Makale

Naci ŞENGÜN: “Caminin hakkı çocuklar, çocukların hakkı camilerdir.”

Naci ŞENGÜN: “Caminin hakkı çocuklar,
çocukların hakkı camilerdir.”

Söyleşi: M. Kâmil YAYKAN

Allah’ın evi olan camilerde geleceğimizin güvencesi olan çocukları ve gençlerimizi göremeyişimiz çeşitli yollarla onları mabedin içine dâhil etmemizi zorunlu kılıyor.

TDV tarafından “İyilik Ö-dülü”ne layık görüldüğünüz “Akvaryum” projeniz ve bu projenin oluşum sürecini bize anlatabilir misiniz?
Hayatın merkezi olan camiler üzerinde, tüm toplum kesimleri eşit haklara sahiptir. Günümüz anlayışında, yetişkin erkeklerin istifade ettiği, ramazan ayında kısmen kadınların faydalandığı ve çocukların ise bu iki kesimin izin verdiği ölçüde hakkını kullanabildiği mekânlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Hâlbuki arka saflarından çocuk seslerinin gelmediği mabetler öksüz ve yetimdir.
Mekânların da hakkının ve hukukunun olduğunu biliyoruz. Caminin hakkı çocuklar, çocukların hakkı camilerdir. Söz konusu olan mekân cami olunca, camiyi hak sahiplerine görsel ve ibadet konforu açısından nasıl daha imkânlı hâle getirebiliriz sorusunu kendimize sorduk. Çocukların kalbine nasıl konuk oluruz? Alıcısı çok olan bu körpe dimağlara bizim de söyleyeceklerimiz vardı. Onların temiz duygularının peşine takılıp bizi götürdüğü yer, camiye akvaryum yapma fikri oldu.
Camiler, yaşı kırkın üzerinde olanlar tarafından kullanılan mekânlardır anlayışına muhalif bir duruştur aslen bizimkisi… Caminin halısı, avizesi yenilendiğinde yaşlı cemaatin nazarında bu bir değerdir. Ama çocuk için çok bir anlam ifade etmeyebilir. Çocukları ve gençleri kazanalım niyetiyle çıktığımız yolculukta muvaffak olduğumuzu düşünüyorum. Unutturulan mekânların tekrar hatırlanmasına akvaryumu vesile kıldığımızı söyleyebilirim.
Sizi böyle bir proje yapmaya sevk eden sebep ne idi?
Dert söyletir diye söz vardır. Sen Allah’ın dininin derdiyle, ümmetin evlatlarının derdiyle dertlenirsen Allah da seni yolunda muvaffak kılar. Allah’ın evi olan camilerde geleceğimizin güvencesi olan çocukları ve gençlerimizi göremeyişimiz çeşitli yollarla onları mabedin içine dâhil etmemizi zorunlu kılıyor.
Çocuklar meraklı varlıklardır. Benim iki evladım da, her hafta sonu bir AVM’ye gitmemiz konusunda ısrarcı tavırlarını sürdürüyorlardı. Çünkü bu mekânda bir akvaryum vardı. Bir gün çocuklarıma “Yavrularım! Ben bu akvaryumdan daha büyüğünü camiye kurarsam aynı ısrarcı tavrı camiye gelme konusunda da gösterir misiniz?” diye sorduğumda “Evet, evet babacığım.” dediler. Kulaklar, gönüller Kur’an’a; gözler toplu secde eden sâcitlere muhtaç… Hâl böyle olunca camiyi eğlenilerek öğrenilen mekânlar olarak aslına rücu kılmaya çalıştık. Çünkü Allah Rasulü’nün mescidi öyle bir mescitti. Teknolojinin ağına düşmüş, sosyalleşmesini yitirmiş, varsa yoksa sosyal medya denilen sanal ağlara takılmış gençliğimizi ve çocuklarımızı alternatif hizmetler üreterek buralardan kurtaralım istedim. Bu akvaryum sayesinde çocuklarımız bir hayvana merhamet göstermenin tarifsiz hazzını yaşıyor. Sorumluluk duygusu gelişip, canlılara ve çevreye duyarlı bir kişi olarak topluma katılıyorlar. Bugün zaten en fazla muhtaç olduğumuz değerler şefkat ve merhamet değil midir?
Projenizin ödüle layık görüldüğünü öğrendiğinizde ne hissettiniz? Sizce projeniz başarıya ulaştı mı? Hedeflerinizi gerçekleştirebildiniz mi?
İyiliklerin ve güzelliklerin sahibi Allah’tır. O, kimi dilerse dinine hizmet ettirir. Biz şimdilik bu hizmeti üretebildik ama yarın, Allah Zülcelal daha güzellerini de lütfedebilir.
“Uluslar Arası İyilik Ödülünü”, Başbakanımız Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun elinden almış olmak elbette beni ziyadesiyle mutlu etti. “Çocuklar en çok camiye yakışır.” adlı projenin, her biri değerli 500 ayrı proje içerisinden seçilmiş olması ve bunun Başkanlığımız tarafından taltif edilmesi çok büyük bir onur.
Camiye gelen çocukların profiline baktığımda elbette bir başarıdan söz edilebilir. Akvaryum sayesinde tanıştığımız çocuklarımız ve sonrasında ilerleyen dostluğumuza bağlı olarak, ailevi sorunlarını, ergen sorunlarından kaynaklı problemleri camiye gelip benimle çözmeye çalışma gayretleri doğru hedef üzerinde olduğumuzu gösteriyor. Bu projeyle tanıştığımız bir gencimizin kendi ifadesiyle, okulun en yaramazıyken bu yılki Kutlu Doğum programının koordinatörlüğünü yapmış olması mutluluk verici bir örnek idi. Çocukları ve gençleri camide beklemek gibi bir lükse sahip değiliz. Mahallemizde bir çocuğumuz, bir gencimiz hakikatle henüz tanışmamışsa bir eksiğiz ve eksik bir başarıdan söz edebiliriz.
