Makale

fıkıh köşesi

fıkıh köşesi

Din İşleri Yüksek Kurulundan
Televizyon veya radyodan canlı olarak yayınlanan namazlarda o imama uyarak namaz kılınabilir mi?

Cemaatle namaz kılınabilmesi için cemaatin imama uyması gerekir. Bunun için imam ile cemaatin aynı mekânda bulunmaları şarttır. Bu sebeple imamın namaz kıldırdığı mekân dışında bulunan bir kimse imama uymaya niyet ederek namazını kılsa bu namaz geçerli olmaz. İmam ile cemaat arasından geçen bir nehir veya genişçe bir yol da cemaatin imama uymasına engel sayılmıştır.
Buna göre televizyon ve radyo gibi iletişim cihazları aracılığı ile başka bir mekândaki imama uymaya niyet etmekle mekân birliği gerçekleşmiş olmayacağından, bu şekilde kılınan namaz geçerli değildir.

Namazda kavme ve celsenin hükmü nedir, ne kadar beklemek gerekir?

Kavme; namazda rükûdan kalkarken, secdeye gitmeden önce iyice doğrulmak ve en az bir kere “Sübhane Rabbiye’l-Azim” diyecek kadar ayakta durmak; celse ise, namazda iki secde arası en az bir kere “Sübhane Rabbiye’l-Azim” diyecek kadar oturmaktır.
Celse ve kavme, vacip olup yanılarak terk edilirse sehiv secdesi yapmak gerekir. Bilerek terk edilirse namaz bozulur. İmam Şafii, İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise celse ve kavme farzdır.
Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle anlatmaktadır: “Hz. Peygamber bir gün mescide girdi, peşinden de bir adam gelerek namaz kıldı. Sonra gelip Hz. Peygamber’i selamladı. O da selamını aldı ve ‘dön ve namazını yeniden kıl’ dedi. Bu durum üç kez tekrar etti, sonuncusunda şöyle buyurdu: ‘Namaz kılacağın zaman tekbir al, sonra Kur’an’dan bildiğin kolay gelen bir yeri oku, sonra rükûya eğil ve uzuvların yerleşip rahatlayıncaya kadar rükûda kal. Daha sonra rükûdan kalk ve iyice doğrul. Sonra secdeye git ve orada uzuvların yerleşip rahatlayıncaya kadar kal. Daha sonra iyice yerleşinceye kadar otur, sonra tekrar secdeye kapan ve orada uzuvların yerleşip rahatlayıncaya kadar bekle. Bütün namazlarında böyle yap.” (Buhari, Ezan, 95.)

Erkekler cuma namazından çıkmadan bayanlar öğle namazını kılabilir mi?

Kadınlar ve kendilerine cuma namazı farz olmayan hasta ve benzeri kimseler vakit girdikten sonra, imam cuma namazını bitirmeden önce kendi evlerinde öğle namazını kılarlarsa bu namaz geçerli olur.
Kendilerine cuma namazı farz olmayan bu gruptakilerin şehirde veya şehir hükmünde olan bir yerde öğle namazında cemaat yapmaları da mekruhtur; bu kimseler kendi başlarına kılmalıdırlar.
Kendisine cuma namazı farz olan bir kimse ise, özürsüz olarak cumaya gitmez ve imam cuma namazını bitirmeden önce evinde o günkü öğle namazını kılarsa Hanefiler’e göre bu namaz geçerlidir, fakat cumaya gitmediği için günahkâr olur. Diğer üç mezhebe ve Hanefilerden İmam Züfer’e göre ise kıldığı öğle namazı geçersizdir. Cuma namazı kılındıktan sonra tekrar kılmalıdır.

Cuma ve bayram namazı gibi ibadetlerden kadınların muaf tutulmaları nasıl açıklanabilir?

Cuma namazı, akıllı, ergenlik çağına erişmiş, sağlıklı, hür ve mukim erkek Müslümanlara farzdır. Kadınlar, hürriyeti kısıtlı olanlar, yolcular ve cemaate gelemeyecek kadar mazereti olanlar cuma namazı kılmakla yükümlü değildirler. Ancak cuma namazını kılmaları hâlinde bu namazları geçerli olup ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez.
Hz. Peygamber (s.a.s.): “Cemaatle cuma namazı kılmak, her Müslüman’a farzdır. Ancak köle, kadın, çocuk ve hastaya farz değildir.” (Ebu Davud, Salat, 216.) buyurmuştur. Diğer bir hadislerinde ise: “Kadın, çocuk, köle ve hasta hariç, cuma namazı her Müslüman’a farzdır.” buyurmuştur.
Asr-ı saadetten günümüze kadar müçtehit imamlar, âlimler ve bütün Müslümanlar, cuma namazının kadınlara farz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir.
Cuma namazının kadınlara farz kılınmamış olması, onlar hakkında bir mahrumiyet değil bir muafiyettir. Diledikleri takdirde, camiye gidip cemaatle cuma namazı kılmalarında dinen bir engel yoktur. Hatta hutbe ve vaazlardan istifade etmeleri için cuma namazlarına devam etmeleri tavsiye olunur.
Bayram namazlarında da aynı durum söz konusudur. Hz. Peygamber döneminde kadınların, namaza katıldıkları; âdetli oldukları için namaz kılamayacak durumda olanların ise musallanın kenarında durup tekbirlere katıldıkları ve hutbeyi dinledikleri bilinmektedir. (Buhari, Salat 2; Müslim, Salatü’l-îdeyn, 10, 11.)

Okunan Kur’an-ı Kerim’i dinlemenin hükmü nedir?

Kur’an-ı Kerim’i okumak ibadet olduğu kadar, onu dinlemek de farz-ı kifaye olarak nitelenen bir ibadettir. Zira bir ayet-i kerimede: “Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (A’raf, 7/204.) buyrularak tilavet olunan Kur’an-ı Kerim’in dinlenmesi emredilmektedir. Şu kadar var ki, dinlemek için ortamın müsait olmadığı durumlarda, açıktan okunması uygun olmaz.

Bir camide cemaati kaçıran kimse tek başına namaz kılarken kamet getirmeli midir?

Düzenli olarak cemaatle beş vakit namaz kılınan mescitlere o vaktin farz namazını kılmak üzere giren kimseler, cemaatle veya yalnız başına namaz kılacak olmaları hâlinde tekrar ezan ve kamet getirmelerine gerek yoktur. Düzenli olarak beş vakit namazın kılınmadığı mescitlerde ise ezan okunarak ve kamet getirerek namaz kılmak daha faziletli olup sadece kametle de yetinilebilir.

Abdest konusunda özürlü bir kimse cemaate namaz kıldırabilir mi?

Abdestle ilgili özrü olan bir kimse, özrü olmayan kişilere imamlık yapamaz. Aynı şekilde, akli melekesi yerinde olmayan olana, Kur’an okuyamayan okuyabilene, elbisesi temiz olmayan temiz olana imamlık yapamaz. Çünkü imam, kendisine uyan kimselerin durumundan daha aşağı olmamalıdır.