din ve inancın önemli etkisi vardır. İnsanlar tek bir hedef etrafında birleştikleri ölçüde birlik ve beraberliği, onun peşinden de huzur ve barışı yakalarlar. Din ve inancın da bu hedefi en ideal ölçüde sağlayan en önemli, hatta tek unsur olduğunu söylersek mübalağa etmiş sayılmayız. Çünkü din ve inançtan daha yüksek hedef, gaye ve şuur sağlayan başka bir unsur ve etken yoktur. Tarih bunun en canlı şahididir.
Güzel ahlak ve hoşgörü
İnsan ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının yanında, bir de ahlak kuralları vardır. Hukuk kuralları, ihlalleri durumunda cezai müeyyide uygularken, ahlak kuralları böyle bir cezalandırma yoluna gitmez. Herhangi bir ceza işlemi gerektirmeyen bu ahlaki prensipleri ihlal edenler, direkt bir ceza ile karşılaşmamış olsalar da, bu tipler toplum tarafından sevilmez, hor görülürler, kaba saba bir insan olarak bilinir ve toplum dışına itilirler. Bu yüzden toplum içinde ahlaki kurallar zamanla aşınıp dumura uğramadığı ve insanlar tarafından hüsnükabul gördükleri sürece hukuk kurallarından daha etkili olurlar.
Hoşgörüye gelince; onun en güzel örneklerini, hakkında: “Rasulüm, şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin.” buyrulan, yani güzel ahlakı bizzat Allah tarafından tescillenen Allah Rasulü (s.a.s.) vermiştir. Medine’de yıllarca Yahudilerle beraber yaşamış, asla tahammülsüzlük yapmamıştır. Cennetteki makamına geçinceye (ahirete irtihaline) kadar, fitne ve fesat kaynağı olan münafıkları tek tek bilmesine rağmen ne onların yüzüne vurmuş, ne de onları ifşa etmiştir.
Yine Osmanlı Devleti de asırlarca gayrimüslimleri topraklarında barındırmış, himaye etmiş, onları asla asimile etme yoluna gitmemiş, bırakın tahammül etmeyi, onların ibadetlerini rahatça yapabilecekleri, dinlerinin gerekliliklerini yerine getirebilecekleri ortamlar hazırlayıp, emannameler yayınlatarak varlıklarını korumuştur.
Adalet
Mademki insan tek başına yaşayamıyor, mademki insan toplum hâlinde yaşamak zorunda, öyleyse bu toplu yaşamanın birtakım kural ve kanunları olmalıdır. Tarih boyunca ilahî olsun, beşerî olsun bütün hukuklar toplumsal düzeni sağlamak için kanunlar koymuşlardır. Allah (c.c.), ilk peygamber Hz. Âdem’le başlayan dünya düzeninde, gönderdiği bütün Peygamberlerine vahyettiği ilahî suhuf ve kitaplarıyla, yeryüzünde adaleti sağlamayı amaçlamıştır. Zaten insanın dünya yüzüne gönderilmesinin amacı da budur: Halife olarak geldiği dünyada, adaletle davranıp, dünyayı imar etmek ve Allah’ın çizdiği sınırlar içinde O’na kulluk etmek.
Peygamber (s.a.s.)’in, halkın eşrafından suçlu bir kadını bağışlaması için, Hz. Usame (r.a.) kendisine aracı olunca, Rasulüllah (s.a.s.) son derece hiddetlenerek; “Allah’ın hududundan bir had hususunda şefaat mi talep ediyorsun?” diye çıkışarak şöyle devam etti; “Sizden öncekileri helak eden şey şudur: İçlerinden şerefli biri hırsızlık yaptı mı onu terk ederler (ceza vermezler)di. Aralarında kimsesiz zayıf birisi hırsızlık yapınca derhal had tatbik ederler (ceza verirler)di. Allah’a yemin olsun! Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapmış olsa mutlaka onu da cezalandırırdım.” (Buhari, Hudud 11, 12, 14; Şehadet 8; Enbiya 50; Müslim, Hudud 8; (1688).) buyurarak adaletin, devlet ve milletin devamında ne kadar önemli bir yer tuttuğuna işaret etmişlerdir.
Netice itibarıyla; ‘adalet’, toplumun huzur ve barışını tesis etmede çok önemli bir yere sahiptir. Devlet ve milletin bekası; adaletin, toplumun bütün kesimlerine eşit oranda yayılmasına bağlıdır. Yani; ‘adalet mülkün temeli, huzur ve barışın teminatıdır.’