Akvaryum projenizin haricinde hâlihazırda yapmış olduğunuz veya hayal ettiğiniz projeleriniz de var mı?
“İki günü müsavi olan zarardadır.” buyuran bir peygamberin ümmetiyiz. 2014 yılı Şehitler Haftası’nda çocuklarla birlikte kurduğumuz bir bahçemiz var. Bu bahçemizin adı, “Şehitler Bahçesi.” Bahçıvanlığını çocukların yaptığı bahçenin ürünlerini komşularımıza, şehitlerimizin ruhaniyetini şâd etme adına ikram ediyoruz. İkramlardan sonra çocuklar büyükleri, Fatiha ve İhlas okumaya davet ediyorlar. Bir farkındalık ve bir vakıf bilinci oluşturma gayesiyle yaptığımız bu bahçe sayesinde çocuklarımız birlikten kuvvet doğduğunu tecrübe edinmiş oldular.
Ayrıca çocuklardan oluşan bir cemaatle, mahallemizin hasta ve şehit yakınlarını ziyaret ediyoruz. Bu davranışımız manen çocukları yetiştirdiği gibi insanların geleceğe dair ümitlerini güçlendiriyor.
Malumunuz yaz tatili geldi, dolayısıyla yaz Kur’an kursları da başlayacak. Çocukların yaz Kur’an kurslarına katılımı hakkında fikirleriniz nelerdir? Bu katılımları çoğaltabilmek için sizce neler yapılabilir?
Çocuklarımız yorucu bir eğitim sezonunu geride bırakmış ve tatil psikolojisine girmiş olarak camilerimize geliyorlar. Dışarıda nefse hoş gelen birçok imkân ve etkinlik var. Buna rağmen çocuklar tatillerinden feragat ederek dinimizi öğrenmeye geliyorlar. İşte bir din gönüllüsünün mesleğini sahiplenmesi gereken en önemli zaman bu zamandır. İlk günden, oturun elif cüzlerini açın diyerek başlanılan kurs, uzun soluklu ve verimli olmamaktadır. Bu yüzden, bu fırsat eğitimine din gönüllüsünün kendisini aylar öncesinden ruhen, bedenen ve materyal olarak hazırlaması gerekir. 17 milyon ortaöğretim öğrencisinin 3,5 milyonuna ulaşabiliyor olmamız elbette her yönden meselenin üzerine yoğunlaşmamızı gerektiriyor.
Her kursiyer öğrenciye, bir arkadaşını kursa kazandırma şevkinin aşılanmasının, niteliği ve niceliği artıracağını tecrübe edilmiş bir bilgi olarak paylaşabilirim.
Yakın camilerde vazife yapan hocaların, haftanın belirli günlerinde münavebeli olarak öğrencilerle buluşmaları da bir heyecan oluşturabilir.
Din görevlileri toplum içinde ön plana çıkan, toplumu yönlendiren kişiler olmalı. Buradan hareketle sizce günümüz din görevlileri kendilerini nasıl donatmalı ve özellikle gelecek nesillerin eğitimi için neler yapmalı?
Din gönüllüsü mihrapta, minberde, kürsüde nasıl önde ise ruhen, bedenen ve fikren toplumun da önünde olmalıdır. Mesleğini çok sevmeli ve bir peygamber mesleği icra ettiğinin bilincinde olmalıdır. Kur’an’ın inşa ettiği ve Rasulüllah’ın rehberliğinde yaşanan hayata talip olmalıdır. Zaman zaman camimizi ziyaret eden okullar oluyor. Bir kız öğrencinin “İdeal bir imam nasıl olmalıdır?” sorusuna İdeal imam yaşantısını Rasulüllah’a (s.a.s.) benzeten imamdır.” cevabıyla mukabelede bulunmuştum.
Din gönüllüsünün, Allah’ın razı olmadığı ve toplum vicdanının kabul etmediği davranışlardan sakınması gerekir. Çünkü toplum, bizim yaşantımıza bakarak sözlerimizi değerlendirip kabulleniyor. Misyonuna sahip çıkarak gelişmeler ışığında vizyonunu oluşturan din görevlilerine önemli görevler düşmektedir. Her din görevlisinin günlük, aylık ve yıllık bir planı olmalıdır. Kur’an’ı baştan sona sık sık hatmetmeliyiz. Bu hatim mutlaka tefekkür yoğunluklu mana hatmini de içermelidir. Çünkü Kur’an, biz müminlerine her defasında taze esintilerle gelmektedir. Biz çok okursak yüzümüz, sözümüz aydınlanacak ve daha çok insanın uyanışına vesile olacağız. Din görevlisi “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.” düsturunu en iyi anlayarak kendisini sürekli öğrenmeye ve geliştirmeye kilitlemeli, öğrenim seviyesini yükseltmeli, zihnini çağın gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatmalıdır.
Rasulüllah’ın (s.a.s.); “Ashabım yıldızlar gibidir.” hadisi, aklımıza senin yıldızın kim sorusunu getirmektedir. Her gencin bir sahabe yıldızı edinmesine yardımcı olarak o iklimi solumasına ve hayat çizgisini oluşturmasına refakat etmeliyiz.