Makale

Adam Olabilmek

Adam Olabilmek

Milletinin derdiyle dertlenmeyen, çilesini çekmeyen bir gençliğin ne kendisine ne ailesine ne milletine faydası vardır. Maneviyat hazzı nedir bilmeyen, maddenin esiri olmuş kimselerin kime, ne faydası olabilir?

Vedat Ali Tok

Dünyanın en genç nüfusa sahip ülkelerinin başında gelmekteyiz. Genç nüfusun birçoğu orta ya da yüksek dereceli okullara gitmektedir. Özellikle üniversitelere giden gençlerimiz, artık ailesine katkı sağlayacak, milletine hizmet edecek birer aday niteliğindedir. Bu şuurdaki gençlerimizin çoğalması istikbalimizin güveni anlamına gelir.
Üniversite öğrencilerine baktığımız zaman genellikle şu sıfatlara sahip kimselerle karşılaşıyoruz:
Sadece, yüksek okula gidiyor desinler diye gelip gidenler.
Gayesi olmayan, üniversiteleri sonsuz bir özgürlük alanı telakki edip karşı cinsteki insanlarla zamanını geçirip, ailesinin ve devletin imkânlarını sorumsuzca harcayanlar.
Kendi çıkarlarını her zaman önde tutarak başkalarının omzunda yükselme, hedefleri için her türlü haksızlığı meşru görme eğiliminde olanlar ki, bunlar ne olursa olsun kendine makam sağlamak için her şeyi göze alan hırslı kimselerdir.
Kim olduğunun, nereden geldiğinin, ne için okuduğunun, kime hizmet etmesi gerektiğinin şuurunda olan, en kısıtlı şartları bile değerlendirebilen gençler... Sürekli okuyan, devleti, milleti için fikir ve çare üretme peşindeki gençler... Elbette bizim için ideal olan gençlik budur.
Milletinin derdiyle dertlenmeyen, çilesini çekmeyen bir gençliğin ne kendisine ne ailesine ne milletine faydası vardır. Maneviyat hazzı nedir bilmeyen, maddenin esiri olmuş kimselerin kime, ne faydası olabilir?

“Sana paşa olamazsın demedim, adam olamazsın demiştim.” Nüktesini hepimiz biliriz. Paşanın paşa olana kadar öğrendikleri, tahsil ettikleri bir öğrenimin sonucudur; ancak babasını ayağına çağırması onca tahsile rağmen eğitimden nasipsizliğini gösterir. Bu durum, Yunus Emre’ye göre kuru bir emektir.
Bir düşünür, “Doğru işlemeyen akıl, keskinmiş neye yarar; saatin iyiliği koşmasında değil, doğru gitmesindedir.” diyor. İnsan zeki olabilir; ancak öğrendiklerini hayra yönlendirmiyor, hayırlı işlerde kullanmıyorsa zekâsını boşa harcıyor demektir.
Büyük devletler eğitim ve öğretime büyük yatırımlar yapar. Çünkü milletlerin başarısı, başarısızlığı; ileri gitmesi yahut geri kalması, geleceği hep buna bağlıdır.
İlk emri “Oku!” olan bir dinin mensubu, ilmi Çin’de dahi olsa talep etmeyi tavsiye eden bir Peygamberin ümmetiyiz. Şanlı milletimizin İslamiyetle müşerref olmasından sonra Türk edebiyatında görülen ilk eserler de bilgiyi, bilmeyi teşvik eden ifadelerle doludur. Mesela İslami-Türk edebiyatının ilk eserlerinden biri olan ve Yusuf Has Hacib tarafından yazılan Kutadgu Bilig isimli eserde eğitim-öğretim, ilim, bilgi ve bunları öğrenmenin faziletlerine dair çok sayıda mısra vardır. Eserden iki dörtlük ve günümüz Türkçesiyle karşılığı şöyledir:
Bilig bildi boldı eren belgülüg
Biligsiz tirig le yitük körgülüg
Biliglig er öldi atı ölmedi
Biligsiz tirig erken atı ölüg
İnsan bilgisi ile tanınır; bilgisiz, hayatta iken, kaybolmuş sayılır; bilgili adam ölür, (ama) adı kalır, bilgisiz, sağ iken, adı ölüdür.
Bilig birle âlim yokar yokladı
Biligsizlik erni çökerdi kodı
Bilig yind osanma bil ol hak resul
Bilig Çin’de bolsa siz arkang tidi
Âlim bilgi ile yükseldi, bilgisizlik insanı aşağı düşürdü; bilgiyi ara, usanma; bil ki o hak Rasul: “Bilgiyi, Çin’de bile olsa arayınız.” dedi.
Türk edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan Yunus Emre, eğitimin insan hayatında ne kadar büyük bir önemi hâiz olduğunu şu vurucu ifadelerle ne veciz dile getirir:
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Yunus Emre ilim ve öğrenmenin hedefi beyanında söylediği bu ve bundan sonraki dörtlüklerde 13. asırdan çağımıza hatta daha da ilerilere ışık tutar. Ona göre ilimden maksat insanın kendini bilmesidir. İnsan kendini bilirse Rabbini bilir. Buna göre insan, ömrünün büyük bir bölümünü ilme vakfettiği hâlde kendini bilmiyorsa boşuna harcanmış bir ömür ve Allah’a sığınılması gereken faydasız bir ilimle meşgul olmuş demektir.
Edebiyatımızda hikemî tarzın öncüsü olarak bilinen Urfalı Nabi, oğlunun şahsında bütün gençlere seslendiği Hayriname’sinde eğitim ve öğrenimin önemine dikkat çeker. Okumanın, ilim tahsil etmenin yaşı yoktur. Çünkü beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi salık veren bir dinin mensuplarıyız. İlim tahsil ederken utanmanın da anlamı yoktur. Çünkü bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır. O yüzden her şeyin aslını, erbabından tahsil etmek gerekir. Adı geçen eserinden birkaç beyit:
Öyle bir ilme çalış kim mutlak
Anı bir sen bilesin bir dahi Hak
İtme âr öğren oku ehlinden
Her şeyin ilmi güzel cehlinden
Cehldir âdeme zindân-ı belâ
Ki düşenler göremez rûy-ı rehâ
İnsanları hakiki mutluluğa ulaştıracak rehberin eğitim ve öğretim olduğuna dikkat çeken bir başka büyük şairimiz de Mehmet Âkif Ersoy’dur. O da kaybedilmiş ilmin Batı’da olduğuna işaret ederek gençlere şu tavsiyelerde bulunuyor:
Fen diyarından sızan nâ-mütenâhî pınarı
Hem için, hem getirin yurda o nâfi’ suları
Sözün başında bahsettiğimiz hususların kaygısını çeken Âkif, Türk gençlerinin Avrupa’dan faydalanması gereğine işaret ederken eğitimin kaynağı olarak şanlı geçmişimizi gösteriyor. Yani ülkemiz için gerekli olan marifet, Batı’da olsa bile fazilet bizim kendi kökümüzde aranması gereken bir kıymettir.
Dünden aldığımız sağlam inancımızı, geleneğimizi yarınlara bozulmadan taşımak istiyorsak çocuklarımızı, gençlerimizi asla ihmal etmemeli, onlara bilginin yanında sağlam bir eğitim vermeliyiz ki gelecekten emin olalım. Böylece çocuğumuz hem paşa hem de adam olabilsin.