Aile
Toplumda huzur ve mutluluğu tesis etme konusunda ailenin küçümsenmeyecek derecede önemli katkıları vardır. Belki de yukarıdan beri saymaya çalıştığımız hususların oluşmasında baş etken ailedir. Toplumu oluşturan fertlerin birlik ve beraberlik, yardımlaşma, güzel ahlak, dindarlık ve adalet duygusu ve ruhu kazanmada ailenin çok büyük rolü vardır. Zira tüm bu saydıklarımızı bireyler önce aile ortamında alırlar. Bu itibarla ‘aile terbiyesi’, ‘aile görgüsü’ gibi kavramlar bugün toplumumuzda hâlen güncelliğini korumaktadır. Bugün bile insanlar, tutum ve davranışını, görgü ve ahlakını beğenmediği kişiler için; “aile terbiyesi ve aile görgüsü almamış” tabirini kullanırlar. Çünkü hakikaten ‘aile terbiyesi’ ve ‘aile görgüsü’ fertlerin hayatlarını üzerine bina ettikleri, çok önemli birer kişilik alt temelidir. Bu alt temeller olmazsa insanların huy, karakter ve ahlaklarında önemli derecede bozukluklar olacaktır.
Toplumsal huzurun tesisinde din görevlisinin rolü
Camilerimizde görev yapan ve günün hemen her saati bulunduğu yerdeki insanlarla iç içe olan din görevlileri, hem o mahalle veya köyün hocası, hem de o yerin önde gelen saygın kişilerindendir. Bu itibarla din görevlilerinin toplumsal huzur ve barışın tesis edilmesinde küçümsenmeyecek katkıları vardır.
Din görevlisi; doğumdan ölüme kadar, hem iyi hem de kötü günde halkın yanındadır. Hocalarımız başta cami içindeki görevi olan namaz kıldırma, vaaz edip hutbe okuma olmak üzere, cami dışında da çocuğun doğumundan sünnetine, nişanından düğününe, askere uğurlamasından nihayet ölümüne; yani, sosyal hayatın bütününde halkımızın yanındadır ve vazgeçilmez moral kaynaklarıdır. Saydığımız tüm bu durumlarda halkımız, şehrinin müftüsünü, vaizini, mahallesinin hocasını yanında görmek ister. Onların ziyaretinden ve dualarından manevi destek alır. Evini ve iş yerini ziyaret ettiklerinde bunu bir şeref ve bereket sayar. İşyeri açılışlarında bulunup dua ettiğinde, zaman zaman işyerlerini ziyaret ederek, helal kazanç konusunda İslam’ın ölçülerini hatırlatıp nasihatte bulunduğunda, insanlar bu durumdan son derece memnun olurlar.
Din görevlisi camideki vaaz ve hutbeleri ile cami dışındaki sohbetinde, kendisini dinleyenlere sürekli birlik ve beraberlikten, kul ve komşu hakkından, ölçü ve tartıyı düzgün tutmaktan, her zaman dürüst ve güvenilir olmaktan bahseder. Devlete ve millete karşı vazifelerini hatırlatır. Böylece kişilerin birbiri ile ve devletle arasında barış köprüsü oluşturur.
Bazen ailevi sorunların kaynağında, dinî-ahlaki bilgi ve motivasyon eksikliğinin önemli payı vardır. Bu noktada özellikle saygı, sevgi, hoşgörü, affetme, sabır, şükür ve tevazu gibi kavramları ön plana çıkartarak aile bireylerine nasihat eden ve tarafları sakinleştiren, böylece aileyi parçalanmaktan kurtaran yine din görevlilerimizdir.
Bunun gibi aile ve toplumların dağılmaya yüz tuttuğu durumlarda, devreye giren din görevlileri sayesinde birçok ailevi ve toplumsal felaket önlenmiş olur. Zaman zaman ekonomik krizlerin yaşandığı ülkemizde, halk arasında olaylar yaşanmamıştır. Zira din görevlilerimiz, fitne ve kargaşanın adam öldürmekten daha ağır günah olduğunu, izinsiz alınan başkasına ait malın dinen haram kılındığını, komşusu açken tok yatmanın doğru olmadığını vaaz ve hutbelerinde sık sık vurgulamaktadırlar.
Sonuç olarak; ‘din görevlilerimiz’ toplumsal huzur ve barışın tesis edilmesinde küçümsenmeyecek derecede önemli bir vazife üstlenmişler, bunu da en güzel şekilde yerine getirmektedirler. İnancımız odur ki, bu ulvi vazifelerini yapmaya devam ettikleri ve halk ile olan diyaloglarını bu minvalde sürdürdükleri müddetçe toplumumuz her zaman huzur ve barış dolu bir hayat yaşayacaktır.